Samsun

‘Türkiye’nin geleceği tarım ve tarıma dayalı sanayide’

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, “Türk tarımı klasik söylemlerden kurtarılarak kendi kendine yeten ülke konumundan, hitap ettiği bölgesel coğrafyada etkili olan, yönlendiren ve bölgesini besleyen ülke haline dönüştürülmelidir. Türkiye’nin geleceği tarım ve tarıma dayalı sanayidedir” dedi

‘Türkiye’nin geleceği tarım ve tarıma dayalı sanayide’

6 Eylül 2020 06:00
-A

+A

Türkiye tarımında yeni eğilimler hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Yusuf Demir, “Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız günümüzde gıda güvenliği beslenme ve tarımsal üretimin önemi dünyada tartışılmaz bir gerçek olarak gündemdeki yerini almıştır. Dünyada insanların temel ihtiyacı olan sürdürülebilir yaşam, sağlıklı beslenme, nesillerin devamı gibi konular ana gündem maddelerini oluşturmakta, araştırmalar ve ülke stratejileri buna göre planlanmaktadır. Özellikle son dönemde yaşadığımız pandemi süreci bunu daha önemli hale getirmiştir. Ülkemizde ise tarım hala ülke stratejimiz içerisinde yeter değerini bulamamıştır” diye konuştu. 
Profesyonel tarıma geçilmeli
Konunun önemini anlayan ülkelerin tarıma profesyonel bir bakış açısı oluşturduğunu, hem gen kaynaklarının korunumu ve geliştirilmesini hem de tarımsal üretim ve işletmeciliğinde profesyonel işletmecilik ve yönetim mantığını zorunlu hale getirdiğini belirten Demir, şöyle devam etti: 
“Ülkemizde ise son yıllarda alınan bazı tedbirler bu konulardaki duyarlılığımızı geliştirmekte, ancak yapılması gereken çok iş ve alınması gereken çok yol bulunmaktadır. Özellikle profesyonel işletmeler ve işletmecilik, ürün planlama, ülke kaynaklarının korunumu, geliştirilmesi ve uygulamaya aktarılması konularında yeni yaklaşım ve stratejiler geliştirilerek uygulamaya konulmalı, profesyonel tarım yönetimi anlayışına geçilmesi çalışmaları yapılmalıdır. Bu bağlamda son dönemde çıkarılan yasaların uygun yönetmelikler ile desteklenmesi, yeni yasalar ile köylü ile çiftçi ayırımın yapılarak profesyonel tarıma geçilmesi, mevcut büyükşehir yasasının kırsalda ortaya çıkardığı sorunların çözümüne yönelik ivedi çalışmaların yapılması acil eylem planı içerisinde uygulamaya konulması gereken konulardır.” 
“Dünyadaki nüfus artışı, çağın teknolojik gelişmeleri ve sanayinin insanı yönlendirme süreci, insanın tarım sektörüne yönelik yeni yaklaşım ve trenler oluşturmasını zorunlu hale getirmektedir” diyen Prof. Dr. Yusuf Demir, “Tarımdaki trendlere küresel iklim şartlarındaki değişim, ekonomik ve sosyal yapıdaki dönüşüm ve teknoloji şekil vermektedir. Dünyada tarım sektörü hızlı bir değişim ve etkileşim içindedir. Günden güne azalan ekilebilir tarım arazileri, değişen iklim koşulları, su başta olmak üzere doğal kaynaklardaki kirlenme ve azalış bu değişimin ana etkenlerindendir. Buna, bozulan ekolojik denge ile birçok alt etken gruplarını da eklemek mümkün. Yaşadığımız çağda, tarım sektöründe bilinen geleneksel uygulamaların dışına çıkılan ya da biraz daha farklı yaklaşımların yaşandığı bir süreç geleceğe dair yol haritasını belirler niteliktedir” şeklinde konuştu. 
Prof. Dr. Demir, tarımdaki değişimleri şöyle sıraladı: 
“-Son yıllarda küresel ısınma ve iklim koşullarındaki değişimin faturasını en acı şekilde yaşayan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. İnsanoğlunun doğaya verdiği tahribatın da etkisiyle kuraklık, don, dolu ve sel gibi sorunlar üreticiden tüketiciye kadar herkesi olumsuz etkilemektedir. Önümüzdeki dönemde kuraklık, don, dolu gibi afetleri daha sık yaşamak tarım sektörü açısından 'yeni normal' olarak nitelenebilecek bir risk haline dönüşmüştür. Üretici bundan böyle kendisi açısından en büyük risklerin başında gelen olumsuz hava koşullarını göz ardı edemez. Bu tür afet ve risklere karşı devlet desteğinin artması, sigorta sisteminin tarımda güçlendirilerek desteklenmesi bir zorunluluk haline gelmektedir. Kısaca çiftçilerimiz olumsuz iklim koşullarının etkisine hazır hale getirilmelidir. 
- Gelecek yıllarda yaşanacak küresel iklim etkileri ve kuraklık, üretici açısından tercihlerin değişimine sebep olacaktır. Günümüz şartlarında bu değişime karşı alınacak tedbirler ve kuraklığa dayanıklı yeni tarımsal ürün çeşitlerinin geliştirilmesi çalışmalarına devam edilmekte ve bu konudaki çalışmalar daha da önem kazanacaktır. Ülkemizin pek çok yerinde, araştırma enstitüleri ve üniversitelerinde bu alandaki çalışmaların artması ve öncelikli konular arasına alınması, TÜBİTAK gibi kuruluşların bu tür çalışmaları destekleme eğiliminin artması önemlidir. Ülkemizin tarımsal üretim tercihleri ve üretim planlamamız olası değişimlere uyumlu hale getirilmelidir. 
- Tarım sektörü açısından vahşi sulama olarak da adlandırılan salma sulama yöntemi ekonomik açıdan artık geçerliliğini yitirmiştir. Sürdürülebilir ve başarılı bir tarım uygulamasında basınçlı sulama sistemi olarak adlandırılan damlama ve yağmurlama sulama artık tüm dünyada kabul edilen bir sistemdir. Küresel iklim değişimi tehdidi nedeniyle diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de sulama yatırımlarının önemi her geçen gün artmaktadır. Karık sulama yöntemine oranla, damla sulama yüzde 60, yağmurlama sulama sistemi yüzde 30 civarlarında su tasarrufu sağladığı araştırmalarla ortaya konulmuştur. Ülkemizde son yıllarda tarımda kullanılan suyun yaklaşık yüzde 60’ının israf edildiği düşünüldüğünde konunun önemi ortaya çıkmaktadır. Su yönetimi ve su kullanımı, toprak-su-çevre ilişkisi ve geleceği planlanmalı ve gelişmelere paralel yönetilmelidir. 
- Dünyada iklimsel değişimler ve pazarlardaki çeşitlilikten yola çıkarak örtü altı yetiştiriciliği de giderek talebin arttığı bir trend konumundadır. Türkiye mevcut potansiyeli ve uygulamaları ile örtü altı varlığı bakımından dünyanın 4'üncü büyük ülkesidir. Sektör açısından yeni normal trendler arasında gösterilen örtü altı yetiştiriciliğinde üreticiler son dönemlerde yetiştirme tekniklerini geliştirerek daha verimli çeşitler elde etmekte ve kullanmaktadır. Örtü altı yetiştiriciliğinden artık sadece sebze anlaşılmamakta, çilek, üzümsü meyveler, muz, kayısı gibi çok sayıda meyve üretimi yapılmaktadır. Süs bitkileri de bu alanda çok önemli bir potansiyel barındırmaktadır. Tarımsal üretim planlamamızda örtü altı yetiştiriciliği yeni tren olarak planlanmalı ve uygulanmalıdır. 
- Tarımda teknoloji kullanımı ve araştırma-geliştirmeye (AR-GE) yöneliş de şartlar gereği 'yeni normal' bir trenddir. AR-GE artık diğer sektörlerde olduğu gibi tarım açısından da stratejik öneme sahiptir. Tarım ve Orman Bakanlığının son yıllarda açtığı AR-GE mükemmelliyetçilik merkezleri bunların en net işaretleri arasında gösterilebilir. Tarımda AR-GE ve inovasyon geleceğimiz açısından önemli hale gelmiştir. Özellikle üniversiteler ve araştırma kuruluşları öncelikli çalışma alanlarını bu trende göre planlamalıdır. 
- Son yıllarda üreticiden tüketiciye kadar organik tarıma olan yöneliş bu trendi daha güçlü hale getirmektedir. İnsanlar artık GDO tehdidi altında olduklarından, ne kullandıklarını ve yediklerini bilmek istemektedir. Genetiği ile oynanmış, birçok riski içinde barındıran gıdalar yerine doğanın kendine sunduğu, katkısız, ilaçsız ürünler tüketmek istemektedir. Bu nedenle organik tarım artık alım gücü yüksek kesimlerle birlikte alım gücü her geçen gün artan bir kitlenin de tercihleri arasına girmektedir. Ülkemiz, iklimi, ekolojisi ve sahip olduğu kaynakları ile Avrupa’da ve dünyada önemli organik üretim merkezi olma yolunda önemli avantajlara sahiptir. Bu avantajımızı uygulamaya aktarmalı hem üretici hem de tüketici kitlesini geliştirmeli ve korumalıyız. 
- Dünyada iklim etkisi ve yaşam standardında ki değişimlere paralel olarak çevreci yaklaşımlar ve biyolojik çeşitliliğe duyarlılık artmaktadır. Daha bilinçli bir kamuoyunun varlığı tarımda da daha çevreci, sağlıklı ve kaliteli üretimi teşvik edecektir. Yatırımlarını bu çerçevede gerçekleştiren üreticiler de 'yeni normal' trende kolay adapte olabilecek ve bu süreçten kazançlı çıkacaktır. Tarımda yeni trendler üretici kadar gıda sektörünün diğer oyuncularını da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü tarım ve gıda sanayii, ithalat ve ihracat pazarı da tarımdaki 'yeni normal'e göre şekillenmektedir. Kısaca Türk tarımı klasik söylemlerden kurtarılarak kendi kendine yeten ülke konumundan, hitap ettiği bölgesel coğrafyada etkili olan, yönlendiren ve bölgesini besleyen ülke haline dönüştürülmelidir. Türkiye’nin geleceği ‘tarım ve tarıma dayalı sanayidedir’.” İHA
 
Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

HAVA DURUMU