Aktüel

Doğa kazanacak

İnsan, doğayla mutlu beraberliğinden kopup onu bencilce yönetmeye başladığından beri günden güne tüm yaşamı katlediyor. 6 ünlü isim, en çok rahatsızlık duydukları çevre sorunlarına değinerek, doğaya verdiğimiz zarara bir kez daha dikkat çektiler.

Doğa kazanacak

8 Haziran 2019 12:29
-A

+A

Derya Şensoy
Müjgan Ferhan Şensoy
Oyuncu


Tabiatın sahibi değil, bir parçasısın!
“Fabrikalarda etik dışı koşullarda çalıştırılan ve yetiştirilen hayvanların durumu, uzun yıllardır üzülerek ve hassasiyetle takip ettiğimiz bir konu. Bu konunun kendi içinde de birçok alt başlığı olduğundan birkaç cümleyle derdimizi anlatmamız çok zor ancak gerek sütünden, etinden, yumurtasından gerekse kürkünden, derisinden sebep işkence edilen ve vahşice katledilen hayvanların çaresizliği canımızı yakıyor. Tüketim toplumunun umarsızca normalleştirdiği bu duruma dikkat çekip farkındalık yaratma gereksinimi her geçen gün daha elzem bir hal alıyor. Teknoloji ve bilim alanlarında hızla ilerlediğimiz bu çağda, doğaya ve hayvanlara olan duyarlılığımızın aynı hızla geriye gidiyor olması gelecek açısından endişe verici… Kendimizi tabiatın sahibi değil bir parçası olarak gördüğümüz gün, bir değişimin başlangıcı olabiliriz. Hayvanların etik dışı koşullarda yetiştirildiği, işkence gördüğü kurumların bilincinde olup bu konuda empati ve duyarlılığın artması için ulaşabildiğimiz kadar çok insanı bilgilendirmeliyiz. Konuyla ilgili atılacak öncelikli bireysel adımsa, bu vahşi endüstrinin ürettiklerini tüketmemek.”



Özge Özder
Oyuncu/Dernek Başkanı

Yaşam her canlı için tartışmasız bir hak
“Ömrüm dilsiz canların derdini dillendirmekle geçti. Onların yaşadığı haksızlıklarla ilgili vicdan ve adalet duygum öyle yıprandı ki, hayatımın en yoğun döneminde bir dernek kurmaya ve yıllardır başkanlığını yürütmeye, onlarca kampanyaya yön vermeye kadar gitti bu iş. Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği olarak, kurulduğumuz günden beri farkındalık yaratmak ve insanların sokak hayvanlarıyla empati kurmasını sağlamak, bilinmeyen gerçekleri anlatmak için büyük çaba gösteriyoruz. Çünkü bir hayvanın karnını doyurmak ya da tedavisini yaptırmak çok kıymetli olsa da insanların onlarla empati kurabilmesi ve görülmeyenleri görüp anlaması çok daha önemli. İnsanlarımız bilinçlenmediği sürece onların sorunları da artarak devam edecek. En büyük eksiğimizse, kesinlikle yasa yetersizliği! Sapkın ve cani duygularla suç işleyenlerin hemen hepsinin ilk eylemini bir hayvan üstünde denediğini ve ceza görmedikçe cesaretlenerek çocuklara, insanlara yöneldiğini biliyor musunuz mesela? Hayvansever olmaya gerek yok, bir canlıya zarar veren cani birini layığıyla cezalandırmak hem vicdani anlamda boynumuzun borcu hem de ileride toplum için tehlikeli bir birey yetişmesine engel olmak için adaletin görevi. Siz karanlık bir köşede zevk için kediye veya köpeğe acı veren bir caninin ya da hayvanlara sapkınlık eden bir kişinin elini kolunu sallayarak dolaşmasına, çocuğunuzun başını sevmesine razı olur musunuz? Hayvan hakları yasasının yetersizliği sadece hayvanseverlerin değil, tüm toplumun sahip çıkması ve dillendirmesi gereken bir sorun. İnsanların, hayvanlara yapılan haksızlıklara duyarsız kalmaması ve hayvan hakkı ihlallerinin ağır bir şekilde cezalandırılması gerektiğini her fırsatta dile getirmesi gerek. Dünya, biz kibirli insanoğluna ait değil, onlarla aynı yaşam haklarına sahibiz. Aynı Tanrı’nın çocuklarıyız. Aynı şeyleri hissedip aynı şekilde üzülüyoruz. Her canlı acıyı, açlığı, üzüntüyü, sevinci, sevgiyi ya da şefkati hisseder! Ve her canlı güzel bir yaşamı hak eder.”



Özgün
Şarkıcı

Betondan kaç, yeşile yer aç!
“Kendi çocukluğum geliyor aklıma... Eskişehir’deki mahallemizde oynadığımız oyunlar, geceleri annelerimizin bizi zorla eve soktuğu yıllar… Ağaçlara tırmanışımız, müstakil evlerimizin bahçeleri, komşuların bahçelerine gizlice dalıp dallardan meyve aşırmalar… Geçtiğimiz senelerde göreyim diye gittiğimde yaşadığım üzüntü tarif edilemez; ne o bahçeler kalmış ne de o güzelim evler. Koca koca apartmanlar almış yerlerini. Hatıralarımda koca bir gün içinde o sokaklardan ya bir ya iki araba geçerdi. Şimdi ise kaldırımlarda arabalardan yürünmüyor, ki Eskişehir Türkiye’nin belki de en güzel ve planlı şehirciliğinin yapıldığı yerlerden. Diğer şehirlerde durum çok daha fena. Hele İstanbul! Uçakla her yaklaştığımızda tepeden bakıp düşünürüm hep, ‘50 sene önce kim bilir nasıldı buralar?’ diye. Şimdi bir park bulsan orada da gözünü bir saniye bile ayıramıyorsun çocuğunun üzerinden. Binalar içinde endişeyle büyütüyoruz çocuklarımızı. Biz doğayı koruyamadığımız gibi kalana da sahip çıkamıyoruz. Şu an evimiz İstanbul’da, Belgrad Ormanı’na yakın. Hafta sonları insanlar haklı olarak akın ediyorlar. Ama akşam olup gittiklerinde geride kalan çöpleri, pislikleri görseniz hayrete düşersiniz! Önce olanı koruyarak, sahip çıkarak iyi örnek olmamız lazım çocuklarımıza. Daha sonra her fırsatta fidan dikerek… Örneğin biz düğünümüzde nikah şekeri yerine her misafir adına birer fidan bağışlamıştık Tema Vakfı’na. Şimdi Eskişehir’de bizlerin adına güzel bir fidanlığımız var. Çocuklar, anne ve babalarını örnek alırlar daima. Çocuklarımızın doğayla bağını kuvvetlendirmek istiyorsak, önce bizler bir bağ kurmalıyız.”



Gökçe Eyüboğlu
Oyuncu

Doğa eninde sonunda bizlerin acı çekecek olmasını umursamadan kendi ekolojik dengesini tekrar sağlayacak!
“Ormanlar yaşamın ta kendisi. Ormanların yağışlar üzerinde olumlu etkisi olduğu bilimsel bir gerçek… Toprağı tutar, temiz suyu sağlayan havzaları korur, su döngüsünü sağlar, kalitesini arttırır. İklim değişikliğinin temel sebebi olan karbondioksiti atmosferden çeker ve toprağın verimini arttırır. Sadece ağaç topluluğu değil, içinde pek çok canlının yaşadığı bir eko sistemdir orman. Dolayısıyla ormanları yok etmek yaşamı yok etmektir. Okuduğum bir makalede şöyle diyordu: ‘Bilim insanlarının son dönemde yaptığı araştırmalar gösteriyor ki, önümüzdeki 10 yıl içinde doğanın insanı besleyemez hale gelmesi, orman tahribatı ve bu kuraklıkla kaçınılmaz hale gelmiştir.’ Ormanların yok olması konusundaki asıl çözümünse, kurumsal çabalarla ve politikalarla olacağına inanıyorum. Uygun su politikaları, kent planlamaları, ormancılık uygulamaları ve küresel ısınmanın etkileri göz önünde bulundurularak yapılacak ağaçlandırma stratejilerinin bu noktada çok büyük önem arz ettiğini düşünüyorum.”



Serkay Tütüncü
Sörf Eğitmeni/Oyuncu

En önemli ihtiyacın tükenmek üzere, bunun için ne yapıyorsun?
“Kuraklık birçok farklı etkenden kaynaklanan bir doğal afet olsa da insanoğlunun bu felakette payı çok büyük. Ormanların tahrip edilmesi, temiz suyun bilinçsiz kullanılması, sanayileşme, betonlaşma gibi birçok farklı etken var ve doğayı her geçen gün yaralamaya devam ediyoruz. Su, benim en özgür yaşam alanım. En başta canlılığın devam etmesini sağlayan en önemli element. Diğer kaynaklar gibi yokluğunda başka bir alternatife yönelebileceğimiz bir madde değil. Bu yüzden onu kirletmek ve değerini bilmemek, gelecek nesillere yapacağımız en büyük kötülük olur. Kuraklık konusunda, farkındalık adına önemli bir adım attığımızı düşünüyorum bu çekimle. Çoğu insan bu doğal kaynakların nasıl kullanıldığını ve doğaya ne kadar ihanet ettiğimizi bilmiyor bile. Duyarlı olmak için önce bunların farkında olmalıyız. Gelecek nesiller için dünyaya iyi bakmamız gerektiğini sık sık hatırlatmalıyız. Bizler yalnızca misafiriz.” Röportaj: Simay Engür (elele)


Haberin Galerisi
Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...