Yazar

isadogan08@hotmail.com

6 makale bulunmakatadır

AHTE VEFA İMANIN VE İSLAM’IN ÖZÜDÜR

06:46 - 29 Ekim 2019

+A

-A

Toplum halinde yaşamanın en önemli ilkelerinden birisi verilen sözü tutmak ve emanete hıyanet etmemektir. Toplumsal düzen ve akış ahde vefa ile sağlanır. Doğruluğun ve dürüstlüğün temeli de budur. Toplum birbirlerinden sorumlu olan ve bu sorumlulukları yerine getiren fertlerden oluşmalıdır. Sorumluluklarını yerine getirmeyen insanlar topluma bir yük olduğu gibi sadece toplumun ahengini bozan bir varlık konumuna gelirler. Bu da tam manasıyla İslam karşıtlığı olan vefasızlığın ta kendisidir. Kur’an da ahde vefa Yüce Allah’ın sıfatlarından biri olarak zikredilmiştir. Tevbe Suresinde “Allah yolunda savaşıp düşmanları öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Allah cennet karşılığında satın almıştır. Onlara va’dolunan cennet haktır. Tevrat’ta İncil’de ve Kur’an da sabittir. Allah’tan ziyade ahdine vefa eden kimdir? O  halde bu yapmış olduğunuz alışverişten dolayı sevinin. İşte bu çok büyük bir saadettir.” buyrulur.
Yine Kur’an da mü’minlerin de bu vasıfla muttasıf olmaları gerektiği emredilmiştir. Bakara Suresinde şöyle buyrulmaktadır:” Yüzlerinizi doğu ve batı tarafa çevirmeniz iyilik değildir. Sadece Allah’a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere iman edenler; sevdiği malı fakir akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara,muhtaçlara, köle ve esirlere verenler; namazı gereği üzerine kılıp zekat verenler; sözleştikleri zaman sözlerini tutanlar; ihtiyaç ve sıkıntı hallerinde cihat ve savaşlarda sabredenler iyi kimselerdir. Onlar hakka uyanlar ve takva sahipleridir.”
İnsan vefasının iki yönü vardır. Birisi Allah’a vefalı olmak diğeri de Allah’ın yarattıklarına karşı vefalı olmaktır. Allah’ın insanı yoktan var etmesi bir yana, dünyada her şeyi onun hizmetine verip sayısız nimetler sunması, Allah’ın lütuf ve ihsanından başka bir şey değildir. Allah’ın bu lütuf ve ihsanına karşı yapılacak en küçük bir vefasızlık ve duyarsızlık insanın nefsini zedeleyen ve küçülten bir davranıştır. İnsan nefsinin şeref ve itibarına değer veren İslam dini Kur’an’da insanın uyması gereken ahlaki ve hukuki kararları bildirmek suretiyle ahde vefanın yolunu göstermiştir. Aslında bütün peygamberlere gönderilmiş olan bu hukuki ve ahlaki ilkeler verilen nimetlere karşılık ahde vefanın ilkeleridir. Bu bakımdan vefalı insan Allah’ın emirlerini yerine getiren, yasaklarından da sakınan insandır. Yukarıdaki ayette de ifade edildiği gibi insan Allah’a ahirete meleklere kitaplara ve nebilere iman etmez; fakiri, yetimi, yoksulu ve muhtaç olanı gözetmez; namaz kılıp zekat vermez ise vefasızlık yapmış olur.
Allah ile insan arasında geçerli olan ahlaki ilkelerin aynısı, insanın diğer insanlarla ve çevresiyle olan ilişkilerinde de geçerlidir. Allah’a karşı görevlerini yapmayan insanlar, genellikle çevresine ve diğer insanlara karşı da görevlerini yapmamaktadırlar. Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen bir hadiste bildirildiğine göre, şimdi zikredeceğim şu dört şeyi üzerinde bulunduran kimse İslam dininin en ağır hükmü olan Münafıklıkla isimlendirilmiş olur:

  1. Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet etmek.
  2. Söz söylerken yalan söylemek
  3. Söz verdiğinde sözünü tutmamak
  4. Husumet zamanında haktan ve doğrudan ayrılmak.
Ahit ve anlaşmalar olmadan toplumsal hayatın akışını sağlamak mümkün değildir. Hele de günümüzde insan, hayatını başkalarına bağımlı olarak sürdürmek zorundadır. Her meslek erbabı, insan ihtiyacının sadece bir yönünü karşılar. Onun için çiftçi doktora muhtaç olduğu gibi doktor da çiftçiye muhtaçtır. Birbirine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen insanlar, maddi ve manevi hayatın akışını bozmak suretiyle mağduriyete sebep olarak vefasızlık yapmış olurlar. Vefasız insan günahkar insandır. Toplum, organlardan müteşekkil bir insan vücudu gibidir. Nasıl ki bir insan vücudunun organları birbirine yardımcı ise, toplum içindeki fertler de birbirine yardımcı olmalıdır. Vazifesini yapmayan ya da kötü işler yapan insan içinde yaşadığı topluma ihanet etmiş olur. İhanet etmiş olan da büyük günah işlemiş olur. Özellikle birtakım anlaşmalarla idari görevlere getirilen insanların üzerlerine aldıkları emanetlere hıyanetlik etmeleri, görevlerini ve sorumluluklarını kötüye kullanmaları, hem bu dünyada hem de ahirette rezil rüsvay olmalarına sebep olur. Nitekim Peygamber (SAS): “Ganimete hıyanet etmeyin. Zira hıyanet yani gulûl bir ateştir. Hem dünyada hem ahirette sahipleri için bir ardır ve utanç verici bir şeydir.” buyurmuştur. Bu hadiste hıyanete gulûl denilmesi, hıyanet yapanın kamu malını kendi malı içinde gizlemesi anlamına gelir. Ganimet kamu malıdır. Kamu malını iç etmek ve kendi malı içinde gizlemek hainliktir. Hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ve rüşvetçilik yapan böyle bir kişinin hıyaneti ortaya çıkarsa dünyada ve ahirette sadece rezil rüsvay olmakla kalmadığı gibi cehennem azabından da kurtulması da mümkün değildir. Peygamberimiz kesin ve açık bir ifadeyle şöyle buyurur: ”Kıyamet gününde her zalimin bir bayrağı vardır. Bu bayrak onun zulmü ölçüsünde yükseltilir. Haberiniz olsun ki kamu hizmetlerini üzerlerine alan kişinin vefasızlığından daha büyük bir vefasızlık yoktur.” Bu konuda Hz.Ali de şöyle demiştir: “Her kim ki bir Müslümana verdiği ahdi bozarsa halkın nefreti onun üzerine olsun. Onun ne farz ve ne de nafile ibadetleri kabul olunur.”
Demek ki İslam dinine göre dünya ve ahiret hayatının özü ahde vefadır. Öyleyse vefasız insan dünyasını ve ahiretini kaybetmiş kişidir. 

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...