Yazar

serdaroktav@gmail.com

855 makale bulunmakatadır

NE ANLAMI VAR?

06:12 - 15 Ekim 2019

+A

-A

Türkiye’de son günlerde yaşadığımız olaylar, derinden etkiliyor bizleri… Dünyada depremler yaşanıyor. Ancak çoğu ülkeler depreme karşı önlemlerini almış durumda…
Türkiye, deprem kuşağının neresinde? Şehirlerimiz depreme hazırlıklı mı? Önlemler alınıyor mu?
******
Önceki gün Samsun’da yapılan AK Parti Yerel Yönetimler Karadeniz Bölge Toplantısı’nda, deprem konuşuldu.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı Mehmet Özhaseki, yaptığı konuşma da  "Deprem ülkesiyiz. Son 100 yılda 6 ve üzerinde tam 56 deprem oldu. Ölen insan sayımız da 81 bin 630. Topraklarımızın yüzde 66’sı deprem bölgesinde. Nüfuzumuzun yüzde 71’i deprem bölgelerinde yaşıyor. Böyle bir ülkeyiz ama şehirlerimiz depreme hazırlıklı değil" dedi.
Türkiye’deki şehirleşmenin Cumhuriyet döneminden 1994 yılına kadar düzensiz göçler ve bazı siyasal sebepler yüzünden tam gerçekleşmediğini belirten Özhaseki “Eskiden şehirlere doğru gelen gözlere hazırlıksız yakalandık. Şehirlerimizin etrafı çepeçevre gecekondularla doldu. 2000’li yıllara doğru geldiğimizde karşımızda tablo; sağlıksız şehirlere sahibiz. Deprem ülkesiyiz. Son 100 yılda 6 ve üzerinde tam 56 tane deprem oldu. Ölen insan sayımız da 81 bin 630. Topraklarımızın yüzde 66’sı deprem bölgesinde. Nüfuzumuzun yüzde 71’i deprem bölgelerinde yaşıyor. Böyle bir ülkeyiz ama şehirlerimiz depreme hazırlıklı değil. Kimliksiz şehirlere sahibiz. Hangi şehre gittiğimizde, ‘Bu bizim insanımızı yansıtıyor’ diyebiliriz ki? Nihayetinde şehirler bizim aynamızdır. Bizim örfümüzü, adetimizi, inanış biçimimizi, kendi içimizdeki ilişki biçimimizi dışarıya yansıttığımız biçimlenmiş formlardır bunlar. Hangi şehir bize benziyor ki? Hangi şehir bizi yansıtıyor ki? Bin yıldır bu topraklardayız. En zor şartlarda Selçuklu gelmiş, kendine has bir tarzı, medeniyeti, şehircilik anlayışı var. Sivil yapılarına, mimari yapılarına ya da kamu yapılarına baktığınızda ‘Bu Selçuklu mimarisi’ diyebilirsiniz. Bir kimlik var çünkü orada. Bir müddet sonra Osmanlı var. Binalara hangisi Osmanlı eseri diye baktığınızda çok rahat söyleyebileceğimiz yapılar var.
*****
100 yıllık bir Cumhuriyetimiz var. İnşallah binlerce yıl yaşarız. Mimarlarımız, mühendislerimiz var. Cebimiz biraz para gördü. Akıllı adamlarımız var. Ortaya koyduğumuz mimariye ne diyeceğiz? Övünerek söyleyebileceğimiz bir tarzımız var mı? Ne yazık ki yok arkadaşlar. Bir taraftan kimliksiz, bir taraftan da sağlıksız şehirlere sahibiz.Tarihte dönüm noktaları var. 1994 yılı yerel yönetimler için bir dönüm noktasıdır. Öncesinde patırtılı, ideolojik, kafasındaki sapık dünya görüşüne insanları götürmeye çalışan, hizmeti dışlayan, hizmet etmeyi hiç düşünmeyen bir belediyecilik anlamı vardı. 1994’de bizim ve misyonumuza sahip arkadaşlarla birlikte ‘hizmet belediyeciliği’ başladı. Biz eski başkanların yaptığı gibi ‘sağ-sol, Alevi-Sünni ya da filan mahalle bana oy vermedi cezalandırın’ asla demeyeceğiz diyerek işe başladık. Cumhurbaşkanımız İstanbul’da olmak üzere, bizler de Anadolu’nun değişik kentlerinde hizmete başladık. Hizmet belediyeciliği kavramıyla Türkiye bizimle tanıştı. Bu hizmet oturunca sosyal belediyecilik anlayışına büründük. Fakire, fukarasına sahip çıkan, sosyal hadiseleri yakından takip eden, insanla iç içe, gönül gönüle bir belediyecilik anlayışı. Arkasından da ‘marka şehirler’ kavramı geldi.
*****
Üst üste koyduğumuz kavramlarla adeta kendimizle yarışıyoruz. Bizi kimse zorlamadı, karşımıza çıkıp da ‘Burada güzel bir belediyecilik anlayışı var. Siz de buna geçin’ demedi. Önce hizmet, sonra sosyal belediyecilik sonra da şehirlerimizin değerlerini öne çıkardığımız marka şehirler oluşturmaya başladığımız bir dönem başladı. 21 yıl belediye başkanlığı yaptım. Eğer siz turizm şehriyseniz planlamayı hayvancılık şehri gibi yapamazsınız. Siz sanayi şehriyseniz, oradaki planlama bile ayrıdır. Bizim taşıdığımız duyguları dışarıdaki birçok parti taşıyor mu? Şüpheliyiz. İşte CHP. Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle belediyecilikleri çöp, çamur, çukur. Ben de şehri CHP’den devraldım. Benim aldığım şehir de böyleydi. Şehrin bir tarafı sağ mafyanın elindeydi, diğer tarafı da sol mafyanın elindeydi. Şehrin ortasında simsiyah kanalizasyon ırmağı akardı. Çocuklar boğulurdu. Sokaklar çukurlardan gezilmezdi. Belediyeler borcu ve işçisine, memuruna para ödeyemezlerdi. Ben ilk oturduğumda ilk gelenler ya haciz memurlarıydı ya da alacaklılardı. İstanbul’da Ankara’da böyleydi. Onların belediyecilik noktasında bugün söylemiş oldukları şeyleri de doğru kabul ederek ve temenni kabul ederek, inşallah dedik ama ne yazık ki öyle olmadı. Seçim öncesi verilen sözler tutulmadı” diyor.
Kinayeli bir konuşma…  Bunca yapılan hizmetler için teşekkürler… Eyvallah…
Bu hizmetlerin yanında depreme karşı ne yapıldı? Hangi önlemler alındı? Depreme dayanıklı yapılar inşa ettirilmesi için yaptırım uygulandı mı? Denetlendi mi?
Deprem konusunda mimari tarz da önceki dönemde bir şey yapılmamışsa, depreme karşı önlemleri  bu dönemde almak gerekiyordu. Önceki dönemde yapılmadı deyip eleştirmekle, o eleştiriler üzerine oturmakla olmaz. Önceki dönemde yapılmayarak o eksik kalan faktörler bugün yine karşımıza çıkıyorsa, bunun sorumlusu kim?
O zaman  yapın bir şeyler de  alkışlayalım.
Depreme dayanıklı yapılar yapılmamışsa ve bu yapılar denetlenmemişse bundan kim sorumlu?
Geçmiş geçmişte kaldı. Geçmişin edebiyatı yapılmamalı artık…
Depreme karşı önlemler alınmadıktan, altyapı hazırlanmadıktan sonra, eleştiri yapmanın, bu söylemlerin ne anlamı var?
*****
Herkese hayırlı, huzurlu, mutlu, sağlıklı, başarılı, bereketli, müreffeh günler diliyorum.
 
 
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...