<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Samsun Haber</title>
    <link>https://www.gazetearena.com</link>
    <description>Samsun haber, son dakika gelişmeleri, Samsunspor, asayiş, ekonomi ve yerel gündem haberleri Gazete Arena’da. En güncel Samsun haberlerini takip edin.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazetearena.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 12:38:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dolorex diş ağrısına iyi gelir mi?]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/dolorex-dis-agrisina-iyi-gelir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/dolorex-dis-agrisina-iyi-gelir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dolorex diş ağrısına iyi gelir mi sorusunun yanıtı evettir. Ancak bu ilaç sadece geçici bir ağrı kesicidir, kesin tedavi için hekim muayenesi şarttır. İşte Detaylar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık alanında arama motoru eğilimleri incelendiğinde, ani gelişen çene ve diş rahatsızlıklarında en çok merak edilen konulardan biri ağrı kesicilerin etkinliğidir. Hastalar sıklıkla <strong>Dolorex diş ağrısına iyi gelir mi</strong> sorusunu yöneltmektedir. Kısaca cevap vermek gerekirse; evet, Dolorex içerdiği diklofenak potasyum etken maddesi sayesinde diş ağrılarının hafifletilmesinde oldukça etkilidir. Ancak, 2026 yılı güncel sağlık algoritmaları ve klinik yönergeleri, bu tür güçlü ağrı kesicilerin yalnızca geçici bir rahatlama sağladığını, altta yatan çürük veya enfeksiyonu tedavi etmediğini kesin bir dille vurgulamaktadır. Bu içerik, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ulusal sağlık otoritelerinin genel kabul görmüş farmakolojik verileri ışığında hazırlanmıştır.</p>

<p><img height="434" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/05/image-495.png" width="650" /></p>

<h2><strong>Dolorex Diş Ağrısına İyi Gelir mi? İlacın Etki Mekanizması</strong></h2>

<p>Dolorex, non-steroid anti-inflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) sınıfına ait, analjezik (ağrı kesici) ve anti-inflamatuvar (iltihap giderici) özellikleri bulunan güçlü bir tıbbi ajandır. Diş ağrısı genellikle dişin iç kısmında bulunan pulpa dokusunun (sinir ve damar ağı) iltihaplanması, çürüklerin dentin tabakasını aşarak sinirlere ulaşması veya diş etinde oluşan apseler nedeniyle meydana gelir. İltihaplanma süreci başladığında vücut, ağrı sinyallerini beyne ileten ve bölgedeki şişliği artıran "prostaglandin" adı verilen kimyasal medyatörler üretir.</p>

<p>Dolorex, vücuttaki bu prostaglandin üretiminden sorumlu olan enzimleri (COX-1 ve COX-2) bloke ederek çalışır. Prostaglandin seviyesindeki ani düşüş, doğrudan iltihabın ve buna bağlı olarak gelişen zonklama şeklindeki diş ağrısının azalmasını sağlar. Etken maddesi olan diklofenak potasyum, mide bağırsak kanalından son derece hızlı emildiği için, ilacın ağrı kesici etkisi oral yoldan alındıktan çok kısa bir süre sonra (ortalama 30 ila 60 dakika içerisinde) kendini gösterir. Bu hızlı emilim ve yüksek biyo-yararlanım profili, akut ve şiddetli seyreden gece diş ağrısı ataklarında Dolorex'i sık tercih edilen bir medikal ürün haline getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Diş Ağrısının Temel Nedenleri ve Geçici Çözümlerin Sınırları</strong></h3>

<p>Ağrı kesici kullanımından önce ağrının asıl kaynağının tespit edilmesi, YMYL (Your Money or Your Life - Paranız veya Hayatınız) prensipleri gereği insan sağlığı açısından kritik bir öneme sahiptir. Diş ağrıları kendi kendine oluşan durumlar değildir. Derin mine çürükleri, diş gıcırdatmaya (bruksizm) bağlı travmalar, yirmilik yaş dişi kistleri, diş eti çekilmeleri ve kök apseleri gibi çok çeşitli mekanik veya bakteriyel faktörlerden kaynaklanabilir.</p>

<p>Dolorex, bu sayılan fiziksel tahribatların veya mikrobiyal enfeksiyonların hiçbirini tedavi edemez. Sadece beynin ağrıyı algılama kapasitesini geçici bir süreliğine (genellikle 6-8 saat) baskılar. İlacın kan plazmasındaki yarı ömrü dolup etkisi geçtiğinde ağrı aynı şiddetle, hatta enfeksiyon geçen zaman zarfında daha da ilerlediyse eskisinden daha şiddetli bir şekilde geri dönecektir.</p>

<h2><img height="332" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/05/dolorex-dis-agrisina-iyi-gelir-mi5.jpg" width="666" /></h2>

<h2><strong>Güvenli İlaç Kullanımı ve Tıbbi Risk Faktörleri</strong></h2>

<p>Modern tıbbi yönergeler, diş ağrılarında bilinçsiz ve uzun süreli ağrı kesici tüketimine karşı ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Dolorex gibi güçlü NSAİİ grubu ilaçların kullanımı, sağlıklı bireylerde tolere edilebilir olsa da, belirli hasta gruplarında hayati riskler taşıyabilir. Özellikle mide ülseri veya gastrointestinal kanama geçmişi olanlar, ağır böbrek ve karaciğer yetmezliği bulunan hastalar, aktif astım hastaları ve ciddi kalp damar hastalığı (hipertansiyon, kalp yetmezliği) olan bireyler bu ilacı uzman hekim gözetimi olmadan kesinlikle kullanmamalıdır.</p>

<p>Eğer diş ağrısına eşlik eden yüzde asimetrik şişlik, 38 dereceyi aşan yüksek ateş, boyun lenf bezlerinde büyüme, yutkunma zorluğu veya ağız açmada kısıtlılık (trismus) gibi belirtiler varsa; bu durum lokal enfeksiyonun kana veya derin boyun fasya boşluklarına yayıldığının (selülit veya apse) çok net bir göstergesidir. Bu gibi acil durumlarda ağrı kesicilere güvenerek evde zaman kaybetmek yerine, derhal tam teşekküllü bir hastanenin acil servisine veya nöbetçi bir çene cerrahisi/diş hekimliği kliniğine başvurulmalıdır.</p>

<h3><strong>Ağrı Kesici Kullanırken Dikkat Edilmesi Gereken Yönergeler</strong></h3>

<p>Diş hekimine ulaşana kadar geçen süreçte ağrı kesici kullanmak zorundaysanız, aşağıdaki tıbbi güvenlik kurallarına harfiyen uymalısınız:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Doz Aşımından Kaçının:</strong> İlaç, prospektüsünde belirtilen veya eczacının önerdiği dozda ve sıklıkta alınmalıdır. Etkisi geçiyor diye peş peşe tablet yutmak karaciğer ve böbrek iflasına yol açabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mide Koruması:</strong> Mide mukozasında oluşabilecek hasarı, ülseri ve kanamayı önlemek amacıyla ilaç kesinlikle tok karnına ve en az bir büyük bardak dolusu su ile içilmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lokal Uygulama Yanılgısı:</strong> Ağrıyan dişin veya diş etinin üzerine kesinlikle ağrı kesici hap ezilerek konulmamalıdır. Bu yaygın ve son derece hatalı davranış, yanak ve diş eti dokusunda ciddi kimyasal yanıklara (nekroz) ve geri dönüşü olmayan doku kayıplarına neden olur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Soğuk Kompres Desteği:</strong> İlacın etkisini göstermesini beklerken, ağrıyan bölgenin dışından (yanaktan) aralıklı olarak buz veya soğuk kompres uygulamak, damarları daraltarak iltihaba bağlı zonklamayı hafifletecektir.</p>
 </li>
</ul>

<h2><img class="" height="420" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/05/image-496.png" width="630" /></h2>

<h2><strong>Veri Alanı: Diş Ağrısında Kullanılan Analjeziklerin Teknik Karşılaştırması</strong></h2>

<p>Aşağıdaki tablo, 2026 yılı genel kabul görmüş farmakolojik referanslara dayanarak, diş ağrılarında reçete edilen temel ilaç gruplarının teknik özelliklerini özetlemektedir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td><strong>İlaç Grubu / Etken Madde</strong></td>
   <td><strong>Analjezik (Ağrı Kesici) Seviyesi</strong></td>
   <td><strong>İltihap Giderici (Anti-inflamatuvar) Etki</strong></td>
   <td><strong>Ortalama Etki Başlama Süresi</strong></td>
   <td><strong>Tıbbi Kullanım Uyarıları</strong></td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Diklofenak Potasyum (Dolorex vb.)</strong></td>
   <td>Çok Yüksek</td>
   <td>Yüksek</td>
   <td>30 - 60 Dakika</td>
   <td>Mide hassasiyeti yaratabilir, tok karnına alınmalıdır.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Parasetamol</strong></td>
   <td>Orta</td>
   <td>Yok (Sadece Ağrı ve Ateş Baskılayıcı)</td>
   <td>45 - 60 Dakika</td>
   <td>Mide dostudur ancak yüksek dozda karaciğeri yorar.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>İbuprofen</strong></td>
   <td>Yüksek</td>
   <td>Orta - Yüksek</td>
   <td>30 - 60 Dakika</td>
   <td>Astım ve kalp hastalarında dikkatli kullanılmalıdır.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Naproksen Sodyum</strong></td>
   <td>Yüksek</td>
   <td>Yüksek</td>
   <td>60 - 90 Dakika</td>
   <td>Etki süresi uzundur (12 saate kadar), mide tahrişi riski vardır.</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><i>Yasal Uyarı: Yukarıdaki tablo sadece bilgilendirme amacı taşımaktadır ve hiçbir koşulda tıbbi bir reçete veya tedavi tavsiyesi yerine geçmez. Hangi analjezik ajanın fizyolojiniz için uygun ve güvenli olduğuna sadece hekiminiz tıbbi geçmişinize bakarak karar verebilir.</i></p>

<h2><strong>Sonuç: Kalıcı Tedavi İçin Diş Hekimi Ziyareti Şarttır</strong></h2>

<p>Toparlamak ve konuyu bağlamak gerekirse; içeriğimizin temelini oluşturan <strong>Dolorex diş ağrısına iyi gelir mi</strong> sorusuna, güncel klinik bulgular ışığında olumlu yanıt vermek bilimsel olarak mümkündür. İlacın içerdiği güçlü bileşenler, dişi çevreleyen dokulardaki iltihabi reaksiyonları kimyasal düzeyde bloke ederek hastaya hızlı ve etkili bir rahatlama sunar.</p>

<p>Ancak, bu rehberde defalarca vurgulanan hasta güvenliği ve sağlık ilkeleri bağlamında altı kalın çizgilerle çizilmelidir ki; diş ağrısı vücudunuzun biyolojik bir uyarı sistemidir. Ağrı kesici ilaçlar evdeki yangını söndürmez, sadece yangın alarmının sesini geçici olarak kısar. Kesin, kalıcı ve güvenli çözüm; uzman bir diş hekimi tarafından klinik ortamda yapılacak olan kanal tedavisi, dolgu restorasyonu, apikal rezeksiyon veya lokal enfeksiyon kontrolüdür. Bilinçsizce ve haftalarca ağrı kesici ile ağrıyı bastırmaya çalışmak, basit bir dolgu ile kurtarılabilecek bir dişin kaybedilmesine, hatta hayati tehlike yaratan sistemik enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BERNA ALTINOVA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/dolorex-dis-agrisina-iyi-gelir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/gazete-arena-samsun-haber-2873.jpg" type="image/jpeg" length="48138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahve yaşlanma ve hastalıklarla savaşta güçlü bir destek]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/kahve-yaslanma-ve-hastaliklarla-savasta-guclu-bir-destek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/kahve-yaslanma-ve-hastaliklarla-savasta-guclu-bir-destek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, kahvenin yalnızca enerji veren bir içecek olmadığını belirterek, hücre düzeyinde etki gösteren bileşenleri sayesinde yaşlanmayı yavaşlatabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kahve üzerine yapılan bilimsel çalışmaları değerlendiren Prof. Dr. Özkaya, "ABD’de gerçekleştirilen araştırmalar, kahvede bulunan bileşiklerin hücre içindeki reseptörlerle etkileşime girerek vücudu stres kaynaklı hasarlara karşı koruyabildiğini ortaya koyuyor. Özellikle NR4A1 adı verilen reseptör bu süreçte kritik bir rol üstleniyor" dedi.</p>

<p>Düzenli kahve tüketiminin sağlık üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çeken Özkaya, "Kahve tüketen bireylerde diyabet, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerine yakalanma riskinin daha düşük olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda genel ölüm oranlarında da azalma söz konusu. Bu da kahvenin düşündüğümüzden çok daha güçlü biyolojik etkileri olduğunu gösteriyor" diye konuştu.</p>

<h3><strong>"Hücre hasarı azalıyor ve iyileşme süreçleri destekleniyor"</strong></h3>

<p>Kahvede bulunan aktif bileşiklere değinen Özkaya, "Kafeik asit, klorojenik asit, ferulik asit gibi bileşiklerin yanı sıra kahweol ve cafestrol gibi maddeler, NR4A1 reseptörüne bağlanarak hücrelerin strese verdiği yanıtı düzenliyor. Bu sayede hücre hasarı azalıyor ve iyileşme süreçleri destekleniyor" şeklinde konuştu.<br />
Kanser hücreleri üzerindeki etkileri de değerlendiren Özkaya, "Laboratuvar çalışmalarında kahve bileşenlerinin kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlattığı görülüyor. NR4A1 seviyeleri azaltıldığında bu etkinin de zayıflaması, kahvenin etkisini doğrudan bu reseptör üzerinden gösterdiğini ortaya koyuyor" dedi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kafeinin rolünün sınırlı olduğuna işaret eden Özkaya, "Toplumda kahvenin etkisi genellikle kafeinle ilişkilendiriliyor. Ancak araştırmalar, asıl faydanın polifenoller ve antioksidan bileşiklerden kaynaklandığını gösteriyor. Bu nedenle kafeinsiz kahve de benzer sağlık faydaları sağlayabiliyor" açıklamasında bulundu.</p>

<h3><strong>"Kahve sadece uyanıklık sağlayan bir içecek değil"</strong></h3>

<p>Kahvenin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerine de değinen Özkaya şu ifadeleri kullandı: </p>

<blockquote>
<p>"Kahve bileşenleri iltihaplanmayı azaltarak bağışıklık sistemini destekliyor. Bu etki de yine hücresel düzeyde gerçekleşiyor. Kahve sadece uyanıklık sağlayan bir içecek değil; hücre düzeyinde etki göstererek yaşlanmayı yavaşlatabilecek, iltihap ve kanserle mücadeleye katkı sunabilecek güçlü bir bileşikler bütünüdür. Bu yönüyle en ucuz ve en kolay ulaşılabilen gıda takviyelerinden biri olarak değerlendirilebilir."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/kahve-yaslanma-ve-hastaliklarla-savasta-guclu-bir-destek</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/s-a-m-s-u-n1-1448.jpg" type="image/jpeg" length="30194"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan uyarı: Yumurtalık kanseri sessiz ilerliyor]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/uzmandan-uyari-yumurtalik-kanseri-sessiz-ilerliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/uzmandan-uyari-yumurtalik-kanseri-sessiz-ilerliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, yumurtalık kanserinin erken evrede belirti vermediğine dikkat çekerek düzenli kontrollerin önemini vurguladı. Detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, yumurtalık (over) kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. Yumurtalık kanserinin ne olduğunu anlatan Dr. Aydemir, "Over kanseri, halk arasında yumurtalık kanseri olarak bilinen ve kadın üreme sisteminde yer alan rahmin her iki yanında bulunan, yumurta üretimi ile östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmasından sorumlu yumurtalıklar ya da fallop tüplerinde ortaya çıkan bir kanser türüdür. Bu kanser, söz konusu bölgelerdeki hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalmasıyla gelişir" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>"JİNEKOLOJİK KANSERLERDE EN FAZLA ÖLÜME YOL AÇAN KANSER TÜRÜ"</strong></h3>

<p>Over kanserinin kadınlarda yaygın görüldüğünü aktaran Op. Dr. Aydemir, "Türkiye'de yumurtalık kanseri, kadınlarda rahim kanserinden sonra en fazla görülen ikinci jinekolojik kanserdir ve endometrium (rahim) kanserinin ardından gelir. Jinekolojik kanserler arasında ise en fazla ölüme yol açan kanser türüdür" diye konuştu.</p>

<h3><strong>"SIK İDRARA ÇIKMA GÖRÜLEBİLİR"</strong></h3>

<p>Yumurtalık kanserinin belirtilerinin genellikle hastalığın ilerlemiş evrelerinde görüldüğünü ve bu durumun erken teşhis koymayı zorlaştırabileceğinden bahseden Dr. Aydemir, "Karın ağrısı, karında şişkinlik, sıvı birikmesi (asit), karında ele gelen kitle, kabızlık, sık idrara çıkma, bulantı, kusma, menopoz sonrası kanama ve önemli bir kilo kaybı, bu hastalığın yaygın belirtilerindendir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"HASTALARIN YAKLAŞIK YÜZDE 20'Sİ ERKEN EVREDE TEŞHİS EDİLEBİLİYOR"</strong></h3>

<p>Yumurtalık kanseri hastalarının yaklaşık yüzde 20'sinin erken evrede teşhis edilebildiğini vurgulayan Dr. Aydemir, "Çoğu hasta hastalığının ileri aşamasında tanı aldığı için tedavi süreci daha güçlü ve karmaşık hale gelmektedir. Ayrıca, günümüzde bu kanseri erken evrede tespit etmeye yönelik kesin ve güvenilir bir tarama yöntemi henüz mevcut değildir. Bu yüzden kadınların, herhangi bir belirti olmasa bile belirtilere karşı duyarlı olması ve yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi büyük önem taşır. Özellikle risk faktörlerine sahip bireylerin daha sık ve yakından izlenmesi gerekmektedir. Bu risk faktörleri arasında ailede yumurtalık veya meme kanseri öyküsünün bulunması, ailede kalıtsal kanser öyküsü, genetik yatkınlık, aşırı kilo, hiç çocuk sahibi olmamış olmak ve menopozun erken yaşta başlaması gibi durumlar risk faktörleri arasında yer alır" açıklamasında bulundu.</p>

<h3><strong>"TEŞHİS SÜRECİ"</strong></h3>

<p>Tanı konma sürecinden bahseden Aydemir şunları belirtti:</p>

<blockquote>
<p>"Jinekolojik muayeneler sırasında yumurtalıklarda kitle olup olmadığı değerlendirilirken sıklıkla kistler tespit edilebilir. Ancak her yumurtalık kisti kanser anlamına gelmez. Özellikle üreme çağındaki kadınlarda görülen kistlerin büyük çoğunluğu basit ve zararsızdır, zaman içinde kendiliğinden kaybolabilir. Tespit edilen bir kistin kötü huylu olup olmadığını belirlemek için doktor muayenesi, özellikle ultrasonografi ile kistin boyutu, şekli ve karın içinde sıvı (asit) varlığı değerlendirilir. Ayrıca bazı kan testleri de tanıya yardımcı olabilir ve gerektiğinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) uygulanarak ayrıntılı analiz yapılabilir. Kistin izlenip izlenmeyeceği, cerrahi ile çıkarılıp çıkarılmayacağı ise uzman hekimin değerlendirmesiyle belirlenir. Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/uzmandan-uyari-yumurtalik-kanseri-sessiz-ilerliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/samsun-haber-recovered-452.jpg" type="image/jpeg" length="40262"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken teşhis edilmeyen şaşılık kalıcı hasarlara yol açabilir!]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/erken-teshis-edilmeyen-sasilik-kalici-hasarlara-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/erken-teshis-edilmeyen-sasilik-kalici-hasarlara-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, çocuklarda şaşılık teşhisinde geç kalınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, çocuklarda şaşılık teşhisinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak ailelere önemli uyarılarda bulundu. Şaşılığın her zaman erken belirti vermeyebileceğine dikkat çeken Karaca, "Şaşılık 3 yaşına kadar belirti vermeyebilir. Geç kalınırsa kalıcı göz tembelliği dediğimiz ambliyopi gelişebilir. Özellikle 3-7 yaş arası tedavi için altın çağdır" diye konuştu. </p>

<h3><strong>"3 YAŞINA KADAR HİÇBİR BELİRTİ VERMEDEN GİZLİCE İLERLEYEBİLİR"</strong></h3>

<p>Çocuklarda sıkça görülen ancak çoğu zaman ihmal edilebilen şaşılığın (göz kayması) yalnızca estetik bir problem olmadığının altını çizen Karaca, hastalığın ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Opr. Dr. Candan Karaca, "Tedavi edilmediği takdirde çocuğun görsel, akademik ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu rahatsızlık 3 yaşına kadar hiçbir belirti vermeden gizlice ilerleyebilir. Tedavi edilmediğinde gözün odaklanma yeteneği zarar görür, okul çağında başarısızlıklara yol açar ve çocuklarda özgüven kaybı ile psikolojik sorunlara neden olabilir" ifadelerini kullandı. </p>

<h3><strong>OKUL BAŞARISI VE PSİKOLOJİK GELİŞİMİ ETKİLİYOR</strong></h3>

<p>Geç kalınan teşhis ve tedavi sürecinin çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Karaca, şaşılığın yalnızca görme ile sınırlı kalmadığını vurguladı. Karaca, şunları söyledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>"Uyum kayıpları (akodomasyon): Gözün odaklanma yeteneği bozulur. Akademik başarısızlık: Okuma ve odaklanma güçlüğü nedeniyle derslerde ciddi düşüşler yaşanır. Psikolojik sorunlar: Gözdeki kayma çocuğun özgüvenini zedeleyerek topluma uyumunu zorlaştırır. Rutin taramalar hayati önem taşıyor. Ailelere çocuklarında hiçbir şikayet olmasa dahi rutin göz muayenelerini ihmal etmemelidir. Erken teşhis sayesinde şaşılık ve beraberinde getirdiği göz tembelliği, kalıcı hasar bırakmadan tedavi edilebiliyor."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/erken-teshis-edilmeyen-sasilik-kalici-hasarlara-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/s-a-m-s-u-n1-1441.jpg" type="image/jpeg" length="86310"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu saatlere dikkat: Kalp krizi geçirebilirsiniz!]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/bu-saatlere-dikkat-kalp-krizi-gecirebilirsiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/bu-saatlere-dikkat-kalp-krizi-gecirebilirsiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada sağlık bilgilendirmeleriyle tanınan Prof. Dr. Muhammed Keskin, kalp krizinin tesadüfi gerçekleşmediğini belirterek en riskli günü ve saati verdi. Detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2></h2>

<p>Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Muhammed Keskin, kalp sağlığına dair merak edilen kritik bir soruya yanıt vererek kalp krizinin belirli bir zaman diliminde yoğunlaştığını duyurdu. Keskin, istatistiksel verilere dayanarak kriz riskinin haftanın ilk iş günü olan pazartesi günleri ve sabahın erken saatlerinde zirve noktasına ulaştığını ifade etti.</p>

<p><strong>KALP KİRİZ İÇİN EN RİSKLİ SAATLER </strong></p>

<p>Kalp sağlığı üzerine yaptığı paylaşımlarla geniş kitlelere ulaşan Prof. Dr. Muhammed Keskin, kalp krizinin bir zamanlaması olduğunu belirtti. Keskin, özellikle sabah 06.00 ile öğlen 12.00 arasının kalp krizi vakaları açısından en tehlikeli dönem olduğunu vurguladı. Bu saat diliminde vücudun stres seviyesinin artması ve metabolizmanın hızlanması, kalp üzerindeki yükü doğrudan etkiliyor.</p>

<h3><img class="" height="650" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/05/muhammed-keskin.jpg" width="650" /></h3>

<h3><strong>PAZARTESİ GÜNÜNE DİKKAT</strong></h3>

<p>Hafta sonu tatilinin ardından iş temposuna geçişin kalp üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Keskin, klinik gözlemlerin pazartesi günlerini işaret ettiğini söyledi. Vücudun biyolojik saatinin değişimi ve stres faktörlerinin birleşmesi, haftanın bu ilk gününde hayati riski artırıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/bu-saatlere-dikkat-kalp-krizi-gecirebilirsiniz</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/gazete-arena-samsun-haber-2837.jpg" type="image/jpeg" length="33922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Migren hastalarına altın tavsiye: Tetikleyicileri belirleyin]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/migren-hastalarina-altin-tavsiye-tetikleyicileri-belirleyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/migren-hastalarina-altin-tavsiye-tetikleyicileri-belirleyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migrenin yalnızca bir baş ağrısı olmadığını belirterek, tedavide en önemli adımın tetikleyici faktörlerin belirlenmesi olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu dile getirdi.</p>

<h3><strong>"DOĞRU TANI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR"</strong></h3>

<p>Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini aktardı. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>MİGREN BOTOKSU VE AŞI YÖNTEMİ</strong></h3>

<p>Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>LODOS, AÇLIK VE MAYALI GIDALARA DİKKAT</strong></h3>

<p>Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p><br />
"Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/migren-hastalarina-altin-tavsiye-tetikleyicileri-belirleyin</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/samsun-haber-recovered-412.jpg" type="image/jpeg" length="73284"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımına uzmanından uyarı]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimina-uzmanindan-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimina-uzmanindan-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde olduğunu aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>"Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir."</p>
</blockquote>

<h3><strong>KULAKTAN DOLMA BİLGİLERLE YÖNLENDİRMELER CİDDİ RİSK TAŞIYOR</strong></h3>

<p>Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığının altını çizerek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimina-uzmanindan-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/05/samsun-haber-recovered-381.jpg" type="image/jpeg" length="20645"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çikolata devi Ghirardelli'nin ürünlerinde salmonella riski!]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/cikolata-devi-ghirardellinin-urunlerinde-salmonella-riski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/cikolata-devi-ghirardellinin-urunlerinde-salmonella-riski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyaca ünlü çikolata üreticisi Ghirardelli, süt tozu tedarikçisinden kaynaklanan Salmonella bakterisi şüphesiyle sıcak çikolata ve frappe ürünlerini piyasadan çekme kararı aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD merkezli dev çikolata üreticisi Ghirardelli Chocolate Company, bazı popüler toz içecek karışımlarında Salmonella bakterisi riski tespit edilmesi üzerine acil geri çağırma kararı aldı. Yapılan detaylı incelemeler sonucunda, kontaminasyon riskinin ana kaynağının California Dairies, Inc. isimli tedarikçi firma tarafından sağlanan süt tozu olduğu belirlendi. Tedarikçi firmanın kendi ürünleri için daha önce benzer bir karar aldığı, ancak riskli ham maddenin Ghirardelli'nin üretim sürecine çoktan dahil edildiği bildirildi.</p>

<h2><strong>Bireysel tüketiciler risk altında</strong></h2>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 28 Nisan itibarıyla konuyla ilgili resmi bir bildirim yayımlayarak halkı uyardı. Geri çağırma işleminden etkilenen ürünlerin büyük bir kısmı gıda hizmeti veren işletmelere gönderilmiş olsa da, bazı partilerin e-ticaret kanalları üzerinden bireysel tüketicilere ulaştığı saptandı. Ghirardelli, özellikle internet üzerinden alışveriş yapan müşterilerini enfeksiyon riskine karşı dikkatli olmaları konusunda uyararak ürünlerin kullanılmaması gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><img alt="Ac625792 Katman 21" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/ac625792-katman-21.webp" width="1920" /></h2>

<h2><strong>Salmonella enfeksiyonu hayati tehlike saçıyor</strong></h2>

<p>Uzmanlar, Salmonella bakterisinin yol açtığı enfeksiyonun özellikle belirli yaş grupları için ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Yüksek ateş, şiddetli ishal, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı gibi belirtilerle ortaya çıkan bu durum; küçük çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için ciddi sağlık riskleri taşıyor. Zamanında müdahale edilmeyen vakaların ağır ve geri döndürülemez sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtilirken, riskli ürünleri satın alanların en kısa sürede önlem alması isteniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>GZT</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/cikolata-devi-ghirardellinin-urunlerinde-salmonella-riski</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-1348.jpg" type="image/jpeg" length="33755"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman uyardı: Uyku apnesi kalp krizi ve inme riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/uzman-uyardi-uyku-apnesi-kalp-krizi-ve-inme-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/uzman-uyardi-uyku-apnesi-kalp-krizi-ve-inme-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, Uyku apnesinin birçok hastalığın temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Uyku Günü dolayısıyla "uyku apnesi" hakkında bilgiler veren Liv Hospital <strong>Samsun</strong> Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, hastalığın en önemli belirtisinin horlama olduğuna dikkat çekerek, "Bazen yan odalarda uyuyanlar bile hastanın uyku apnesi durumunu anlayabilir. Kişinin uyurken solunumunun durmasını ise yanında yatan kişi fark eder. Uyku apnesi belirtilerinden bir diğeri ise gündüz uyuklama durumudur. Hasta gece boyunca bahsedilen uykuda nefesin durması, horlama gibi faktörler yüzünden uyku düzenini kaybeder. Hasta sabah kalktığında yorgun ve bitkin bir şekilde kalkacaktır. Kaliteli uyku olmadığı için de hasta gündüz uyuklama halindedir" dedi.<br />
Opr. Dr. Karadavut, uyku apnesinin sebep olduğu problemleri ise şöyle sıraladı:<br />
"Uyku apnesi yaşayan hasta, uykusunu yeterli ve düzenli olarak alamadığı için sabah kalktığı zaman ciddi bitkinlik, yorgunluk hali yaşar. Hasta uykusunu tam alamaz. Buna bağlı olarak sinirli olma, konsantre olamama durumları da kendini gösterir. Ciddi baş ağrısı yakınmaları vardır, gece boyunca sık sık idrara çıkma söz konusudur. Uygunsuz yerlerde uyuma vardır. Bu da hastanın iş ve okul performansını ciddi oranda azaltır."</p>

<h3><strong>Tedavide yüksek hava basıncı uygulanabilir</strong></h3>

<p>Tedaviyle alakalı da bilgilendirmelerde bulunan Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Uyku apnesi, birçok hastalığın temel nedenlerinden biridir. Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki uyku apnesi tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Yüksek derecede uyku apnesi için pozitif hava basıncı tedavisi uygulanmaktadır. Yukarıda bahsedilen belirtileri taşıyan kişilerin mutlaka kulak burun boğaz konusunda uzmanlaşmış kişilere görünmeleri gerekmektedir" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>Bu hastalıklar uyku sorunlarına yol açıyor</strong></h3>

<p>Opr. Dr Yunus Karadavut, uyku sorunlarına yol açan hastalıklara dikkat çekerek, "Depresyon ve kaygı bozuklukları, astım ve akciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, fibromiyalji, parkinson, MS, kas hastalıkları ve ALS gibi bazı hastalıklar farklı tiplerde uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Ek olarak Covid-19 hastalarında uyku apne riski yüksek bulunan vakalarda klinik seyrin, düşük riskli gruba göre iki kat daha ağır geçtiği gözlemlenmiştir. Uyku apne tanı ve tedavisinin daha etkin bir şekilde yapılmasıyla bu risklerin de azaltılabileceği kanısındayız" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Bu belirtilere dikkat</strong></h3>

<p>Hangi belirtilerde doktora başvurulması gerektiğine de değinen Dr. Karadavut, "Uykuya dalmakta zorluk, nedensiz şekilde sık uyanma, sabah çok erken saatte uyanıp bir daha uyuyamama, gece en az bir kez tuvalet ihtiyacıyla uyanma, uykuda terleme, uykuda sık pozisyon değiştirme veya sık hareket etme, sabah dinlenmemiş ve yorgun uyanma, gündüz yorgunluğu, gün içinde uyku ihtiyacı veya uyuklama, zihinsel aktivitelerde giderek bozulma, normal beslenmeye karşın giderek kilo alma, sebepsiz mizaç bozuklukları, sinirlilik ve gerginlik gibi önemli problemler olduğunda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/uzman-uyardi-uyku-apnesi-kalp-krizi-ve-inme-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-1-143.jpg" type="image/jpeg" length="82327"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklara kat kat giydirin uyarısı: Hastalık riski artıyor]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/cocuklara-kat-kat-giydirin-uyarisi-hastalik-riski-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/cocuklara-kat-kat-giydirin-uyarisi-hastalik-riski-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsenem Aracı, ani hava değişimlerinin çocuklarda soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonlarını artırdığını belirterek ailelere “kat kat giydirin” uyarısında bulundu. Detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sıkça yaşanan ani hava değişimleri, özellikle çocukların sağlığını tehdit ediyor. Liv Hospital <strong>Samsun</strong> Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Gülsenem Aracı, gün içinde yaşanan hızlı ısı farklarının çocukların bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirtti. Çocukların vücut ısılarını yetişkinlere göre daha zor dengelediğini vurgulayan Uzm. Dr. Aracı, "Gün içindeki ani sıcaklık değişimleri; soğuk algınlığı, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına neden oluyor. Özellikle okul çağındaki çocuklar, kalabalık ortamlarda bulunmaları nedeniyle hastalıklara daha açık hale geliyor" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>"SADECE FİZİKSEL DEĞİL, ZİHİNSEL ETKİLER DE GÖRÜLÜYOR"</strong></h3>

<p>Değişken hava şartlarının yalnızca hastalıklarla sınırlı kalmadığını dile getiren Aracı, bu durumun çocukların günlük hayatını da etkilediğini aktararak şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>"Ani hava değişimleri çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve odaklanma sorunlarına yol açabiliyor. Aynı zamanda kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesi, hem hareketsizliği artırıyor hem de bulaşıcı hastalık riskini yükseltiyor. Bu durum çocukların fiziksel olduğu kadar zihinsel gelişimini de olumsuz etkileyebiliyor."</p>
</blockquote>

<h3><strong>AİLELERE ÖNEMLİ ÖNERİLER</strong></h3>

<p>Ebeveynlerin bu süreçte dikkatli olması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Aracı, şu önerilerde bulundu:</p>

<blockquote>
<p><br />
"Çocuklar hava koşullarına uygun şekilde giydirilmeli ve kat kat giyim tercih edilmelidir. Dengeli beslenme, yeterli uyku ve bol su tüketimi bağışıklık sistemini destekler. Ayrıca çocukların düzenli olarak açık havada zaman geçirmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi de hastalıklardan korunmada önemli rol oynar. Ani hava değişimlerinde belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık uzmanına başvurulmalıdır."</p>
</blockquote>

<h3><br />
<strong>"KAT KAT GİYİNME YÖNTEMİ ÖNE ÇIKIYOR"</strong></h3>

<p>Değişken hava şartlarında en etkili yöntemlerden birinin kat kat giyinme olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Aracı, "Tek kalın kıyafet yerine ince ama birden fazla katman tercih edilmelidir. Bu sayede gün içinde değişen hava koşullarına göre kıyafetler kolayca çıkarılıp giyilebilir ve vücut ısısı dengede tutulur. Pamuklu ve nefes alabilen kumaşlar tercih edilmeli, sentetik ürünlerden kaçınılmalıdır. İç katmanda pamuklu tişörtler, dış katmanda ise rüzgârı kesen ama hava alan giysiler daha sağlıklıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/cocuklara-kat-kat-giydirin-uyarisi-hastalik-riski-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/samsun-haber-3717.jpg" type="image/jpeg" length="30620"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar alerjisine dikkat! Göz ovuşturmak görme kaybı sebebi]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/bahar-alerjisine-dikkat-goz-ovusturmak-gorme-kaybi-sebebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/bahar-alerjisine-dikkat-goz-ovusturmak-gorme-kaybi-sebebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, bahar alerjisiyle oluşan göz kaşıntısı sırasında gözleri ovuşturmanın kornea yapısını bozarak keratokonus hastalığına ve kalıcı görme kaybına neden olabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen ve tozların tetiklediği göz kaşıntısı, ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Nihat Tamer, gözleri sertçe ovuşturmanın kornea yapısını bozarak "Keratokonus" hastalığına ve kalıcı görme kaybına yol açabileceği konusunda kritik uyarılarda bulundu.</p>

<h2><strong>Gözleri kaşımak keratokonus hastalığını tetikliyor</strong></h2>

<p>Alerjik göz nezlesi olarak bilinen konjonktivit tablosunun bahar aylarında ağırlaştığını belirten Op. Dr. Nihat Tamer, en büyük riskin kaşıntı sırasında gözlerin ovuşturulması olduğunu vurguladı. Kontrolsüz ovuşturma hareketlerinin korneanın incelip sivrileşmesine neden olduğunu ifade eden Tamer, bu durumun keratokonus hastalığına zemin hazırladığını ve bilimsel verilerin kronik alerjisi olanlarda bu riskin çok daha yüksek olduğunu gösterdiğini belirtti.</p>

<h2><img alt="Polen Alerjisi 2221997" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/polen-alerjisi-2221997.jpg" width="1280" /></h2>

<h2><strong>Kişiye özel tedavi yöntemleri ve kornea nakli riski</strong></h2>

<p>Keratokonus teşhisi konulan hastalarda, hastalığın evresine göre farklı tedavi yöntemleri uygulanıyor. Genç hastalarda süreci durdurmak için "Korneal Çapraz Bağlama" (Cross-linking) yöntemi tercih edilirken, diğer aşamalarda gözlük, özel kontakt lensler, kornea içi halkalar ve lazer tedavileri devreye alınıyor. Uzmanlar, başlangıçta basit bir astigmat gibi görünen bu rahatsızlığın tedavi edilmediği takdirde gözlükle düzeltilemeyen görme kayıplarına ve son çare olarak kornea nakline yol açabileceği uyarısında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Alerjiden korunmanın 6 altın kuralı ve astım tehlikesi</strong></h2>

<p>Göz sağlığını korumak için kaşıntı anında el sürmek yerine soğuk kompres yapılmasını öneren Op. Dr. Tamer; güneş gözlüğü kullanımı, polen filtreli klimalar ve dışarıdan eve girince yüzün yıkanması gibi önlemlerin önemine dikkat çekti. Alerjik reaksiyonların tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini düşürdüğünü belirten Tamer, bu durumun %30 oranında alerjik astıma dönüşerek akciğerlerde kronik hasara, nefes darlığına ve öksürüğe neden olabileceğini hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>CNNTÜRK.COM</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/bahar-alerjisine-dikkat-goz-ovusturmak-gorme-kaybi-sebebi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-1280.jpg" type="image/jpeg" length="36499"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Horlama basit bir sorun değil: Kalp krizi riskiye bağlantılı]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/horlama-basit-bir-sorun-degil-kalp-krizi-riskiye-baglantili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/horlama-basit-bir-sorun-degil-kalp-krizi-riskiye-baglantili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, horlama ile kendini gösteren uyku apnesinin kalp krizi riskini artırabileceğini belirtti. Detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uyku sağlığının insan yaşamında kritik bir rol oynadığını ifade eden Özkaya, bireylerin hayatlarının yaklaşık yüzde 25 ila 35’ini uykuda geçirdiğini hatırlattı. Uykunun hem fiziksel hem de zihinsel yenilenme açısından vazgeçilmez olduğunun altını çizen Özkaya, "Uyku problemleri tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"BEYNİN YETERLİ OKSİJEN ALAMAMASIYLA İLGİLİ"</strong></h3>

<p>Uyku apnesinin, kişinin uyku sırasında nefesinin geçici olarak durması anlamına geldiğini aktaran Özkaya, bu durumun beyin ve vücutta tekrarlayan oksijen yetersizliğine neden olduğunu belirtti. Horlamanın toplumda çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Özkaya, "Yüksek sesli horlama aslında kişinin nefes almakta zorlandığının bir göstergesidir. Bu durum, beynin yeterli oksijen alamamasıyla ilgilidir" dedi.<br />
Obstrüktif uyku apnesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Özkaya, kandaki oksijen seviyesinin düşmesinin (hipoksemi) kalp ritminde hızlanma ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini belirtti. Bu değişimlerin kalp krizi riskini artıran önemli faktörler arasında yer aldığını kaydeden Özkaya, "Uyku apnesi damar yapısını bozarak plak oluşumuna ve ani kalp ölümü riskine zemin hazırlayabilir" ifadelerini kullandı.<br />
Belirtilere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Özkaya, şu uyarılarda bulundu:</p>

<blockquote>
<p>"Eğer eşiniz uykuda horluyor, nefesi zaman zaman duruyor ve ardından gürültüyle nefes alıyorsa; gündüzleri sık sık uyukluyor, kendini yorgun ve halsiz hissediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır."</p>
</blockquote>

<p>Uzmanlar, erken teşhis ve tedavinin hem yaşam kalitesini artırdığını hem de kalp-damar hastalıkları riskini önemli ölçüde azalttığını belirtiyor.</p>

<p><img height="665" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/a-w693127-01.jpg" width="998" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/horlama-basit-bir-sorun-degil-kalp-krizi-riskiye-baglantili</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/samsun-haber-3692.jpg" type="image/jpeg" length="11928"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolon kanserinde risk grubu ve belirtiler açıklandı]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/kolon-kanserinde-risk-grubu-ve-belirtiler-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/kolon-kanserinde-risk-grubu-ve-belirtiler-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, kolon kanserinin yaşam boyu erkeklerde yüzde 4.5, kadınlarda ise yüzde 3.2 oranında görüldüğünü belirterek; risk faktörleri, belirtiler ve erken tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Kliniği'nden Prof. Dr. Serdar Yol, açıklamalarda bulundu. Kolon kanserinin (kolorektal kanser) birçok belirtisi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yol, bunların başında yeni başlayan kabızlık veya sık tuvalete gidip tam rahatlayamama, dışkının incelmesi, makattan kan gelmesi veya dışkının kanlı olması, kansızlık, karın ağrısı, halsizlik ve kilo kaybı geldiğini aktardı.</p>

<h3><strong>"SİGARA KULLANANLAR RİSK ALTINDA"</strong></h3>

<p>Yaşam boyu kolorektal (kolon) kanser gelişme ihtimalinin erkeklerde yüzde 4.5, kadınlarda ise yüzde 3.2 olduğunu ifade eden Prof. Dr. Serdar Yol, "Ailesinde kolorektal kanser öyküsü, inflamatuvar bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, crolin hastalığı gibi), kalıtsal genetik bozukluğu olanlar (ailesel polipozis sendromu varlığı gibi), işlenmiş ve hayvansal gıdaları aşırı tüketenler, meyve ve sebzeleri az tüketenler, sigara kullanımı olanlar, ailesinde meme yumurtalık ve rahim ağzı kanseri olan kişiler kolon kanseri açısından risk grubundadır" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"KİŞİYE GÖRE TEDAVİ PLANLANIYOR"</strong></h3>

<p>Kolon kanserinde en önemli tanı aracının kolonoskopi olduğunu aktaran Prof. Dr. Yol, ayrıca dışkıda gizli kan bakılması ile de tanı konabileceğini dile getirdi. Tomografi ve dışkıda genetik testlerin de kullanılabileceğini anlatan Prof. Dr. Yol, "Makattan kanaması olan her hastaya, birinci derece akrabasında kolorektal kanser öyküsü olmayanlarda 50 yaşından itibaren, birinci derece akrabasında kolorektal kanser öyküsü olanlarda ise akrabasında hastalığın ortaya çıktığı yaşın 10 sene öncesinden itibaren (genellikle 40 yaştan itibaren) kolonoskopi yapılmalıdır. Kolorektal kanserde tedavi, cerrahi öncelikle düşündürmekle birlikte kemoterapi ve radyoterapi ile kombine tedavi yöntemleri uygulanmakta, kişiye göre tedavi planlanmaktadır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/kolon-kanserinde-risk-grubu-ve-belirtiler-aciklandi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/samsun-haber-3654.jpg" type="image/jpeg" length="23293"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Donmuş yiyecekler nasıl güvenle çözdürülür?]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/donmus-yiyecekler-nasil-guvenle-cozdurulur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/donmus-yiyecekler-nasil-guvenle-cozdurulur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Donmuş gıdaların doğru şekilde çözdürülmesi, hem gıda güvenliği hem de sağlıklı tüketim açısından önem taşıyor. Uzmanlar, yanlış çözdürme yöntemlerinin sağlık riskleri oluşturabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Donmuş yiyecekleri çözdürmenin en güvenli yolu buzdolabı yöntemi olarak öne çıkıyor. Bu yöntemde çözülme süreci daha yavaş ilerlese de gıdalar güvenli sıcaklık aralığında tutuluyor. Çoğu yiyecek için 24 saat yeterli olurken, büyük et parçaları ve bütün kümes hayvanlarının çözülmesi üç güne kadar sürebiliyor. Sızıntıların önlenmesi için yiyeceklerin kapalı kaplarda veya poşetlerde alt raflarda tutulması öneriliyor.</p>

<h2><img alt="94A785Ea2D195Aea89614914Aa4Fb1E5" class="detail-photo img-fluid" height="1104" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/94a785ea2d195aea89614914aa4fb1e5.jpg" width="736" /></h2>

<h2><strong>Tek kapı değil, tek yöntem yok: Farklı çözdürme seçenekleri</strong></h2>

<p>Birçok yiyecek donmuş halde doğrudan pişirilebiliyor. Bu yöntem, bakterilerin çoğalabileceği sıcaklık aralığını ortadan kaldırdığı için güvenli kabul ediliyor. Çorbalar, soslu yemekler, küçük et parçaları, balık filetoları, börekler ve dondurulmuş sebzeler bu şekilde hazırlanabiliyor. Ancak büyük et parçaları veya hassas içerikli yemeklerde bu yöntem önerilmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><img alt="Thumbs B C D6D3566848Af072A0296Ef6C0Fa52De7" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/thumbs-b-c-d6d3566848af072a0296ef6c0fa52de7.jpg" width="864" /></h2>

<h2><strong>Mikrodalga ile hızlı çözdürme mümkün</strong></h2>

<p>Zamanın kısıtlı olduğu durumlarda mikrodalga kullanımı çözülme sürecini önemli ölçüde hızlandırıyor. Örneğin donmuş bir tavuk göğsü kısa sürede çözülebiliyor. Ancak bu yöntemde yiyeceğin bazı kısımlarının pişmeye başlamaması için dikkatli olunması gerekiyor. Mikrodalgada çözdürülen yiyeceklerin bekletilmeden hemen pişirilmesi gerekiyor.</p>

<h2><img alt="Soguk Su Icmenin Zararlari Ofix Blog" class="detail-photo img-fluid" height="500" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/soguk-su-icmenin-zararlari-ofix-blog.jpg" width="800" /></h2>

<h2><strong>Soğuk su yöntemiyle kısa sürede çözülme</strong></h2>

<p>Hızlı çözdürme yöntemlerinden biri de soğuk su kullanımı. Bu yöntemde yiyeceklerin hava almayacak şekilde paketlenmesi ve tamamen soğuk suya daldırılması gerekiyor. Su belirli aralıklarla değiştirilerek çözülme süreci hızlandırılıyor. Bu yöntemle küçük et parçaları bir saatten kısa sürede çözülebiliyor.</p>

<h2><img alt="8E25Fb757B0C30Ab33544C3678E23Cbd" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/8e25fb757b0c30ab33544c3678e23cbd.jpg" width="1024" /></h2>

<h2><strong>Oda sıcaklığına dikkat: Her gıda için uygun değil</strong></h2>

<p>Uzmanlar, oda sıcaklığında çözdürmenin yalnızca ekmek, kek ve bisküvi gibi düşük riskli yiyecekler için uygun olduğunu belirtiyor. Et ve benzeri gıdaların bu şekilde çözdürülmesi önerilmiyor. Çünkü 8 ile 63 derece arasındaki sıcaklık aralığında bakteriler hızla çoğalabiliyor ve bu durum gıda zehirlenmesine yol açabiliyor.</p>

<h2><strong>Doğru dondurma, hızlı çözdürmenin anahtarı</strong></h2>

<p>Gıdaların daha hızlı çözdürülebilmesi için dondurma aşamasında doğru yöntemlerin uygulanması gerekiyor. Yiyeceklerin küçük porsiyonlara ayrılması, geniş ve sığ kaplarda saklanması veya poşetlerde düz şekilde dondurulması çözülme süresini azaltıyor. Bu yöntemler aynı zamanda dondurucuda yer tasarrufu da sağlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/donmus-yiyecekler-nasil-guvenle-cozdurulur</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-1208.jpg" type="image/jpeg" length="39823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyin tümörünün belirtileri nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/beyin-tumorunun-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/beyin-tumorunun-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baş ağrısı, unutkanlık ve görme bozukluğu gibi şikayetler beyin tümörünün erken habercisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı, unutkanlık, kusma ve görme bozukluğu gibi şikayetler beyin tümörünün habercisi olabilir. Erken teşhis için standart bir tarama yöntemi bulunmasa da uzmanlar, bu sinyallerin hafife alınmaması ve mutlaka doktora başvurulması gerektiğini vurguluyor. Gelişen teknoloji sayesinde hibrit ameliyathaneler ve akıllı ilaçlar, beyin tümörlerine karşı mücadelede yeni bir dönemi başlatıyor<strong>.</strong></p>

<h2><strong>Beyin tümörü belirtileri arasında yer alan önemli sinyaller</strong></h2>

<p>Beyin, karmaşık yapısı nedeniyle tıbbın en zorlu alanlarından biri olsa da modern teknolojiler bu hastalığa karşı yürütülen savaşta önemli başarılar sağlıyor. Baş ağrısı, unutkanlık, sinirlilik ve güçsüzlük gibi belirtiler beyin tümörlerinin erken uyarı sinyalleri arasında yer alıyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, vücudun diğer organlarında olduğu gibi beyinde de kanser gelişebileceğine dikkat çekerek bu belirtilerin dikkate alınmasının hayati önem taşıdığını belirtiyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre beyin tümörlerinin 130’dan fazla türü bulunuyor ve artık tedavi süreçlerinde multidisipliner bir yaklaşım benimseniyor. Prof. Dr. Göçmen, "Bugün artık beyin tümörleri yeni teknoloji ve tekniklerin kullanıldığı cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavilerle farklı branşların güçlü ortak aklının rehberliğinde değerlendiriliyor" diyor. Kanser tedavisinde artık tek bir branş değil, nöroloji, radyoloji, patoloji, beyin cerrahisi ve onkoloji uzmanlarının yer aldığı "Nöroonkoloji Konseyleri" karar veriyor. Bu konseylerin ortak aklı sayesinde her hasta için en uygun tedavi planı oluşturuluyor.</p>

<h2><img alt="A82855Abb9067D156Cb758Fca9B85A9E" class="detail-photo img-fluid" height="672" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/a82855abb9067d156cb758fca9b85a9e.jpg" width="1199" /></h2>

<h2><strong>Akıllı ilaçlar ve hibrit ameliyathaneler ile beyin tümörü tedavisi</strong></h2>

<p>Patoloji alanındaki gelişmeler de beyin tümörü tedavisinde yeni bir çığır açıyor. Moleküler patoloji yöntemleri sayesinde tümörün DNA'sındaki değişiklikler analiz edilerek hastalığın seyri öngörülebiliyor ve doğrudan tümör hücresini hedef alan akıllı ilaçlar seçilebiliyor. Hibrit ameliyathanelerde kullanılan nöronavigasyon, fonksiyonel MR ve traktografi gibi ileri teknolojiler ise operasyonların çok daha güvenli hale gelmesini sağlıyor. Cerrahi müdahalenin mümkün olmadığı veya şüpheli görülen lezyonlarda stereotaktik biyopsi yöntemi ile yüzde 95 gibi yüksek bir doğruluk oranıyla güvenilir tanı konulabiliyor.</p>

<h2></h2>

<h2><img alt="37Ed498D42674C9C6D3E1B9D61151518" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/37ed498d42674c9c6d3e1b9d61151518.jpg" width="700" /></h2>

<h2><strong>Beyin tümörünün belirtileri nelerdir?</strong></h2>

<p>Beyin tümörlerinin erken teşhis edilmesi için standart bir tarama yöntemi bulunmuyor. Bu nedenle belirtilerin dikkate alınması ve acilen doktora başvurulması hayati önem taşıyor. Eğer aşağıdaki şikayetlerden biri veya birkaçı mevcutsa mutlaka bir uzmana danışılmalıdır:</p>

<p>Baş ağrısı (özellikle sabahları görülen ve kusarak rahatlayan ağrılar)</p>

<p>Kusma, bulantı</p>

<p>Görme bozukluğu</p>

<p>Bilinç bozulması</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Epilepsi-sara krizi gibi nöbet geçirme</p>

<p>Kol ve bacaklarda güçsüzlük</p>

<p>Sinirlilik, iştahsızlık</p>

<p>İşitmede azalma</p>

<p>Unutkanlık</p>

<p>Konuşma ve anlamada yetersizlik</p>

<p>Yazamama</p>

<p>Dengesizlik</p>

<p>El ve ayaklarda büyüme</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/beyin-tumorunun-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-1177.jpg" type="image/jpeg" length="14346"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: İnsülin tedavisi bağımlılık yapar mı?]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/uzmani-acikladi-insulin-tedavisi-bagimlilik-yapar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/uzmani-acikladi-insulin-tedavisi-bagimlilik-yapar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Liv Hospital Samsun Endokrinoloji Uzmanı Gülçin Cengiz Ecemiş, insülin tedavisinin bağımlılık yapmadığını belirterek diyabet tedavisine ilişkin doğru bilinen yanlışları anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, insülin tedavisinin bağımlılık yapmayacağını belirtti. Diyabetin insülinin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ecemiş, "Toplumda daha sık görülen diyabet formu tip 2 diyabettir ve insülinin yeterince etki gösterememesi sonucu ortaya çıkar. Tip 1 diyabet ise daha seyrek olarak görülmesine rağmen küçük yaşlardan itibaren başlar. Mutlak insülin eksikliğine neden olan 'Tip 1 diyabet' hastası değilseniz, diyabetinizi kontrolde tutmak için ağız yolu ile alınan şeker düşürücülere ihtiyacınız olabilir. Şeker düşürücü ilaçlar 'Tip 2 diyabet'te kullanılır. Tip 2 diyabetli kişiler kan şekerini normal seviyede tutabilmek için mutlaka insülin kullanmak zorunda değildir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"HASTANIN KLİNİK DURUMUNA GÖRE İHTİYAÇ DUYULAN YOĞUN İNSÜLİN TEDAVİSİ TAKİPLERDE HAFİFLETİLEBİLİR"</strong></h3>

<p>Her diyabet hastasının tedavisinin bireysel olduğunu aktaran Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, "Tip 2 diyabetik hastalarda eğer hastanın durumu çok kötü değilse ve şekerleri ılımlı derecede yüksekse öncelikle şeker düşürücü ilaçlarla tedaviye başlanabilir. Bu ilaçlara rağmen kan şekerleri yüksek seyrederse tedaviye insülin eklenebilir. İnsülin tedavisi bağımlılık yapmaz. Vücuttaki eksikliğin tamamlanması gibi düşünülebilir. Hastanın klinik durumuna göre ihtiyaç duyulan yoğun insülin tedavisi takiplerde hafifletilebilir, hatta tekrar ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlara dönülebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>"DİYABET TEDAVİSİNDE BESLENME VE EGZERSİZ DE OLMALIDIR"</strong></h3>

<p>Diyabette tedavinin sadece ilaç kullanmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Ecemiş, beslenme ve sporun önemine dikkat çekti. Ecemiş ayrıca şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p><br />
"Diyabetli hastalarımızın yaptığı en büyük yanlışlardan bir tanesi, ağızdan şeker düşürücü ilaçlar kullanmakta iken, bunun diyabet tedavisinde her şey olduğunu düşünerek beslenme ve egzersiz programlarınızı ihmal etmenizdir. Unutulmamalıdır ki modern tedavi yöntemlerine rağmen tip 2 diyabetin tedavisinde halen beslenme ve egzersiz en önemli tedavi metotlarıdır."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/uzmani-acikladi-insulin-tedavisi-bagimlilik-yapar-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/samsun-haber-3517.jpg" type="image/jpeg" length="53982"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Romatolojik hastalıklar, kas ve eklemlerde kalıcı hasar bırakabilir]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/romatolojik-hastaliklar-kas-ve-eklemlerde-kalici-hasar-birakabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/romatolojik-hastaliklar-kas-ve-eklemlerde-kalici-hasar-birakabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Romatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, romatolojik hastalıkların çok önemli bir sağlık sorunu olduğunu ve erken tedavi edilmediğinde kas ve eklemlerde kalıcı hasara yol açarak hastaları öz bakımını yapamayacak hale getirebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana International Samsun Hastanesi Romatoloji Kliniğinden Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, romatolojik hastalıklarla ilgili bilgilendirmede bulundu. Bazı romatolojik hastalıkların yıllar sonra tanı alabildiğini ifade eden Zahiroğlu, "İltihaplı romatizmal hastalıklarda tanı gecikmesi hâlihazırda yaşanan çok önemli bir sorun. Çünkü iltihaplı romatolojik hastalıklar hem eklemlerde hem kaslarda hem de eklemlerde kalıcı hasar bırakabilen hastalıklar. Erken tanı alındığında hastalarımız bunlardan kurtulabilmekte. Örneğin ankilozan spondilit'te tanı gecikmesi 8 yıla kadar uzayabiliyor. Bu, iltihaplı bir omurga romatizmasıdır ve kalıcı kamburluğa neden olur. Romatoid artritte tanı gecikmesi 2 yıla kadar uzayabiliyor. Burada da özellikle el eklemlerinde ve diğer eklemlerde kalıcı hasar gelişebiliyor ve hastanın öz bakımını yapamayacak kadar engellilik yaşamasına sebep olabiliyor. Bazen tekerlekli sandalye ihtiyacına kadar uzayabiliyor. Psöriyatik artrit dediğimiz sedef romatizmasında ise tanı gecikmesi 3 yıla kadar uzayabiliyor. Bu hastalarda da yine aynı şekilde eklem hasarı ve kalıcı engellilik gelişebiliyor. Zamanında tanı koyduğumuzda, ilk semptomlar çıktığında tedaviye başladığımızda ise bu engellilikleri engelleyebiliyoruz" şeklinde konuştu. </p>

<h3><strong>"DAYAK YEMİŞ GİBİ UYANMAK BELİRTİ OLABİLİR"</strong></h3>

<p>Tanı gecikmesinin sebeplerini sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, "İltihaplı romatizmal hastalıklarda tespitler bazen diğer durumlarla çok karışır. Örneğin ellerde şişlik, ayaklarda şişlik olması zorlanmaya bağlı olarak düşünülebilir. Ankilozan spondilitte gördüğümüz bel ağrısı, ‘zaten fıtığım var ağrıyor', ‘zaten çok ayakta kaldım ondan dolayı ağrıdı', ‘zorlandım, yoruldum ondan dolayı ağrıdı' gibi sebeplerle ertelenebiliyor. Hem hastalarımız hem de bazen sağlık kuruluşlarında öncelikle bunlara bağlanabiliyor. Aynı zamanda sabah tutukluğu çok önemli. Sabah tutukluğu da yorgunlukla karıştırılabiliyor. Romatolojik hastalıklardan bir kısmında sabah uyandıklarında hastalar şöyle bir tarifte de bulunabiliyorlar: "Bütün gece uyumamışım da dayak yemiş gibi hissediyorum" Bu şekilde tarifte bulunurlar. Ama aslında bir sabah tutukluluğundan bahsetmek istiyorlar. Bunu açtığımızda, iyice sorguladığımızda bunun bir sabah tutukluluğu olduğunu ve iltihaplı romatolojik bir hastalığın belirtisi olduğunu anlayabiliyoruz" dedi. </p>

<h3><strong>"ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ"</strong></h3>

<p>Erken tedavinin önemini de vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Zahiroğlu, ayrıca şu ifadeleri kullandı: </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>"Tedavide fırsat penceresi çok önemli. Henüz engellilik ve hasar gelişmediyse uygun tedavi, uygun hastalıkta ve uygun hastaya verildiğinde hastalıkta ciddi oranda gerileme oluyor. Hastanın yaşam kalitesini yükseltebiliyoruz. Hasar gelişmesini engelleyebiliyoruz. Tıpkı normal insanlar gibi yaşıyorlar; hastalık yokmuş gibi. Ama tedavi alarak. Tedavide de şu önemli: Tedaviyi alıp hastanın ortadan kaybolmaması gerekir. Çünkü ilk tedavide verilen bazı ilaçların ikinci kontrolde kesilmesi gerekebiliyor. İlaç düzeninin kullanılmasında mutlaka hekime danışılarak, hekim tavsiyesiyle başlanıp yine hekim tavsiyesiyle kesilmesi gerekir."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/romatolojik-hastaliklar-kas-ve-eklemlerde-kalici-hasar-birakabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-2-2.jpg" type="image/jpeg" length="31597"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşılar ölümcül hastalıklara karşı koruma sağlar]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/asilar-olumcul-hastaliklara-karsi-koruma-saglar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/asilar-olumcul-hastaliklara-karsi-koruma-saglar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, "Aşı Haftası" nedeniyle aşının önemi hakkında bilgilendirmede bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, her yıl Nisan ayının son haftasında kutlanan "Aşı Haftası" nedeniyle aşının önemi hakkında bilgilendirmede bulundu. Aşının insanlık tarihini etkileyen çok önemli bir buluş olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Çebi, "Dünyada her yıl aşı ile önlenebilir hastalıklardan 2-3 milyon çocuk ölmektedir. Küresel aşılama ile bunun 1,5 milyonu önlenebilir. Aşılar çocuk felci, tetanoz, difteri gibi ölümcül hastalıklara karşı çocuğunuzu korumanın yanında, hastalıkların çocuktan çocuğa yayılımını önleyerek büyük oranda azaltılmasını veya ortadan kaldırılmasını sağlar" dedi. </p>

<h3><strong>"Öncelikli görevimiz hastalıkları önlemek"</strong></h3>

<p>Öncelikli görevlerinin hastalıkları önlemek olduğunu belirten Uzm. Dr. Çebi, "Biz hekimlerin öncelikli görevi, hastalıkları tedavi etmek değil, hastalıkların önlenmesini sağlamaktır. Aşılar bu amaca hizmet eden elimizdeki en önemli araçtır. Ülkemizde aile sağlığı merkezlerinde 13 hastalığa karşı ücretsiz aşılama yapılmaktadır. Her yıl bu sayede 14 bin.296 çocuğun ölümü engellenmektedir. Çocuklarımız ve ülkemizin sağlıklı geleceği için çocuklarımızı aşılatmalıyız" ifadelerini kullandı. </p>

<h3><strong>"Dünyada aşılanma oranlarında düşüş var"</strong></h3>

<p>Son yıllarda aşılamanın kanıtlanmış faydalarının iyi bilinmesine rağmen çocukluk çağındaki aşılanma oranlarında global bir düşüş yaşandığının altını çizen Uzm. Dr. Çebi, "Avrupa‘da 2017 verilerine göre kızamık vaka sayısının bir önceki yıla göre yaklaşık 3 kat arttığı ve tanı alan vakaların yüzde 87‘sinin aşılanmayı reddettiği tespit edilmiştir. Yine Avrupa‘da boğmaca, tetanoz ve difteri aşısı ile bağışıklama oranı yüzde 92‘ye, Amerika‘da ise yüzde 91‘e kadar düşmüştür" şeklinde konuştu. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"Aşı karşıtlığını önlemek sorumluluğumuz olmalı"</strong></h3>

<p>Türkiye‘de de genel aşılanma oranlarında düşüş yaşandığının belirlendiğini ifade eden Uzm. Dr. Çebi, "Ülkemizde kızamık, kızamıkçık, kabakulak, difteri, aselüler boğmaca, tetanoz, konjuge pnömokok ve Hepatit B aşıları ile bağışıklama oranları 2016 yılında yüzde 98 iken sonraki yılda yüzde 96‘ya gerilemiştir. Bu yüzden Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 yılı için belirlediği 10 küresel sorun içerisinde aşı reddine de yer vermiştir. Bu bağlamda aşı karşıtlığını önlemek toplumsal bir sorumluluk olmalıdır" diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/asilar-olumcul-hastaliklara-karsi-koruma-saglar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/s-a-m-s-u-n1-1087.jpg" type="image/jpeg" length="63287"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MHP Samsun Milletvekili Topsakal, öğrencilerle buluştu]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/mhp-samsun-milletvekili-topsakal-ogrencilerle-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/mhp-samsun-milletvekili-topsakal-ogrencilerle-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof. Dr. İlyas Topsakal, Samsun'un Ladik ilçesinde öğrencilerle buluştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ladik'te 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri kapsamında Merkez Atatürk İlkokulu öğrencilerine oyuncak, öğretmenlere ise çeşitli hediyeler takdim edildi. 23 Nisan Haftası dolayısıyla okulda düzenlenen programda öğrencilerle bir araya gelen Topsakal, çocukların bayram sevincine ortak oldu.</p>

<p><img height="901" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-20-174309.png" width="1398" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların bayram haftasını kutlayan Topsakal, "Onları sevindirmek, geleceğe hazırlamak ve güzel hayaller kurdurmak öğretmenlerimizin işi. Bu görevi yerine getiren öğretmenlerimize gönülden teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="3072" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/a-a-20260420-41162893-41162889-m-h-p-g-e-n-e-l-b-a-s-k-a-n-y-a-r-d-i-m-c-i-s-i-t-o-p-s-a-k-a-l-s-a-m-s-u-n-d-a-o-g-r-e-n-c-i-l-e-r-l-e-b-u-l-u-s-t-u-1.jpg" width="4608" /></p>

<h3><strong>ÖĞRETMENLERİN EMEKLERİ SAYESİNDE TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ HUZURLU VE MUTLU OLACAK</strong></h3>

<p>Öğretmenlerin emekleri sayesinde Türkiye'nin geleceğinin huzurlu ve mutlu olacağını aktaran Topsakal, "Biz de onların bu kıymetli çalışmalarına bir nebze katkı sunmak ve yanlarında olmak amacıyla ziyaretimizi gerçekleştirip hediyelerimizi takdim ediyoruz." dedi.</p>

<p>Topsakal'a ziyaretinde MHP İl Başkanı Burhan Mucur da eşlik etti.</p>

<p><img height="2632" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/a-a-20260420-41162893-41162887-m-h-p-g-e-n-e-l-b-a-s-k-a-n-y-a-r-d-i-m-c-i-s-i-t-o-p-s-a-k-a-l-s-a-m-s-u-n-d-a-o-g-r-e-n-c-i-l-e-r-l-e-b-u-l-u-s-t-u.jpg" width="4014" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/mhp-samsun-milletvekili-topsakal-ogrencilerle-bulustu</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 17:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/samsun-haber-3442.jpg" type="image/jpeg" length="42114"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Profesör, çocuklardaki şiddet eğiliminin nedenini açıkladı]]></title>
      <link>https://www.gazetearena.com/profesor-cocuklardaki-siddet-egiliminin-nedenini-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetearena.com/profesor-cocuklardaki-siddet-egiliminin-nedenini-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Eker, çocuklardaki şiddet eğiliminin temelinde “kültür savaşları” ve dijitalleşmenin etkili olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyesi ve Kültür, Sanat ve Turizm Akademisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Eker, yıllardır endüstriyel görsel kültürün insan üzerinde oluşturduğu etkileri araştırıyor. Görsel imge ve kodlar ile insanların bilinçaltının yönlendirilerek hayatın normal akışına aykırı kararların kolayca alınmasını sağlayan davranışların temelinde, bebeklikten itibaren başlayan ve çocukluk süresince maruz bırakılan endüstriyel görsel kültürün etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Eker, son günlerde çocukların yaptığı okul saldırıları sonrasında açıklamalarda bulundu. "Öldürücü Hazzın Sarmal Anatomisi: Geleceğini Yok Eden Gelecek" çalışmasında çocukların bilinçaltındaki şiddet duygusunu araştıran Prof. Dr. Eker, bu çalışmalarını Kod Adı Mavi (Masumiyetten canavarlığa renk kodlaması), Yap-Boz Oyunları (Bozmanın cazibesi), Cilalı Medya Devri (Medyanın ilkel hâle getirdiği insan), Kolaj-Montaj Pedagojisi (Potansiyel ve kapasite çatışması), Nötralizasyon (Suç davranışının meşrulaştırılması), Geleceksizlik (Perspektif ve projeksiyon kaybı), Kaos Estetiği – Hazzın Hızı (Hazzın marjinalliğinde negatif motivasyon), Asimetrik Kabulleniş (Deneyimin deneyimine mahkum olmak), Okuryazarlık Donanımları (Kendisini ve çevresini çözümlemenin sosyal metodolojisi) ve Maneviyat (Teknokültür ve inanç çatışmaları) başlıkları altında çocukların şiddete yönelimlerini araştıran Eker, çalışmaları neticesinde elde ettiği verileri masaya yatırdı.</p>

<h3><strong>"ÇOCUKLARIMIZIN KENDİNE ZARAR VEREN EYLEMLERİNİN TEMELİNDE KÜLTÜR SAVAŞLARI VARDIR"</strong></h3>

<p>Kendine ve topluma zarar veren gençlerin altındaki maneviyatsızlık duygusuna dikkat çeken Prof. Dr. Metin Eker, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p>"Maneviyatsızlık diye adlandırabileceğimiz, özellikle tekno-kültür ile inanç sistemlerinin çatıştırılması gündemiyle meşgulüz şu anda. Teknoloji kültüründen tekno-kültüre geçişin egemen kılındığı bir dijital çağda yaşıyoruz. Sanal evrenlerde çocuklarımızın dolaştığı bir dünyada kurgusu yanılsamasında yaşıyoruz. Dolayısıyla gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki kıyaslamanın ortaya koyduğu performansların neticesinde birçok olumsuzluk ile karşılaşabiliyoruz. Bu açıdan maneviyat, kadim kültürlere sahip ve Müslüman bir ülke olarak bizim ülkemizdeki gençlerimiz üzerindeki pedagojik hedeflerin, çok daha düzenli ve sistematik planlanması gerekliliğini göstermektedir. Kabaca bakarsak üç ana eksenimiz var: kültür, birey (kimlik) ve mekân-nesne ilişkisi. Görsel kültür çağında yaşıyoruz. İletişim büyük oranda görselleşmiş durumda. Kelimeleri daha az kullanıyoruz. Kültür savaşları çağında yaşıyoruz. Yani bu bir kültür savaşıdır. Çocuklarımızın maruz kaldığı tüm operasyonların ve sosyal acıların temelinde kültür savaşları vardır. Bu, ateşli silahlardan ve bombalardan daha yıkıcı bir durumdur. Geleceğimiz yok oluyor. Çocuklarımız kendi geleceğini yok ediyor. Dolayısıyla sosyolojik anlamda kültür öncelikli bir kavramdır. Batı bunun farkına varmaya başladı. ‘Kültürünüz yoksa geleceğiniz yoktur’ diyor. Kültür yok olursa gelecek de yok olur. Bu nedenle önce kültürü konuşmamız ve bunu akademik yapılara taşımamız gerekmektedir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p><img height="1200" src="https://gazetearenacom.teimg.com/gazetearena-com/uploads/2026/04/a-w687479-01.jpg" width="1600" /></p>

<h3><strong>"EKRANLAR ÇOCUKLARIN YENİ AKRANI: KÜRESEL KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ GENÇLİĞİ DÖNÜŞTÜRÜYOR"</strong></h3>

<p>Çocukların artık akranlarıyla değil ekranlarla iletişim kurduğunun altını çizen Prof. Dr. Eker, "Kimlik olarak baktığımızda bireyler izolasyon ortamlarında yaşıyor. Tekil ve bireysel oyunlarla evinde, odasında, ekran karşısında yaşam sürüyorlar. Dolayısıyla ekran, çocukların en büyük akranı haline gelmiş durumda. Sosyal iletişim ve etkileşim büyük oranda ekran üzerinden yürütülüyor. Temas ve fiziksel etkileşim ortadan kalktı. Oyunlar bireyselleştikçe, kolektif ve takım oyunları giderek yok oluyor. Böylece sentetik bir mekân ve nesne yapısına doğru bir dönüşüm yaşanıyor. Bu durum küresel bir endüstriyel operasyonun sonucudur. Moda, eğitim, medya, tüketim ve dolayısıyla oyun gibi sektörlerin birleştiği bir yapıdan bahsediyoruz. Bu bir kaos endüstrisidir, estetik haz ve hedefsizliğin kaosuna dönük bir endüstridir. Çocukların teknolojiyle doğrudan temaslı halde büyümesi, anne-baba ve sosyal çevre ile bağların zayıflamasına neden olmaktadır" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>"TEKNOLOJİ ÇOCUKLUĞU HIZLANDIRDI: ERKEN BÜYÜME, ERKEN ÇÖKÜŞ"</strong></h3>

<p>Teknolojiyle birlikte öğrenme süreçlerinin değiştiğini dile getiren Eker, "Klasik pedagojik süreçlerde çocuk 6 yaşında okula başlar ve yaklaşık 20 yaşına kadar eğitim süreci devam eder. Ancak teknolojiyle birlikte bu süreç öne çekilmiştir. Çocuklar, artık 3-4 yaşında okuma yazma öğrenebiliyor, 5 yaşında yabancı dil öğrenebiliyor. Bu durum pedagojik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ergenlik ve yetişkinlik süreçleri de daha erken yaşlara çekilmiştir. Bu da erken büyüme, erken hedef kaybı ve geleceksizlik sorunlarını beraberinde getiriyor" diye konuştu.</p>

<h3><strong>"ÇOCUKLUĞUMA DOĞRU BÜYÜMEK İSTİYORUM"</strong></h3>

<p>Çocukluk saflığının kaybolduğunu belirten Eker, "Kendini gerçekleştirme sürecine yönelen çocuk, oyunlar aracılığıyla bunu hızlı ve kontrolsüz biçimde yaşamaya çalışıyor. Alaylı ve naif tanımlı bir köylü heykeltıraşımızın bir sözü çok anlamlıydı: ‘Çocukluğuma doğru büyümek istiyorum.’ Bu ifade, çocukluğun saflığına ve doğallığına dönüş özlemini anlatıyor. Maalesef bugün çocuklarımız hızlı büyüme ile bu saflıktan uzaklaşıyor. Keşke çocukluğumuza doğru büyüyebilsek" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazetearena.com/profesor-cocuklardaki-siddet-egiliminin-nedenini-acikladi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetearenacom.teimg.com/crop/1280x720/gazetearena-com/uploads/2026/04/samsun-haber-3426.jpg" type="image/jpeg" length="13589"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
