İLAN
T.C.SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/1492
KARAR NO : 2026/653
BAŞKAN : RESMİYE SÜRMELİ(35243)
ÜYE : ESRA ZORLU(101404)
ÜYE : MURAT TUNÇER(104807)
KATİP : BİLNUR ÇALIŞKAN(120226)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : AMASYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/04/2025
NUMARASI : 2022/107 Esas 2025/95
İSTİNAF EDEN
DAVACILAR : 1- SEFADİYE GÖKTEPE - 27121061864
2- FURKAN GÖKTEPE - 12043575490
VEKİLLERİ : Av. EMRE ÖZER
DAVALI : GÜR UN SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ
VEKİLLERİ :Av. UMUT YOLCU
DAVALI : ATILIM MOBİLYA GIDA TEKSTİL İTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ -
Kapıkaya Köyü Paşalık Mevkii Merkez/ AMASYA
DAVANIN KONUSU : Tasarrufun İptali (İİK 277 Ve Devamı)
KARAR TARİHİ : 20.04.2026
KARAR YAZIM TARİHİ :20.04.2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Tasarrufun İptali (İİK 277 Ve Devamı) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davacılar adli yardımdan yararlandırıldığından alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı ile 2.002,00 TL istinaf yoluna başvuru harcı 45,00 TL tebligat masrafı ile 530,00 TL posta gönderme gideri olmak üzere toplam 3.309,00TL giderin davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Dosyanın İstinaf Mahkemesine gönderilmesi amacıyla yapılan harç, posta masrafı ve tebligat giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran taraf üzerinde bırakılmasına,
4-İnceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliğine
Dair, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20.04.2026
İlanen tebliğ olunur.06.05.2026
İLAN BİLGİSİ
Temyiz eden davacılar Vekil Av.Veysel ÖZER 'in 30.04.2026 tarihli dilekçesi davalılardan Atılım Mobilya Gıda Tekstil İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret AŞ'ye ilanen tebliğ olunur. 06.05.2026
YARGITAY'A GÖNDERİLMEK ÜZERE SAMSUN BAM 4. HUKUK DAİRESİ’NE DOSYA NO : 2025/1492
Aleyhine Temyiz Olunan (İlanen Tebliğ )
Davalı : ATILIM MOBİLYA GIDA TEKSTİL İTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ KONU : Amasya 2.AHM'nin 2022/107 E. ve 2025/95 K. sayılı kararın ve Samsun Bam 4. Hukuk Dairesi’nin 20.04.2026 tarih, 2025/1492 E. ve 2026/653 K. sayılı kararına karşı, 6100 sayılı hmk’nın 361 ve devamı maddeleri uyarınca temyiz istemlerimizin sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR :
1-Müvekkillerin murisinin davalı Atılım Mobilya Gıda Tekstil İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret AŞ nezdindeki iş ilişkisi sırasında maruz kaldığı iş kazası sonucu doğan alacak, Amasya İş Mahkemesi’nin 2011/651 Esas, 2015/40 Karar sayılı ilamı ile kısmen kabul edilmiştir. Bu ilam Bakırköy 2. İcra Dairesi’nin 2016/14765 E. sayılı dosyasında takibe konulmuştur. Takip konusu alacak kesinleşmiş olup, borçlu şirketin fiili malvarlığı bulunmadığı, borçlarına yetecek aktifinin kalmadığı, taşınmazını ise takip ve alacak baskısı altında üçüncü kişiye devrettiği anlaşılmaktadır.
2-Dava konusu taşınmazın, borçlu şirket tarafından dava dışı Gür Un Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne devri, müvekkiller bakımından alacağın tahsilini imkânsızlaştıran tasarruf olup, dava TBK m. 19 kapsamında muvazaa ve terditli olarak İİK m. 277 ve devamı hükümlerine dayalıdır.
Tarafımızdan açılan bu davada Mahkemece usul , yasa ve hukuka aykırı olarak davanın reddine karar verilmiştir. Tarafımızdan karar istinaf edilmiş usul , yasa ve hukuka aykırı olarak istinaf başvurumuzun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ SEBEPLERİMİZ
1-Karar, dosyadaki tüm deliller birlikte ve bütüncül biçimde değerlendirilmeden verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, uyuşmazlık TBK m. 19 kapsamında muvazaa iddiası olarak nitelendirilmiş; ancak somut olayın maddi vakıaları, delil zinciri ve ekonomik gerçekliği birlikte tartışılmamıştır. Oysa dosyada; iş kazası nedeniyle doğmuş ve mahkeme ilamına bağlanmış bir alacak, bu alacağın icra takibine konu edilmesi, borçlu şirketin fiili hacizde bulunamaması, borçlu şirket üzerinde taşınır/taşınmaz malvarlığının olmaması, dava konusu taşınmazın devrinin alacak baskısına yakın bir zamanda gerçekleşmesi, taşınmazın rayiç değeri ile resmi satış bedeli arasında ciddi fark bulunması, davalı şirketlerin aynı ticari çevrede faaliyet göstermeleri, üçüncü kişinin borçlunun ekonomik ve hukuki durumunu bilmesi gereken konumda bulunması birlikte değerlendirilmelidir. Mahkeme ve istinaf kararı, yalnızca “bedel farkı tek başına yeterli değildir” yaklaşımına dayanmakta; ancak bedel farkını destekleyen diğer emareleri tartışmamaktadır. Bu ise delillerin yanlış ve eksik değerlendirilmesi anlamına gelir. Yargılamada esas olan, tek bir delile mutlak anlam atfetmek değil, dosyadaki bütün olguları birlikte değerlendirmektir.
2. Dava konusu taşınmazın rayiç değeri ile satış bedeli arasındaki fark, diğer emarelerle birlikte muvazaa iddiasını güçlü biçimde desteklemektedir. Mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda taşınmazın devir tarihi itibarıyla toplam değerinin 2.001.386,72 TL olduğu tespit edilmiştir. Resmi senette ise satış bedeli 800.000 TL olarak gösterilmiştir. Bu fark, yalnız başına otomatik muvazaa sonucu doğurmasa da, dosyada mevcut diğer olgularla birlikte değerlendirildiğinde önemli bir muvazaa emaresidir. Taşınmazın sanayi alanında bulunması, üzerindeki yapıların varlığı, işyeri niteliği, kullanım yoğunluğu, konumu ve ekonomik değeri dikkate alındığında; satış bedelinin gerçek piyasa değerinden bu derece düşük gösterilmesi, işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığı yönünde ciddi kuşku doğurmaktadır. Mahkeme kararında Antalya BAM 13. HD’nin 2024/178 E., 2025/42 K. sayılı kararına atıf yapılmış ise de, Yargıtay’ın yukarıda belirtilen emsal kararları dikkate alınmamıştır. Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki misli fark muvazaanın varlığı için yeterlidir. Mahkemece aksi yönde verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Yargıtay kararları istinaf kararlarından üstündür.
T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2021/1-489
Karar No : 2023/101
Yaklaşık iki buçuk kat fark bulunduğu sabit olduğundan dava konusu taşınmaza yönelik yapılan temlik işleminin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kanıtlanmıştır
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/1259 E., 2020/2204 K. sayılı kararı
Somut olayda, yargılama sırasında mahkemece yapılan araştırmada dava konusu taşınmazla ilgili... Şubesi’nden gelen 04/02/2014 tarihli cevabi yazıda; dava dışı borçlu şirket çalışanı ...’ e 05/08/2010 tarihinde (taşınmazın devir tarihinden 5 gün önce) taşınmaz üzerinde bulunan ipoteğe ilişkin fek yazısının teslim edildiği, davalı ... tarafından ipotek bedeli için yapılmış bir ödemenin bulunmadığı bu hususun ispat edilmediği anlaşılmaktadır. Böylelikle dava konusu taşınmazların tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değeri arasında (20.000,00-152.677,00 TL) misli fark bulunduğu açıktır. İİK.nun 278/3-2 maddesinde edimler arasındaki aşırı fark bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu öngörülmüştür. 3.kişi tarafından taşınmazın tasarruf tarihindeki bilirkişice belirlenen gerçek değerinin ödendiği ise yasal ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamıştır. Edimler arasında fahiş farkın bulunduğu hallerde de 3. kişinin iyi niyet iddiasının dinlenmesine imkan yoktur. Bu halde dava konusu tasarrufların İİK.nun 278/3-2 maddesi gereğince iptale tabi olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
3. Davalı üçüncü kişinin, borçlu şirketin ekonomik sıkıntısını ve alacaklılardan mal kaçırma kastını bildiği veya bilmesi gerektiği hususu yeterince tartışılmamıştır.
Tarafımızdan ileri sürülen, davalı şirketlerin aynı bölgede, aynı sektörde faaliyet gösteren, aynı ticaret odasına kayıtlı tacirler oldukları hususu mahkemece göz ardı edilmiştir. Küçük ölçekli bir şehir olan Amasya’da aynı sektör ve aynı lokasyonda faaliyet gösteren bu iki şirketin birbirinden haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu durum, devir işleminin alacaklılardan mal kaçırma kastıyla yapıldığının güçlü delilidir. Yargıtay karar ve içtihatlarına göre “Tarafların aynı ticari çevrede faaliyet göstermesi, muvazaanın varlığına karine teşkil eder.” Dosyada yer alan ticaret sicili kayıtları, şirketlerin faaliyet alanları, aynı şehirde ve birbirine yakın lokasyonda faaliyet göstermeleri, ticari hayatın olağan akışı içinde davalının borçlu şirketi ve borçlunun içinde bulunduğu ekonomik tabloyu bilmediği savunması hayatın olağan akışına aykırıdır. İptal davası ve muvazaa iddiasında yalnızca borçlunun kastı değil, üçüncü kişinin bu kastı bilmesi veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunması da önemlidir. Somut olayda bu emareler birlikte değerlendirilmemiştir. Özellikle: borcun doğduğu tarih ile devir tarihi arasındaki ilişki, icra takibinin varlığı, fiili hacizde malvarlığının bulunamaması, taşınmazın düşük bedelle devredilmesi, tarafların aynı ticari çevrede faaliyet göstermesi bir arada ele alındığında, işlemin iyi niyetli ve olağan bir ticari satış olduğu kabul edilemez.
4. TBK m. 19 kapsamındaki muvazaa iddiası, İİK’nın hak düşürücü süresiyle daraltılamaz; mahkemenin bu ayrımı doğru kurması gerekirdi. Dosyada İİK m. 277 ve devamı bakımından süre tartışması yapılmış olmakla birlikte, dava yalnızca tasarrufun iptali değil, aynı zamanda TBK m. 19 kapsamında muvazaalı işlemin tespitine de ilişkindir. TBK m. 19’a dayalı muvazaa iddialarında, işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığı ileri sürülmekte olup, alacaklı bakımından ispat imkânı daha geniştir. Somut olayda mahkeme, İİK m. 284’teki beş yıllık süreyi esas alarak ya da buna paralel düşünerek, TBK m. 19 yönünden esaslı inceleme yapma yükümlülüğünü daraltmıştır. Oysa muvazaa iddiası, yalnızca İİK sistematiği içinde değerlendirilemez; işlemin gerçek mahiyetinin tespiti gerekir. Davacıların alacağının varlığı kesinleşmiş ve borçlu şirketin tasarrufu alacaklıyı zarara uğratmıştır. Bu nedenle uyuşmazlık, yalnızca şekli bir süre tartışmasına indirgenmemelidir. Tarafımızdan açılan dava TBK hükmü gereğince muvazaalı satış nedeniyle açılmıştır. TBK'ya dayanan muvazaa işlemlerinde açılacak dava zamanaşımına tabi değildir. Bu hususta en güncel ekte sunduğumuz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/17-1505e ve 2020/204k sayılı kararı bulunduğu gibi eski tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bir çok Yargıtay kararında zamanaşımına tabi olmadığı yönündedir. Müvekkilem ev hanımı olup, diğer davacı Furkan Göktepe iş kazası olduğu tarihte 8 yaşındadır. Müvekkillerim , davalıların borçlunun mal kaçırmak amacıyla davalıya gayrimenkulü sattığını bilmek ve bilebilecek durumda değildir. Kabul etmemekle birlikte 5 yıllık zamanaşımı olsa dahi işlemin öğrenildiği tarih esas alınmalıdır. Müvekkillerim muvazaalı satışı dava tarihinde öğrenmiştir. Açılan davanın hukuki mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda yargıtay kararlarından anlaşılacağı gibi zaman aşımına tabi değildir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 1981/1-497K. 1983/719T. 22.6.1983Taraflar arasındaki 'tapu iptali' davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Edirne İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi )`nce davanın reddine dair verilen 6.6.1980 gün ve 561-232 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Birinci Hukuk Dairsi`nin 22.9.1980 gün ve 10378-10977 sayılı ilamıyla; ( ..Davacı dava konusu taşınmazın davalıya intikalini sağlayan işlemin muvazayaa dayandığından bahisle iptalini istemiştir.
Mahkemece, 10 yıllık zamanaşımı gerçekleştikten sonra açıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, açıkca muvazaa hukuksal nedenine dayandığına göre, dava zamanaşımı söz konusu olamaz.
Davanın esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı nedenden ötürü reddedilmesi yolsuzdur.. ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz eden: Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR :
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağı ( butlanı ) konusu gerek uygulamada ve gerekse bilimsel görüşlerde oybirliği ile benimsenmiş bulunduğuna; bu nedenle hakimin muvazaayı istek olmaksızın re`sen gözönünde tutması gerektiğine; muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zamanın geçmesi ile görünüşteki işlemin geçerli hale gelmeyeceği kuşkusuz bulunduğuna; muvaazanın gerek def`an ve gerekse dava yoluyla herzaman ileri sürülebileceğine, bir başka ifade ile muvazaa iddialarında zamanaşımı sözkonusu olmadığına göre ( Kenan Tunçomağ - Türk Borçlar Hukuku - İclt: 1, Genel Hükümler, Sayfa: 300 vd., özellikle dipnotile ilgili metin ve bu dipnotta anılan eserler ), ( Becker - Borçlar Kanunu Şerhi - 87 ), Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
«‘Tasarrufun iptâli davası’ ile ‘muvazaa (BK. 18, şimdi; TBK. 19) nedeniyle tapu iptâli ve tescil davası’nın terditli olarak açılabileceğini, muvazaa hukuki nedenine dayalı davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin söz konusu olmadığını»
Yargıtay 17. HD. 17.6.2008 T. 630/3223; 27.3.2008 T. 5099/1546
5-İspat Yükünün Yanlış Yorumlanması
TBK m.19’a dayalı muvazaa davalarında davacının muvazaayı her türlü delille ispat edebileceği kabul edilmektedir. Mahkeme, “davalılar arasında akrabalık ya da ortaklık bağı bulunmadığı” gerekçesiyle muvazaanın ispatlanmadığı sonucuna varmıştır. Oysa yargıtay karar ve içtihatlarına göre muvazaanın ispatı için akrabalık veya ortaklık şartı aranmaz. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda taşınmazın devir tarihi itibariyle gerçek değeri ile satış bedeli arasındaki fark açıkça ortaya konulmuş, ayrıca taşınmazın konumu, imar durumu, sanayi alanında bulunması gibi değer artırıcı unsurlar ayrıntılı şekilde belirtilmiştir. Bu somut verilere rağmen, “muvazaa ispatlanamadı” gerekçesiyle davanın reddi çelişkilidir. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre taşınmazın devir tarihinde ki gerçek değeri ile satış değeri arasında yaklaşık 2.5 kat fark bulunmaktadır. Devir eden ve devir alan aynı bölgede faaliyet gösteren şirketlerdir. Yargıtay karar ve içtihatlarına göre misli fark bulunması dahi muvazanın ispatı için yeterlidir. Aynı zamanda Yargıtay karar ve içtihatlarına göre Tarafların aynı ticari çevrede faaliyet göstermesi, muvazaanın varlığına karine teşkil eder. Bu karinenin ispatı davalı tarafa düşmektedir. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi ve istinaf başvurumuzun reddine karar verilmesi usul , yasa ve hukuka aykırıdır. İş bu nedenle kararı temyiz etmek zarureti hasıl olmuştur.
SONUÇ ve İSTEM :Yukarıda arz izah edilen ve resen gözetilecek sebeplerle;
1-Temyiz başvurumuzun kabulü ile usul , yasa ve hukuka aykırı Amasya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2022/107 E ve 2025/95 , Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 20.04.2026 tarih, 2025/1492 E. ve 2026/653 K. sayılı kararının BOZULMASINA,
2-Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, davacı vekili olarak saygıyla arz ve talep ederim. 30.04.2026