Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Gazze, beş bin yıllık geçmişiyle Filistin’in en eski şehirlerinden biridir. Antik çağlardan Osmanlı dönemine kadar ticaret, kültür ve inanç merkezi olarak önemini korumuştur. Ortadoğu’nun doğu Akdeniz kıyısında yer alan Gazze, günümüzde yaşanan savaşların gölgesinde olsa da, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olarak bilinmektedir. Arkeolojik veriler, bölgede M.Ö. 3.000’li yıllarda yerleşim bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle Gazze, yalnızca Filistin’in değil, tüm Yakın Doğu coğrafyasının en eski şehirlerinden biri kabul edilmektedir.

Antik Mısır döneminde ticaretin önemli durağı olmuştur
 

Gazze’nin adı ilk kez Antik Mısır kaynaklarında geçmiştir. M.Ö. 15. yüzyıla ait Firavun II. Thutmose dönemine ait yazıtlarda “Gaza” adıyla anılmıştır. Bu dönemde şehir, Mısır’ı Asya’ya bağlayan “Deniz Yolu” (Via Maris) üzerinde yer aldığı için stratejik bir ticaret durağı haline gelmiştir. Baharat, altın, tekstil ve tahıl taşınan bu güzergâh, Gazze’yi ekonomik açıdan bölgenin en canlı merkezlerinden biri yapmıştır. Bölgede yapılan arkeolojik kazılarda, o döneme ait bakır kaplar, süs eşyaları ve mühürler bulunmuştur. Bu buluntular, Gazze’nin erken dönemlerden itibaren üretim ve ticaretle gelişmiş bir kent olduğunu göstermektedir.

 

M.Ö. 12. yüzyılda Filistin halklarının bölgeye yerleşmesiyle birlikte Gazze, Filistin kent devletlerinden biri haline gelmiştir. Bu dönemde şehir, hem tarım hem de ticaret açısından gelişmiştir. Daha sonraki yüzyıllarda Gazze, stratejik konumu nedeniyle Asurlular, Babilliler ve Persler arasında el değiştirmiştir. Persler döneminde şehir, Mısır seferlerine çıkan ordular için önemli bir üs olarak kullanılmıştır. Büyük İskender’in M.Ö. 332 yılında düzenlediği sefer sırasında Gazze uzun süre direnmiş, ancak sonunda kuşatmayı kaybederek Makedonya yönetimine geçmiştir. Tarihçiler, Gazze’nin bu dönemdeki direnişini şehrin tarih boyunca sürdürdüğü “dayanıklılık simgesi” olarak tanımlamıştır.

İskender’in ölümünden sonra Gazze, Helenistik dünyanın bir parçası haline gelmiştir. Bu dönemde şehrin adı “Gazza” olarak anılmıştır. Yunan kültürünün etkisiyle yeniden inşa edilen kentte sütunlu yollar, hamamlar ve pazar alanları yapılmıştır. Gazze, Helenistik dönemde yalnızca bir ticaret limanı değil, aynı zamanda bilim, felsefe ve sanat merkezi haline gelmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde şehir, “Gazza Maior” adıyla Filistin eyaletinin önemli merkezlerinden biri olmuştur.Romalılar tarafından inşa edilen taş yollar, köprüler, su kemerleri ve sabun atölyeleri, Gazze’nin bu dönemde ekonomik açıdan gelişmiş olduğunu göstermektedir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan mozaik zeminler, amfora kalıntıları ve seramik parçaları, Roma sanatının bölgeye yansımalarını kanıtlamıştır.

4. ve 5. yüzyıllarda Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Gazze, Bizans İmparatorluğu’nun doğu eyaletlerinde dini bir merkez haline gelmiştir. Bu dönemde inşa edilen Saint Porphyrius Kilisesi, günümüzde hâlâ ayakta olan en eski kiliselerden biri olarak kabul edilmektedir. Aziz Porphyrius’un adını taşıyan yapı, Bizans döneminde hem ibadet hem de hac güzergâhı olarak önem taşımıştır. Tarihî kaynaklarda şehirde sekiz büyük kilisenin bulunduğu belirtilmiştir. Bu durum, Bizans döneminde Gazze’nin nüfusunun 100.000’i aştığını göstermektedir. Gazze, aynı zamanda Kudüs ve İskenderiye arasında yer alan hac yolu üzerinde bir konaklama merkezi olarak da işlev görmüştür.

7. yüzyılda Halife Ömer döneminde Müslüman orduların bölgeyi fethetmesiyle Gazze, İslam hâkimiyetine girmiştir. Emeviler ve Abbasiler döneminde şehir, ilmî faaliyetlerin yoğunlaştığı bir merkez haline gelmiştir. Camiler, medreseler ve kervansaraylar inşa edilmiştir. Gazze, aynı zamanda İslam hukukunun önde gelen isimlerinden İmam Şafiî’nin doğum yeri olmasıyla da önem taşımaktadır. Bu bilgi, şehrin yalnızca ticaretle değil, ilimle de özdeşleştiğini ortaya koymaktadır.

Gazze, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yaklaşık dört yüzyıl boyunca Osmanlı yönetimi altında kalmıştır. Bu dönemde şehir, Gazze Sancağı olarak anılmış ve Akdeniz ticaretinde önemli bir konuma sahip olmuştur. Osmanlı arşivlerinde Gazze; sabun, zeytinyağı ve kumaş üretimiyle öne çıkan bir şehir olarak tanımlanmıştır. Kentin taş mimarisi, kemerli hanları ve camileri, Osmanlı döneminin mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Büyük Ömer Camii ve döneme ait bazı çeşmeler günümüzde hâlâ varlığını sürdürmektedir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Gazze, Osmanlı ve İngiliz kuvvetleri arasında üç büyük muharebeye sahne olmuştur. 1917’deki Üçüncü Gazze Muharebesi sonunda şehir İngilizlerin eline geçmiştir. Bu savaşlar sırasında kentin büyük bölümü zarar görmüştür. Savaşın ardından Gazze, İngiliz mandası altına girmiş ve bölgedeki siyasi dengelerin değişiminde önemli rol oynamıştır. 20. yüzyıl boyunca Gazze, Filistin’in tarihini şekillendiren olayların merkezinde yer almıştır. Ancak yapılan arkeolojik çalışmalar, bölgenin antik dönemlerden kalma katmanlarının hâlâ korunabildiğini göstermiştir.

Gazze’nin tarihî yapılarının büyük bir kısmı modern çağda yaşanan çatışmalar nedeniyle zarar görmüştür. Buna rağmen Tell es-Sakan, Anthedon Limanı ve Saint Porphyrius Kilisesi gibi önemli arkeolojik alanlar, bölgenin geçmişine ışık tutmaya devam etmektedir. Anthedon Limanı, UNESCO tarafından 2012 yılında Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir.

Gazze, binlerce yıllık geçmişi boyunca defalarca yıkılmış, ancak her seferinde yeniden kurulmuştur. Mısır’dan Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar farklı uygarlıkların yönetiminde bulunmuş olan şehir, her dönemde hem ekonomik hem kültürel bir merkez olmuştur. Bugün savaşın gölgesinde olsa da, Gazze’nin tarihî kimliği bu toprakların yalnızca acıyla değil, medeniyetle de anılması gerektiğini göstermektedir. Gazze, geçmişten bugüne taşıdığı izlerle insanlık tarihinin en önemli merkezlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Yorumlar