Dijital çağda yaşanan anları sosyal medyada paylaşmak neredeyse bir alışkanlık haline geldi. Ancak uzmanlara göre, hayatını dijital platformlarda sergilememeyi tercih eden bireyler “asosyal” değil; tam tersine anı en yoğun ve en bilinçli şekilde yaşayan kişiler olabilir. Psikoloji dünyasında yapılan değerlendirmeler, bir deneyimi tüm dikkatiyle yaşamak ile onu başkaları için belgelemek arasında bilişsel bir çatışma olduğunu ortaya koyuyor.
ANI YAŞAMAK MI, BELGELEMEK Mİ?
Modern yaşamda konserlerde, seyahatlerde ya da özel kutlamalarda insanların telefon ekranlarının arkasına saklanması sıradan bir görüntü haline geldi. Ancak uzmanlar, “çoklu görev” olarak adlandırılan durumun aslında bir yanılsama olduğuna dikkat çekiyor. Kişi en iyi kareyi yakalamaya ya da paylaşım metni oluşturmaya odaklandığında, zihinsel olarak deneyimin dışına çıkıyor.
Bu durum, anın duygusal derinliğinin azalmasına ve deneyimin bir “içerik” üretimine dönüşmesine neden olabiliyor. Lensin arkasında kalan birey; ortamın kokusunu, sesini ve atmosferini tam anlamıyla deneyimleyemeyebiliyor.

PERFORMANS BİLİNCİ VE ONAY ARAYIŞI
Sosyal medya platformlarının sunduğu anlık beğeni ve yorum mekanizması, bireylerde dışsal onay ihtiyacını güçlendirebiliyor. Uzmanlar bu durumu “performans bilinci” olarak tanımlıyor. Yani kişi, yaşadığı anı kendi içsel deneyimi için değil, başkalarının değerlendirmesi için kurgulamaya başlıyor.
Paylaşım yapmayan bireylerin ise başarılarını ve mutluluklarını dış onayla değil, içsel tatminle ölçtüğü gözlemleniyor. Bu durum, öz saygının daha sağlam temeller üzerine kurulmasına katkı sağlayabiliyor.

DİJİTAL SESSİZLİK BİR KAÇIŞ MI?
Uzmanlara göre sosyal medyada aktif olmamak bir kopuş ya da izolasyon anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, bireyin kendi deneyimi üzerinde kontrol kurma biçimi olarak değerlendiriliyor. Mahremiyet, bir eksiklik değil; kişinin yaşamı üzerindeki egemenliğinin göstergesi olarak görülüyor.
Sessiz kalmayı tercih eden bireyler, anlarını dijital bir vitrine çıkarmak yerine kendilerine saklamayı seçiyor. Psikolojiye göre hayatın en nitelikli anları çoğu zaman kameraya yansımayan, paylaşılmayan ve sadece yaşanan o özel boşluklarda saklı.
Sonuç olarak mesele, teknolojiyi tamamen reddetmek değil; hangi anların kamusal, hangilerinin kişisel kalacağına bilinçli şekilde karar verebilmek. Uzmanlara göre bu dengeyi kurabilen bireyler, hem dijital dünyada var olabilir hem de gerçek hayatın derinliğini kaybetmeden yaşayabilir.





