İnci, doğada kendiliğinden oluşan en nadir ve en değerli organik maddelerden biri olmuştur. Parlak yüzeyi, pürüzsüz dokusu ve zarif görünümüyle yüzyıllardır hem doğu hem batı kültürlerinde değer görmektedir. Tarih boyunca soyluların, kralların ve imparatoriçelerin sembolü olarak kullanılan inci, aslında bir deniz canlısının savunma tepkisi sonucu oluşmaktadır. İnci, deniz veya tatlı su midyelerinin kabuğuna bir yabancı madde girmesiyle oluşmaktadır. Midyenin içine giren kum tanesi, parazit veya kabuk parçası, organizmanın zarını tahriş etmektedir. Midye, bu yabancı maddenin zarar vermemesi için “sedef” olarak bilinen parlak bir madde salgılamaktadır. Sedef tabakası, istilacı cismin etrafını katman katman kaplamakta ve bu işlem yıllar içinde devam etmektedir. Katmanlar zamanla sertleşmekte, pürüzsüzleşmekte ve sonunda parlak bir inci ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle inci, bir canlı organizmanın doğal savunma tepkisinin sonucunda oluşmuş organik bir taş olarak tanımlanmaktadır.
Tarihin büyük kısmında insanlar yalnızca doğal incileri bulabilmiştir. Denizden çıkarılan midyelerin içinden tesadüfen elde edilen bu inciler son derece nadir olmuştur. Bu nedenle inci, tarih boyunca lüks ve zenginliğin sembolü olarak görülmüştür. 20.yüzyılın başlarında ise insanlar, doğadaki bu süreci laboratuvar koşullarında taklit etmeyi başarmıştır. Kültür incisi adı verilen bu üretim yöntemi, ilk kez 1893 yılında Japon araştırmacı Mikimoto Kokichi tarafından uygulanmıştır. Mikimoto, midyenin içine küçük bir çekirdek yerleştirerek onun etrafında sedef salgılanmasını sağlamıştır. Bu yöntemle inci üretimi kontrollü hâle gelmiş, günümüzdeki ticari inci üretiminin temeli atılmıştır.
Bir incinin oluşumu kısa bir süreç değildir. Midyenin türüne, yaşadığı suyun sıcaklığına ve çevresel koşullara göre bu süreç iki ila on yıl arasında değişmektedir. Kültür incilerinde genellikle 2 ila 3 yıl içinde hasat yapılabilmektedir. Ancak doğal inciler, doğada müdahale olmadan geliştiği için bazen on yıla kadar sürebilmektedir. İncinin kalitesini belirleyen en önemli unsur, sedef tabakalarının sayısı ve düzenidir. Katman sayısı ne kadar fazlaysa, inci o kadar parlak ve dayanıklı olmaktadır.
Arkeolojik bulgular, incinin Mezopotamya, Antik Mısır, Çin ve Hint uygarlıklarında bilinen en eski süs eşyalarından biri olduğunu göstermektedir. İnci, tarih boyunca hem dini hem de kültürel anlamlar taşımıştır.
Antik Mısır döneminde inci, ölümsüzlüğün ve yeniden doğuşun sembolü olarak görülmüştür. Kraliçe Kleopatra, incinin gücüne olan inancını göstermek için bir incisini sirke içinde eritip içtiği rivayetiyle anılmaktadır. Antik Roma döneminde inci, sosyal statü göstergesi olmuştur. Roma İmparatoru Julius Caesar, sadece soyluların inci takmasına izin vermiştir. Bu yasak, incinin o dönemki yüksek değerini ortaya koymaktadır. Orta Çağ Avrupası’nda inci, saflığın ve inancın simgesi hâline gelmiştir. Kralların tacında, dini eşyaların süslemelerinde ve kraliçelerin elbiselerinde inci işlemeleri kullanılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda inci, saray mücevherleri arasında özel bir yere sahip olmuştur. Topkapı Sarayı’nda yer alan taht, kılıç, miğfer ve tespih gibi eserlerde inciler dikkat çekmektedir. Osmanlı kuyumcuları, inciyi altın, zümrüt ve yakutla birlikte kullanarak “saray mücevher sanatının” en seçkin örneklerini oluşturmuştur. Ayrıca inciler yalnızca takı olarak değil, kaftan, kemer ve elbise süslemelerinde de kullanılmıştır. İnci kakma sanatı, Anadolu el sanatları içinde kendine özgü bir yer edinmiştir.
İnciler, yetiştikleri ortama göre iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Tatlı su incisi ve deniz incisi. Tatlı su incileri, nehirlerde ve göllerde yaşayan midyelerde oluşmaktadır. Renkleri beyazdan pembeye, krem tonlarından şampanyaya kadar değişmektedir. Genellikle daha küçük boyutlu olsalar da doğal güzellikleriyle tercih edilmektedirler. Deniz incileri ise okyanus sularında yaşayan midyelerde oluşmaktadır. En değerli türler arasında Tahitian siyah incisi, Güney Denizi incisi ve Akoya incisi yer almaktadır. Özellikle Güney Denizi incileri 20 milimetreye kadar ulaşabilen boyutlarıyla bilinir.
İnci neden parlak görünmektedir?
İncinin yüzeyindeki parlaklık, yani “ışıltı” olarak bilinen etki, sedef tabakalarındaki ışığın kırılması ve yansıması sonucu oluşmaktadır. Bu tabakalar, ışığı farklı açılarda yansıtarak incinin kendine özgü bir parıltıya sahip olmasını sağlamaktadır. Kaliteli bir inci, dış yüzeyinden ziyade içten gelen bir ışık gibi görünmektedir. Bu özellik, sedef tabakalarının yoğunluğu ve düzgünlüğüyle doğrudan ilişkilidir.