Samsun’un Tekkeköy ilçesinde yer alan Tekkeköy Mağaraları Arkeoloji Vadisi, Anadolu’da insan yaşamına dair en eski izleri taşıyan alanlardan biridir. Bugün Samsun’un 14 kilometre doğusunda bulunan bu mağaralar, yalnızca Karadeniz’in değil, Türkiye’nin tarih öncesi döneme uzanan en önemli arkeolojik bölgelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Tekkeköy Mağaraları’ndaki ilk insan yerleşimi, Paleolitik Çağ’a (Eski Taş Çağı) kadar uzanır. Bu dönem, yaklaşık MÖ 60.000 ila MÖ 15.000 yılları arasına tarihlenmektedir. Mağaralarda yapılan kazılarda çakmaktaşı aletler, yontmataş kesiciler, delici alet uçları ve kemik parçaları bulunmuştur. Bu bulgular, bölgenin avcı-toplayıcı topluluklar tarafından uzun süreli yerleşim alanı olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. Jeolojik olarak mağaralar, bazalt ve tüf tabakalarının erozyonla oyulması sonucu oluşmuştur. İnsanlar bu doğal oyukları genişleterek barınak hâline getirmiştir. Bu yönüyle Tekkeköy, hem doğal hem de insan eliyle şekillenmiş nadir taş devri alanlarından biridir.
Tekkeköy Mağaraları’nda ilk bilimsel kazılar 1941 yılında başlamıştır. Bu çalışmalar, Türk arkeolojisinin öncü isimlerinden Prof. Dr. Kılıç Kökten, Prof. Dr. Tahsin Özgüç ve Dr. Nimet Özgüç tarafından yürütülmüştür. Kazılar sırasında elde edilen bulgular, Karadeniz Bölgesi’nin tarih öncesi dönemlerde de yoğun biçimde yerleşim gördüğünü ortaya koymuştur. O güne kadar taş devri kültürlerinin yalnızca Orta Anadolu’da görüldüğü sanılırken, Tekkeköy buluntuları bu görüşü kökten değiştirmiştir. Kazı raporlarında, mağaraların içinde ocak kalıntıları, taş işleme atölyeleri ve av aletlerinin üretildiği alanlar tespit edilmiştir. Bu durum, Tekkeköy’ün sadece geçici bir barınak değil, aynı zamanda organize bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.
Tekkeköy Vadisi, bazalt kayalıklar ve lav tabakaları üzerine kuruludur. Bölge, bir zamanlar volkanik etkinliklerin yoğun olduğu bir alandı. Bu lav tabakalarının zamanla aşınmasıyla bugünkü mağara sistemi ortaya çıkmıştır. Jeologlara göre bu doğal oyuklar, deniz seviyesinin değişmesi, erozyon ve iklimsel etkenlerle şekillenmiştir.
İç kısımlarda görülen sarkıt ve dikit oluşumları, binlerce yıl boyunca süren bu doğal sürecin kanıtıdır. Bu jeolojik yapı sayesinde mağaralar binlerce yıldır sağlam kalmış, Karadeniz’in sert iklim koşullarına rağmen tahrip olmadan günümüze ulaşmıştır. Tekkeköy Mağaraları sadece taş devri değil, sonraki dönemlerde de kullanılmıştır. Arkeolojik bulgular, bölgenin Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşim alanı olarak kullanıldığını göstermektedir. Mağaraların çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında kaya mezarları, oyma nişler ve seramik parçaları bulunmuştur. Bu kalıntılar, bölgenin tarih boyunca dini, ticari ve savunma amaçlı kullanıldığını ortaya koyar. Tekkeköy böylece yalnızca tarih öncesi değil, antik çağlarda da bir kültür merkezi olarak önemini korumuştur.
Günümüzde mağaraların bulunduğu bölge, Tekkeköy Arkeoloji Vadisi olarak düzenlenmiştir. Bu açık hava müzesinde, kazılarda elde edilen bulguların replikaları sergilenmekte; ziyaretçilere tarih öncesi yaşam biçimi anlatılmaktadır.
Vadide oluşturulan “Taş Devri Evleri”, dönemin gündelik yaşamını temsil eder. Ziyaretçiler bu yapılar sayesinde o dönemin yaşam koşullarını gözlemleyebilmekte, ateşin nasıl yakıldığını, taş aletlerin nasıl üretildiğini birebir deneyimleyebilmektedir. Bölge ayrıca yürüyüş parkurları, seyir terasları ve bilgilendirici tabelalarla donatılmıştır. Bu özellikleriyle Tekkeköy, bilimsel araştırma ile turizmi birleştiren nadir alanlardan biri hâline gelmiştir.
Tekkeköy Mağaraları, Karadeniz’in ilk insan yerleşim alanı olmasının ötesinde, Anadolu arkeolojisi açısından da bir dönüm noktasıdır. Burada bulunan taş aletler, Orta Anadolu’daki Yarımburgaz, Karain ve Belbaşı mağaralarındaki buluntularla benzerlik göstermektedir. Bu durum, Anadolu’nun farklı bölgeleri arasında tarih öncesi çağlarda kültürel bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca bölgedeki stratigrafik analizler, burada insan yaşamının kesintisiz biçimde sürdüğünü ortaya koyar. Yani Tekkeköy, yalnızca kısa süreli barınma alanı değil, binlerce yıl boyunca farklı topluluklarca yerleşim amacıyla kullanılmış bir merkezdir.