Türkiye’de deprem bilim çalışmaları, Osmanlı dönemindeki kayıtlarla başladı ve Cumhuriyet’le birlikte bilimsel bir yapıya kavuştu.
Anadolu, tarih boyunca büyük depremlerin yaşandığı bir coğrafya olmuştur. Bu durum, depremlerin yalnızca bir doğa olayı olarak değil, gözlemlenmesi ve kaydedilmesi gereken bir olgu olarak ele alınmasını sağlamıştır. Türkiye’de depremle ilgili ilk bilimsel nitelikli çalışmalar, modern anlamda ölçüm yapılmadan önce, sistemli gözlem ve kayıtlarla başlamıştır.
Osmanlı döneminde yaşanan büyük depremler, devlet kayıtlarına ayrıntılı biçimde geçirilmiştir. Depremin tarihi, etkilediği bölgeler, yıkımın boyutu ve artçı sarsıntılar bu kayıtlarda yer almıştır. Bu belgeler, günümüzde deprem biliminin erken verileri olarak kabul edilmiştir.
Osmanlı Devleti’nde depremler yalnızca felaket olarak değerlendirilmemiştir. Saray ve yerel idareler tarafından tutulan kayıtlarda, sarsıntıların süresi, tekrar etme aralıkları ve yapılar üzerindeki etkileri not edilmiştir. Bu yaklaşım, gözleme dayalı bir bilim anlayışının varlığını göstermiştir.
1509 yılında İstanbul’da yaşanan ve “Küçük Kıyamet” olarak anılan büyük deprem, ayrıntılı biçimde kayıt altına alınmıştır. Bu kayıtlar, deprem sonrası yapılan gözlemler ve alınan önlemlerle birlikte değerlendirilmiştir. Bu yönüyle Osmanlı belgeleri, yalnızca tarihsel değil, bilimsel açıdan da önem taşımıştır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra bilimsel kurumların kurulması, deprem çalışmalarını da etkilemiştir. Üniversitelerde yer bilimleri alanında bölümler açılmış, depremler ilk kez sistemli ölçümlerle incelenmeye başlanmıştır. Sarsıntıların şiddeti, merkez üssü ve yer kabuğu hareketleri bilimsel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bu dönemde depremi yalnızca sonuçlarıyla değil, nedenleriyle anlamaya yönelik bir yaklaşım benimsenmiştir. Fay hatları, yer yapısı ve sismik hareketler bilimsel araştırma konusu haline gelmiştir.
Türkiye’de ilk sismolojik gözlem istasyonları, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulmuştur. Bu istasyonlar sayesinde depremler artık yalnızca hissedilerek değil, ölçülerek değerlendirilmiştir. Sarsıntıların büyüklüğü ve yayılma alanı bilimsel cihazlarla kayıt altına alınmıştır. Bu gelişme, Türkiye’de deprem biliminin modern anlamda başlamasını sağlamıştır. Elde edilen veriler, yapı güvenliği ve şehir planlaması açısından da kullanılmaya başlanmıştır.
Depremlerin bilimsel olarak incelenmesi, toplumda da farkındalık oluşturmuştur. Depremin kader değil, doğa yasalarıyla açıklanabilen bir olgu olduğu anlayışı yaygınlaşmıştır. Bu durum, yapılaşma ve risk bilinci konusunda yeni yaklaşımların gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Günümüzde Türkiye’de yürütülen deprem araştırmaları, geçmişte atılan bu adımların üzerine inşa edilmiştir. Osmanlı dönemindeki gözlemsel kayıtlar ve Cumhuriyet dönemindeki bilimsel kurumlaşma, deprem biliminin temel taşlarını oluşturmuştur. Türkiye’de deprem bilim çalışmaları, tarihsel birikimle şekillenmiş ve zaman içinde modern bilimin parçası haline gelmiştir.