Anadolu, tarih boyunca yalnızca medeniyetlerin değil, bilimsel bilginin de kesişim noktası olmuştur. Özellikle bitkilerle yapılan tedaviler, bu coğrafyada binlerce yıl öncesine uzanan sistemli bir bilgi birikimiyle gelişmiştir. Şifalı otlar yalnızca halk hekimliğinde değil, dönemin yazılı tıp metinlerinde de ayrıntılı biçimde yer almıştır.

Hititler döneminden itibaren Anadolu’da bitkilerin tedavi amaçlı kullanıldığı bilinmiştir. Tabletlerde ağrı kesici, ateş düşürücü ve yara iyileştirici bitkilerden söz edilmiştir. Bu dönemden itibaren tedaviler rastgele değil, gözleme dayalı olarak uygulanmıştır. Hangi bitkinin hangi rahatsızlığa iyi geldiği, nesilden nesle aktarılan deneyimlerle şekillenmiştir.

Selçuklu döneminde Anadolu’da kurulan darüşşifalar, bitkisel tedavinin bilimsel çerçeveye oturtulduğu merkezler olmuştur. Bu yapılarda hekimler yalnızca hastalık belirtilerini değil, kullanılan bitkilerin dozunu, hazırlanış şeklini ve etkilerini de kayıt altına almıştır. Bitkiler kaynatma, ezme veya macun haline getirilerek uygulanmıştır. Bu yöntemler, rastlantısal değil, gözlem ve tecrübeye dayalıdır.

Osmanlı döneminde bitkisel tedaviler daha da sistematik hale gelmiştir. Hekimler tarafından yazılan tıp kitaplarında yüzlerce bitki türü sınıflandırılmıştır. Hangi bitkinin hangi organ üzerinde etkili olduğu ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Bitkisel tedavi, yalnızca alternatif bir yöntem değil, dönemin ana tıbbi uygulamalarından biri olmuştur. Şifalı bitkiler; sindirim sorunları, enfeksiyonlar, cilt hastalıkları ve ruhsal rahatsızlıklar için kullanılmıştır. Bu bilgiler, saray hekimleri kadar halk hekimleri tarafından da uygulanmıştır.

İbn Sina’nın tıp anlayışı Anadolu’daki hekimler üzerinde derin etki bırakmıştır. Bitkilerin yalnızca “iyi geldiği” için değil, vücutta oluşturduğu etki mekanizmasıyla değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, bitkisel tedaviyi bilimsel bir zemine taşımıştır.

Bugün modern farmakolojide kullanılan birçok ilacın kökeni, Anadolu’da yüzyıllar önce kullanılan bitkilere dayanmaktadır. Bitkilerden elde edilen özler, zamanla kimyasal olarak ayrıştırılmış ve modern ilaçların hammaddesi haline gelmiştir. Anadolu’daki bitkisel tedavi geleneği, modern tıbbın gelişiminde sessiz ama güçlü bir rol oynamıştır. Arkeolojik kazılarda bulunan tıp metinleri ve bitki kalıntıları, Anadolu’nun bilim tarihindeki yerini her geçen gün daha net ortaya koymaktadır. Bu bulgular, bitkisel tedavinin yalnızca halk inanışı değil, sistemli bir bilimsel uygulama olduğunu göstermiştir.