29 Ekim 1923, Türk milletinin kaderini değiştiren gündür. O gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan oturumda, “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyet’tir” ifadesi kabul edilmiştir. Böylece egemenlik resmen millete geçmiş, ulusun kendi geleceğini belirleme hakkı yasal güvenceye kavuşmuştur. 28 Ekim 1923 gecesi Mustafa Kemal Paşa, yakın silah arkadaşlarına “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” diyerek ertesi gün yaşanacak tarihi adımı müjdelemiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet resmen ilan edilmiş, aynı gün yapılan oylamada Mustafa Kemal Atatürk oybirliğiyle Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre önce, 13 Ekim 1923’te Ankara Türkiye’nin başkenti ilan edilmiştir. Bu karar, Kurtuluş Savaşı’nın yönetildiği şehir olan Ankara’nın, yeni devletin merkezi olmasını sağlamış ve simgesel bir anlam taşımıştır.

Cumhuriyet’in ilanı yalnızca yönetim biçiminin değişmesi değil, toplumun her alanında yeniden yapılanmanın başlangıcı olmuştur. 1924 Anayasası kabul edilerek devletin temel yapısı belirlenmiş, aynı yıl Halifelik kaldırılmış ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliği sağlanmıştır. Bu adımlar, laiklik ve çağdaşlık ilkelerinin somutlaşmasını sağlamış, devlet ile din işleri birbirinden ayrılmıştır. Böylece modern hukuk devletinin temeli atılmıştır.

Eğitim alanında atılan adımlar, Cumhuriyet’in en kalıcı kazanımlarındandır. 1928’de gerçekleştirilen Harf Devrimi ile Arap alfabesi yerine Latin harfleri kabul edilmiştir. Bu reform, okuma yazma oranının hızla artmasına ve halkın bilgiye daha kolay ulaşmasına olanak tanımıştır. Ardından 1931’de Türk Tarih Kurumu, 1932’de Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Bu kurumlar, milli kimliğin bilimsel temelde araştırılmasını ve Türkçenin sadeleşmesini sağlamıştır.

Cumhuriyet, kadınlara tanınan haklarla da çağının ötesine geçmiştir. 1930’da kadınlara belediye seçimlerinde seçme hakkı verilmiş, 1934’te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu adımlar, kadınların sosyal ve siyasal hayatta aktif rol almasının önünü açmıştır. 1935 seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 17 kadın milletvekili girmiştir. Cumhuriyet yönetimi ekonomik bağımsızlığı, siyasal bağımsızlığın tamamlayıcısı olarak görmüştür. 1930’lu yıllarda Sümerbank ve Etibank gibi kurumlar kurulmuş, sanayi yatırımlarıyla yerli üretim desteklenmiştir. Amaç, dışa bağımlılığı azaltmak ve güçlü bir milli ekonomi inşa etmek olmuştur. Bu dönemde atılan adımlar, Türkiye’nin sanayi toplumuna dönüşüm sürecinin temelini oluşturmuştur. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, kadın ve erkek arasında eşitliği yasal güvenceye almıştır. Aile, miras ve toplumsal haklarda çağdaş düzenlemeler yapılmış, dinî hukukun yerini laik hukuk sistemi almıştır. Bu değişiklik, Cumhuriyet’in adalet anlayışını şekillendiren en önemli adımlardan biri olmuştur.

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir özgürlük ve aydınlanma hareketidir. Atatürk’ün “Benim en büyük eserim Cumhuriyet’tir” sözü, bu kazanımın değerini özetlemektedir. Bugün 102. yılına ulaşan Cumhuriyet, demokrasinin, eşitliğin ve ilerlemenin simgesi olarak yaşamaya devam etmektedir. Her 29 Ekim’de kutlanan Cumhuriyet Bayramı, geçmişin gururunu ve geleceğe olan inancı bir kez daha hatırlatmaktadır.

Atatürk’ün İlkeleri

Cumhuriyetçilik

Cumhuriyetçilik, halkın kendi kendini yönetme hakkını esas alır. Egemenlik artık bir kişinin değil, milletin iradesindedir. Atatürk’e göre Cumhuriyet, “Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun yönetim biçimidir.” Bu ilke, özgür seçimleri ve demokratik temsil anlayışını temel alır.

Milliyetçilik

Atatürk milliyetçiliği, ortak kültür, tarih ve ülkü birliği üzerine kuruludur. Irk veya din ayrımı yapmadan “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışını benimser. Bu ilke, milletin bütünlüğünü ve ulusal bağımsızlığı korumayı hedefler.

Halkçılık

Toplumda sınıf farklılıklarını reddeden, herkesin eşit haklara sahip olduğu düşüncesidir. Halkçılık, yöneticilerle halk arasında ayrıcalık tanımadan adalet ve eşitlik esasına dayanır. Amaç, toplumsal dayanışmayı güçlendirmektir.

Devletçilik

Ekonomik kalkınmada devletin öncülük etmesini öngörür. Atatürk, devletçiliği “özel teşebbüsü dışlamayan, tamamlayıcı bir sistem” olarak tanımlamıştır. Bu ilke sayesinde sanayi tesisleri, bankalar ve kamu yatırımlarıyla ekonomik bağımsızlık sağlanmıştır.

Laiklik

Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ilkesidir. Her birey inancında özgürdür; ancak din, devlet yönetimini belirlemez. Bu anlayış, eğitimden hukuka kadar her alanda eşitliği ve özgür düşünceyi korur.

İnkılapçılık (Devrimcilik)

İnkılapçılık, toplumun sürekli yenilenmesini ve çağın gereklerine uyum sağlamasını ifade eder. Cumhuriyet’in ilanından sonraki devrimler — eğitim, hukuk, dil, kıyafet ve harf reformları bu ilkenin ürünüdür. Atatürk’e göre “Bir toplum aynı kalırsa, geriler.” Bu nedenle ilerleme daima sürmelidir.

Yorumlar