Anadolu, binlerce yıl boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafya olmuştur. Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar uzanan tarihsel süreçte savaşlar, göçler ve ani yer değiştirmeler yaşanmıştır. Bu dönemlerde değerli eşyaların ve sikkelerin güvenlik amacıyla toprağa gömüldüğü bilinmektedir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan toplu para buluntuları, bu uygulamanın tarihsel bir gerçekliğe dayandığını göstermiştir.
Bu durum zamanla halk arasında “Anadolu’nun altı hazine dolu” algısının oluşmasına neden olmuştur. Köylerde, kasabalarda ve kırsal bölgelerde anlatılan define hikâyeleri kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde yaşanan savaşlar ve mübadele süreci, terk edilen yerleşim yerleriyle ilgili söylentileri artırmıştır. Boşaltılan evler, kiliseler ve manastırlar çevresinde gömü hikâyeleri anlatılmıştır. Karadeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde belirli alanların “define noktası” olduğuna dair inanışlar oluşmuştur. Ancak uzmanlara göre bu anlatıların önemli bir bölümü sözlü kültürün ürünü olarak yayılmıştır. Zaman içinde gerçek olaylara efsanevi unsurlar eklenmiş, hikâyeler büyütülmüştür.
Define efsanelerinin en dikkat çeken unsurlarından biri kaya üzerindeki sembollerdir. Haç işaretleri, oyma yuvarlaklar, ok figürleri ya da hayvan kabartmaları çoğu zaman “gömü işareti” olarak yorumlanmıştır. Oysa arkeologlar, bu sembollerin büyük bölümünün mezar, sınır ya da dini amaçlı işaretler olduğunu belirtmiştir. Bilimsel araştırmalar, her sembolün hazine anlamına gelmediğini ortaya koymuştur. Buna rağmen özellikle kırsal alanlarda işaretli kayalara yönelik ilgi devam etmektedir.
Türkiye’de resmi kazılar sırasında zaman zaman toplu sikke ve değerli eşya buluntularına rastlanmıştır. Bu buluntular, geçmişte gömü uygulamasının varlığını doğrulamıştır. Ancak bu tür keşiflerin büyük bölümü arkeolojik çalışmalar sayesinde ortaya çıkarılmıştır. İzinsiz yapılan kazılar ise yasal suç kapsamına girmektedir. Kültürel varlıkların korunması amacıyla define arama faaliyetleri belirli kurallara bağlanmıştır. Kaçak kazılar hem tarihi mirasa zarar vermekte hem de ciddi yaptırımlara neden olmaktadır.
Uzmanlar, define efsanelerinin yalnızca tarihsel değil, psikolojik bir yönü de bulunduğunu ifade etmiştir. Ekonomik zorluk dönemlerinde kolay yoldan zengin olma hayali daha da güçlenmiştir. Bu durum, define söylentilerinin canlı kalmasına katkı sağlamıştır. Ayrıca gizem unsuru, insan zihnini her zaman cezbetmiştir. Şifreli haritalar, tüneller ve saklı odalar gibi anlatılar, macera duygusunu beslemiştir. Bu nedenle define hikâyeleri yalnızca maddi beklenti değil, aynı zamanda kültürel bir merak unsuru hâline gelmiştir.
Anadolu’da gömülü kültürel varlıkların bulunduğu bir gerçektir. Ancak her söylentinin bilimsel bir karşılığı yoktur. Define efsaneleri çoğu zaman tarihsel gerçeklerden beslenmiş, zamanla abartılarla büyümüştür. Uzmanlara göre asıl hazine, toprağın altındaki altın değil, o toprakların taşıdığı tarihsel mirastır. Bilimsel yöntemlerle yapılan kazılar geçmişi aydınlatmakta, kontrolsüz müdahaleler ise kültürel kayba yol açmaktadır.
Türkiye’de define efsaneleri, tarih ile folklorun kesiştiği noktada varlığını sürdürmektedir. Gerçek buluntuların varlığı efsaneleri beslemiş, ancak anlatıların büyük kısmı şehir efsanesi boyutuna ulaşmıştır. Bu nedenle konuya bilimsel perspektifle yaklaşmak, tarihsel mirası korumak açısından önem taşımaktadır.