Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filminde Ercan Kesal’ın canlandırdığı muhtar, köylünün taleplerini dile getirirken bir yandan da yaşanan ödenek sıkıntısını aktarır. Sahne, muhtarlığın temel çelişkisini gözler önüne serer. Temsil ettiği insanların sorunlarını bilen, çözüm arayan ama elindeki imkânları sınırlı olan bir yerel yönetici.
Valiliğin güncel verilerine göre, Samsun il genelinde toplam bin 253 mahalle var. Ve neredeyse hepsinin de kendine özgü ihtiyaçları bulunuyor. Kimi mahallede altyapı ve trafik, kiminde tarımsal üretim, ulaşım veya sosyal destek ön plana çıkıyor. Muhtarlığı, değişen ihtiyaçlar karşısındaki yetkileriyle birlikte, kamu kurumlarıyla ilişkisini ve kararlardaki etkisini tekrar gözden geçirmek gerekiyor.
Muhtarlık, 1829’dan bu yana bu toprakların yerel yönetim geleneğinde yer alıyor. Vatandaş ile kurumlar arasındaki en önemli köprü onlar desek yanlış bir tabir olmaz sanırım. Aradan geçen yaklaşık iki asırda şehirler büyüdü, nüfus arttı ve en önemlisi de çoğu kamu hizmeti artık dijitalleşti. Geçmişte muhtarlıkların günlük işleyişinde önemli yer tutan bazı belge ve bildirim işlemleri, bugün e-Devlet ve dijital kamu hizmetleri sayesinde tek tıkla yapılabiliyor. İşlemlerin dijitalleşmesi, mahalle temsilciliğine duyulan ihtiyacın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor tabii. Tam tersine, günümüzde vatandaşın sesini duyurmak ve yerel ihtiyaçları doğru tespit etmek daha da önemli hâle geldi.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 9’uncu maddesi; mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak ihtiyaçların belirlenmesini, yaşam kalitesinin geliştirilmesini ve belediyelerle diğer kamu kurumları arasında iş birliğini öngörüyor. Ancak uygulamada muhtarların ilettiği taleplerin ne kadar sürede sonuçlandırılacağı, hangi öncelik sırasına alınacağı ve mahalle ihtiyaçlarının bütçe planlamasına nasıl yansıyacağı her zaman yeterince açık olmayabiliyor. Muhtar, vatandaşın ilk başvurduğu kişi hâline gelirken, çözüm için gereken kaynak ve karar yetkisi çoğu zaman başka kurumlarda bulunuyor.
Dünyaya bakıldığında ise mahalle ölçeğinde farklı modeller var. Mesela, Japonya’daki mahalle birlikleri, afet hazırlığı, çevre temizliği ve dayanışma çalışmalarında aktif rol üstleniyor. Ülkemizde özellikle afetler noktasında bu model uygulanabilir ki Türkiye Belediyeler Birliği'nin bu yönde bir çalışmaları olduğunu öğrendim.
Peki, daha başka neler yapılabilir? Öncelikle her mahallenin kendine özgü ihtiyaçlarını ortaya koyan, düzenli olarak güncellenen bir çalışma planı hazırlanabilir. Kent merkezinde trafik, otopark ve altyapı öne çıkarken kırsal mahallelerde tarımsal üretim, içme suyu, ulaşım ve yaşlıların hizmetlere erişimi öncelik kazanabilir.
Ve bence afet yönetimi bunun en önemli parçası olmalı!
2026 Dünya Risk Endeksi'ne (World Risk Index) göre Türkiye, genel afet riski sıralamasında 38. sırada yer alıyor. Kabul edelim biz bir afet ülkesiyiz. Bununla yaşamayı öğrenmeli, tedbirlerini de almalıyız.
Muhtarların mahalleyi yakından tanımasından kaynaklanan önemli bir avantaj var. Olası bir afet anında ilgili kurumlar müdahale çalışmalarını yürütürken, muhtar ise özel desteğe gereksinim duyabilecek kişiler hakkındaki yerel bilgiyi ilgili birimlere aktarabilir. Burada muhtarın görevi uzman ekiplerin yerini almak değil, mahalle ile kurumlar arasındaki iletişimi güçlendirmektir.
Bazen zamanında iletilen bir bilgi, doğru kişiye ulaştırılan bir uyarı ya da fark edilen bir ihtiyaç, bir insanın hayatını kurtarmaya vesile olabilir.
Haftaya görüşmek üzere.
Kalın sağlıcakla.