Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Doktor Ercan Yalçın, Gazete Arena’nın 23 Nisan özel programında tarihi sürece dair önemli açıklamalarda bulundu. Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasından İstanbul’un işgaline, Ankara’da meclis kurulması fikrinden Milli Mücadele’nin finansmanına kadar pek çok kritik başlığa değinen Yalçın, 23 Nisan’ın sadece bir tarih değil, milletin kendi kaderini eline aldığı bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

OSMANLI'DAKİ MECLİS KÜLTÜRÜ VE 1. MEŞRUTİYET

Osmanlı Devleti’nde meclis kültürünün 23 Nisan 1920’den çok daha önce var olduğunu ifade eden Dr. Ercan Yalçın, halkın yönetime yerel düzeyde katılımının Tanzimat devriyle başladığını belirtti. Yalçın süreci şöyle aktardı:

"Osmanlı’da tabii meclis kültürü daha evvelinden vardı. Sadece bu 23 Nisan 1920 ile Ankara’da tesis edilmiş bir kurum değildi. Özellikle Tanzimat devri ile birlikte Osmanlı’da Sancak Meclislerinin, Vilayet Meclislerinin yürürlükte olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu manada halkın yönetime en azından yerel manada katılımının söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı’da bizim bugünkü anlamda anladığımız bir genel meclis oluşumu 1876’da 1. Meşrutiyet adını verdiğimiz süreçte olacak, II. Abdülhamit devri... Ve biz anayasayla, tam bir anayasayla ve meclisle buluşmuş olacağız. Dolayısıyla 1876’dan 1908’e kadarki dönem itibariyle baktığımız zaman, her ne kadar uzun süreli çalışması mümkün olmasa da -çünkü II. Abdülhamit 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sebebiyle toplanmış olan Meclis-i Mebusan’ın daha sonradan yeniden faaliyete geçmesini sağlamayacaktır, yani çok az bir süre faaliyetlerini sürdürecektir."

İTTİHAT VE TERAKKİ DÖNEMİ

1908’de İttihatçıların yönetimde etkinliğe kavuşmuş olmaları yeniden bir meşruti devrin hayata geçirilmesine sebebiyet verdiğini belirten Dr.Yalçın, açıklamalarına şu şekilde devam etti;

“1914’te I. Dünya Savaşı patlak verecek. Osmanlı’da tabii bu dönem içerisinde özellikle 1908 itibariyle çok partili bir dönem yaşanacak. Dolayısıyla farklı seslerin mecliste yer bulduğu siyasi bir sürecin Osmanlı döneminde de, geç Osmanlı döneminde de uygulanabildiğini görüyoruz.O dönemin önemli bir deyişi vardır: "Yok kanun, yap kanun." Yani bir meclisin toplanma durumu problemli olduğu için, Enver Paşa’ya "Ne yapacağız?" deyince; "İşte kanun yoksa yaparız kanunu," "Yok kanun, yap kanun" biçiminde bir süreç işletiliyor. Türkiye’de, daha doğrusu Osmanlı’da yeniden bir meclisin tesis edilmesi gerekliliği artık 1919 yılı itibariyle net bir biçimde ortaya çıkacaktır. 1919 yılında milletin mukadderatını, kaderini eline alacak, önemli kararlar ortaya çıkartacak bir meclisin gerekliliği artık ortaya çıkmış durumdaydı. Çünkü Mondros Mütarekesi’nden sonra görüldüğü üzere Anadolu’nun dört bir tarafı işgal edilmiş durumda. Başkent payitaht, "Dersaadet" eskilerin deyimiyle, işgal edilmiş durumda fiilen 13 Kasım 1918’de. Bir tarafta İstanbul Hükümeti ve Sultan Vahdettin var; bir tarafta da işgallere karşı yeterince önlem alınmadığına, İtilaf Devletlerine karşı yeterince sesin yükseltilmediğine yönelik eleştiriler ortaya koyan ve işte "Kuvayı Milliye" teşkilatları dediğimiz teşkilatlar oluşturulup, daha sonra Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine dönüşen bir süreç artık Anadolu’da yaşanmakta.“

ANADOLU İŞGAL ALTINDA

Söz konusu dönemde Anadolu’nun dört bir tarafı işgal edilmiş halde bulunduğundan bahseden Yalçın şu ifadeleri kullandı:

“Güney bölgemiz, İstanbul zaten işgal altında, Yunanlılar ilerlemekte. Ev, kuzey bölgelerimizde Zonguldak, yine hakeza Samsun ve 9 Mart'ta işgal güçleri geliyor İngilizler. 17 Mayıs'ta ve yine tam Mustafa Kemal Paşa'nın yolda olduğu süreçte yeniden askeri birlikler, 200 kişilik daha ek ilave yapıyorlar. Dolayısıyla Anadolu'nun dört bir tarafı bu manada işgal edilmiş halde. Buradan bir kurtuluş çaresi İstanbul üretemiyor. Büyük Millet Meclisi aslında tüm bu sorunları çözmek üzere tesis edilmiş bir meclistir”

Dosya:Bandırma Vapuru.png - Vikipedi

1919 SÜRECİ

Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla birlikte söz konusu süreçte Damat Ferit Paşa hükümetleri görev aldığından bahseden Dr. Ercan Yalçın şunları kaydetti:

"Bu hükümetler Anadolu'da ortaya çıkmış olan ve Türkçülük temelinde, milliyetçilik temelinde artık yeşeren bu karşı duruşa tamamen aleyhte bir role bürünüyorlar ve Ankara'yla, İstanbul arasındaki işte çarpışmalar, kızışmalar, ayrılıklar dediğimiz bir sürece doğru evrilme olacak. Ekim 1919'da uluslararası arenada yaşanan bir takım olumsuzluklar nedeniyle Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı'nın istediğini alamaması, Damat Ferit Paşa'nın Kuva-yi Milliye'ye karşı göstermiş olduğu oldukça sert tutum Anadolu halkında, idarecilerde, aydınlar üzerinde menfi bir tesir oluşturacak ve dolayısıyla artık Mustafa Kemal Paşa riyasetinde, başkanlığında oluşmuş olan harekete biraz daha ılımlı yaklaşabilecek kişilerin Osmanlı'da sadarete getirildiğini görüyoruz ki işte Ali Rıza Paşa hükümeti dediğimiz hükümet de böyle bir hükümet olacak. İşte bu hükümet bünyesinde son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı dediğimiz meclisin oluşması süreci söz konusu olacak ki buna giden en önemli yol Mustafa Kemal Paşa ile Ali Rıza Paşa hükümetini temsilen Amasya'ya gelen Salih Paşa arasındaki Amasya'da yaşanan görüşmelerdir. Burada son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı seçimlerinin yapılması ve Anadolu hareketinin yani Temsil Heyeti'nin, daha doğrusu Erzurum ve Sivas'ta oluşturulan Temsil Heyeti'nin düşünceleri, Mustafa Kemal Paşa'nın ortaya koyduklarının dikkate alındığı bir süreç işletilecek.Hemen seçimlerin kararı alınacak ve İstanbul'da bir Osmanlı, son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı adına verdiğimiz Meclis-i Mebusan oluşturulacak."

SON OSMANLI MEBUSAN MECLİSİ

Dr. Ercan Yalçın sözlerine Mustafa Kemal Paşa'nın Son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne şartlarından şu şekilde bahsetti:

Mustafa Kemal Paşa, görüşmelerde İstanbul dışında güvenli bir yerde meclisin toplanması arzusundadır.Bunu kabul ettirmeye çalışmıştır ancak oluşan irade bu yönde olmayacaktır. Başka bir önerisi daha var; Son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında Anadolu hareketini temsilen Müdafaa-i Hukuk Grubu oluşması. Dolayısıyla burada Mustafa Kemal Paşa oluşturulan grupla aslında buradan tüm Anadolu'ya, tüm Osmanlı coğrafyasına teşmil olunabilecek bir iradeyi ortaya koymak istiyor. Ayrıca Atatürk'ün bir diğer isteği kendisinin Meclis Başkanlığına getirilmesini arzu ediyor lakin bu da gerçekleşmeyecek başarılı olunan nokta nedir dersek Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde, 28 Ocak 1920'de kabul edilmiş olan Misak-ı Milli.

19 Mayıs 1919'dan TBMM'nin açılışına

PAŞA ANKARA'DA BİR MECLİSİN ELZEM OLDUĞUNU NEREDE ANLADI?

Araşırma Görevlisi Dr. Ercan Yalçın, “Mustafa Kemal Paşa'nın daha Samsun'a çıkıştan itibaren kafasında belli şeylerin oturduğunu biliyoruz. Hatta özellikle Erzurum Kongresi günlerinde Mustafa Kemal Paşa'nın Mazhar Müfit Kansu'ya yazdırmış olduğu notlarda vakti zamanı geldiğinde cumhuriyet idaresine geçilecektir dediğini de biliyoruz. Nutuk'ta da bunu söyler Paşa doğrudan; 'hakimiyet-i milliyeye müstenit, bila kayd-u şart müstakil yeni bir Türk devleti kurmak' diye. Yani milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaktı amacım diye bunu izah edecektir.” dedi.

Samsun'da afet hazırlıkları masaya yatırıldı
Samsun'da afet hazırlıkları masaya yatırıldı
İçeriği Görüntüle

İLK SEÇİMLER NASIL YAPILDI?

Osmanlı'da normal işleyişine baktığımız zaman daha önceki yılların seçimlerin 3 ay gibi bir sürece yayıldığından bahseden Dr. Yalçın, ”Meclis’in hemen açılması gerekiyorve bu yüzden de Kanun-i Esasiye'ye göre ve oluşturulmuş olan intihap kanunu, yani seçim kanununa göre baktığımız zaman önce müntehib-i evvel, müntehib-i sani biçiminde iki dereceli bir seçim sistemi var. Önce birinci seçmenler ardından ikinci seçmenler oluşturuluyor. Yani önce milletvekillerini seçecek olan kişiler halk tarafından seçiliyor. Daha sonra bu kişiler, ikinci seçmenler, milletvekillerini seçmek üzere oy veriyor. Dolayısıyla iki dereceli bir seçim sistemi ve bu uzun süreceği için şöyle bir yol seçiliyor: 1919 seçimlerinde belirlenmiş olan ikinci seçmenler oy kullanacaklar.Dolayısıyla burada özetle şunu söyleyelim; bildiğimiz manada bir seçimin yürütülebilmesi bu kısa zaman içerisinde söz konusu değildir. O yüzden de seçim usulü de, seçim biçimi de olağanüstü bir biçimde ortaya çıkmıştır ve 1919'daki veriler üzerinden, seçilmişler üzerinden bir milletvekili belirlenme süreci söz konusu olmuştur.” ifadelerine yer verdi.

ANADOLU’DA DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VAR MIYDI?

Söz dönemde demokrasi kültüründen bahsedilemeyeceğini ifade eden Dr. Yalçın, “Meclis kültürü var, sancak meclisleri var, mahalli idare meclisleri... Dolayısıyla bu anlamda halkın iradesini yansıtabildiği çeşitli müesseseler var, kurumlar var bu anlamda. Ancak demokrasi kültüründen söz edemiyoruz. Burada milli egemenlik kavramı biraz şununla atbaşı gitmiştir; bağımsızlık kavramıyla, istiklal kavramıyla bir arada gitmiştir. Yani ahalinin bağımsız bir toprak üzerinde, bağımsız bir devlet teşekkülü içerisinde yönetilmesi arzusu bir anlamda milli iradeyi şekillendiren bir durum olmuştur, bir ülkü olmuştur. Mustafa Kemal Paşa'nın bahsini etmiş olduğumuz dönemde ahaliyi arkasına almasının en önemli gerekçelerinden bir tanesi de budur. Çünkü bizim 23 Nisan'a giden süreç ve Türk bağımsızlık hareketine giden süreç bu manada işgallere karşı koymak olarak şekillenmiştir. Ve bu yüzden de Anadolu ahalisi gücü, kudreti, salahiyeti eline almanın artık gereklilik olduğunu görmüştür; çünkü bunu ne yazık ki İstanbul gerçekleştiremiyor, İstanbul sağlayamıyor.” diye konuştu.

Birinci Meclis: 1921 Anayasası (8) | Independent Türkçe

VEKİLLER ANKARA’DA

İstanbul'da mevcut olmayan Meclis Ankara'da olacak. Dolayısıyla burada bir aks değişimi söz konusu diyen Dr. Yalçın açıklamalarına şu sözlerle devam etti:

“Ankara'da milletvekillerinin buluşma noktası olarak, yani milletin iradesinin tecelligahı olarak belirlenen bina eski İttihat ve Terakki Kulübü olarak bilinen kullanılan bir binaydı, tam olarak bitirilmemiş bir binaydı aslında. Problemli, çatısında şurasında burasında problemler vardı, hemen hızlıca bunlar tamamlandı. İçerisinde herhangi bir eşya yok, hemen buralar düzenlendi. Çevreden, okullardan sıralar alındı, işte büro malzemeleri getirildi, edildi ve böyle ne diyelim, Ankara'da dört elden topyekûn bir mücadele biçiminde maddi imkanlar aslında oluşturuldu baktığımız zaman. Milletvekillerinin konaklaması büyük bir problem. Ankara'da bu anlamda bahsedebileceğimiz böyle günümüzdeki gibi büyük oteller yok. Dolayısıyla bu ranza sistemleri biçiminde hanlarda kaldıklarını görüyorsunuz milletvekillerinin. Dolayısıyla yokluk günleri, mücadele günleri ve kimse de tabii ki bir lükse kavuşmak üzere Ankara'ya gelmedi. Ne şartlarda orada bulunduklarını hepsi biliyor. Tek bir dava var; ülkenin geleceğini ellerine almak ve hem istiklali hem de istikbali yakalayabilmek. Bunun adına büyük bir mücadele söz konusu oluyor.”

Atatürk özellikle istedi; TBMM salavatlar, hatimler ve dualarla açıldı |  Independent Türkçe

MECLİS DUALARLA AÇILDI

Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mart günü göndermiş olduğu genelgesinde meclisin nasıl açılacağına dair direktifler olduğunu vurgulayan Araştırma görevlisi Dr. Ercan Yalçın, “Hacı Bayram Veli Camii'nde buluşulacak ve tüm milletvekilleri, seçilmiş milletvekilleri buraya gelecekler, burada toplanılacak. Burada Buhari'den hadis-i şerifler okunacak, Mevlid-i Şerif okunacak, hatim duaları gerçekleştirilecek, kurbanlar kesilecek.' 23 Nisan günü ve bu özellikle istenmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye namına göndermiş olduğu o beyanatta Meclis'in açılış gününün özellikle Cuma gününe denk getirildiğini söylüyor. 'Çünkü Cuma gününün feyzinden yararlanmak istiyoruz' diyor. Bununla ilgili eleştiriler de olmuştur Milli Mücadele'nin en önemli liderleri nezdinde ama buna rağmen Mustafa Kemal Paşa bundan geri adım atmamıştır.” şeklinde konuştu.

KUVAY-I MİLLİYE ASİ İLAN EDİLDİ

Dr. Ercan Yalçın neden bu kadar fazla dini ritüele yer verildiği konusuna şu sözlerle açıklık getirdi:

Çünkü 5 Nisan 1920'de Damat Ferit Paşa hükümeti bir fetva yayınlıyor ve Kuva-yi Milliye'yi ve Anadolu hareketini, asi ve eşkıya olarak nitelendiriyor. Buna karşı olarak Ankara’dan başka bir ses yükselecek. 150 küsur müftünün imzasıyla karşı bir fetva yayınlanacak; buna Ankara Fetvası adı verilir. Daha sonradan Diyanet İşleri Başkanımız olacak kişi, Rıfat Börekçi, onun başını çektiği bir imzalama serüveniyle karşı fetva yayınlanacak.”

İLK BAŞKALDIRI SAMSUN’DAN

Samsun Müftü Bahri Bey’in İstanbul Hükümetine karşı fetvayı ilk imzalayanlardan olduğunu belirten Dr. Yalçın, Ankara Fetvası’na ilk imzasını koyan kişi Bahri Bey’dir. Yani Samsun bu anlamda da oldukça kıymetli bir yere sahiptir ve dolayısıyla 23 Nisan günü bu şartlarda meclis önünde dini bir ritüelle, Cuma gününün feyzinden yararlanılarak meclisin açılışı gerçekleştirilmiştir. Yalnızca Anadolu’dan seçilen milletvekilleri değil, aynı zamanda İstanbul’da seçilmiş bulunan son Osmanlı Mebusan Meclisi’nden milletvekili olarak orada görev yapan İstanbul milletvekillerinin de kaçabilenlerinin Ankara’ya geldiklerinde milletvekili olarak devam edecekleri belirtilmiştir.” sözlerini kaydetti.

MECLİS BÜTÇESİ NASIL OLUŞTURULDU?

Meclisin kurulmasının ardından ardından bütçenin oluşturulması, ekonomik kaynakların temin edilmesi konusunun nasıl ele alındığından bahseden Ercan Yalçın “Anam vergisi 4 katına çıkartılıyor. Osmanlı Mebusan Meclisi'nde alınan bir karardı aslında bu. Bakın yine bir devam niteliğinde, meclis açıldığında ilk kanun anam vergisinin arttırılması oluyor. Yani küçükbaş hayvanlardan alınan vergi. Daha sonra yine gümrük vergileri benzer şekilde arttırılıyor. Ankara'nın hakimiyeti altında bulunan yerlerde tabii bu söz konusu olacak. Ve yine benzer şekilde Tekalif-i Milliye emirleri 1921'de tam Sakarya Muharebesi'ne başlanan süreçte Tekalif-i Milliye emirleri, milli yükümlülükler gelecek. Yani ahali elindekinin yarısını bir anlamda devlete bağışlayacak, orduya bağışlayacak, meclise teslim edecek. Bunların hepsi kayıtlı kuyutlu işlemler olarak gerçekleşecek. Büyük bir çaba var burada. Ve burada aydın-halk birlikteliği, asker-halk birlikteliği, lider-halk birlikteliği dediğimiz bir süreç işletiliyor.” ifadelerine yer verdi.

23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI’NIN TARİHİ

23 Nisan'ın Çocuk Bayramı olarak kutlanma serüvenine de değinen Dr. Ercan Yalçın “Meclisin açılışının bir yıl sonrasında, 1921 yılında, 23 Nisan gününde Himaye-i Etfal Cemiyeti'ne para toplanmaya başlanıyor. Himaye-i Etfal Cemiyeti dediğimiz cemiyet de Çocuk Esirgeme Kurumu. Dolayısıyla 23 Nisan günü ile bu savaş ertesinde babasız kalmış, annesiz kalmış, kimsesiz kalmış çocuklara yardım amacıyla oluşturulan cemiyet büyük bir faaliyet içerisine giriyor. 23 Nisan gününü ve haftasını özellikle seçiyor ve bundan sonra çocukların çok daha görünür olduğunu fark edebiliyorsunuz bu etkinliklerle. O yüzden de artık 1935 yılı itibarıyla Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı olarak kutlandığını görebiliyoruz. Onun öncesi de var dediğim gibi, ta 1921'den itibaren aslında bu kendi olağan akışı içerisinde bir çocuk bayramı niteliğinde ortaya çıkmış. Resmi değil. Ama bazen resmi olmayan şeyler daha çok halka dair olur. Dolayısıyla bir olağan süreç olarak aslında 1921'den itibaren bir çocuk bayramı hüviyetini kazanmıştır 23 Nisan" diyerek sözlerini noktaladı.

Daha fazla Samsun Haber için tıklayınız.

Kaynak: BURAK ALTINTAŞ