Samsun’un Havza ilçesinde Selçuklu döneminde inşa edilen Büyük Hamam, “Aslanağzı” ve “Kız Gözü” efsaneleriyle anılıyor. 800 yıllık şifalı su geleneğini yaşatan bu tarihî yapı, Anadolu’nun en eski termal merkezlerinden biri olarak önemini koruyor. “Aslanağzı” ve “Kız Gözü” efsaneleriyle tanınan hamam, şifalı sularıyla Havza’nın simgesi olmaya devam ediyor.
Samsun’un iç kesimlerinde yer alan Havza ilçesi, yüzyıllardır “şifalı sular diyarı” olarak anılır. Bu unvanın kökeninde, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Mesud’un 1256 yılında yaptırdığı Büyük Hamam, diğer adıyla Vakıf Hamamı vardır. Bu hamam yalnızca bir yıkanma yeri değil, bir dönemin sağlık merkezi, toplumsal buluşma alanı ve mimari şaheseridir. Selçuklular döneminde hamamlar sadece temizlik için değil, bedensel ve ruhsal arınmanın da simgesiydi. Büyük Hamam da tam olarak bu düşüncenin ürünü olarak inşa edildi. Zamanın en usta taş ustaları tarafından moloz taş, tuğla ve kireç harcıyla yapılan yapı, aradan geçen sekiz yüzyıla rağmen hâlâ ayaktadır.
Havza’daki Büyük Hamam’ın sıradan bir hamamdan farkı, onu çevreleyen efsaneler ve halk hikâyeleridir. Hamamın iç kısmında bulunan aslan ağzı biçimindeki kurna, halk arasında “Aslanağzı Hamamı” adının doğmasına neden olmuştur. Rivayete göre bu kurna, şehri kötülüklerden koruduğuna inanılan bir aslan heykelinden esinlenerek yapılmıştır. Yöre halkı, aslanın ağzından akan suyun “cesaret ve sağlık” getirdiğine inanırdı. Bir diğer efsane ise “Kız Gözü Hamamı” adını açıklayan hikâyedir. Hamamın bir sütunundan ince ince damlayan su, halk arasında bir genç kızın gözyaşlarıyla özdeşleştirilmiştir. Rivayete göre sevdiğine kavuşamayan genç bir kız, hamamın yakınında her gün dua etmiş; sonunda gözyaşlarıyla birlikte taşa dönüşmüştür. Sütundan damlayan suyun o gözyaşlarının izleri olduğuna inanılır. Bu hikâye, yüzyıllardır Havza’da anlatılmaya devam eder ve hamamın duvarlarına işlenen sessiz bir destana dönüşür. Büyük Hamam, klasik Selçuklu hamam mimarisini yansıtan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kadınlar ve erkekler için iki ayrı bölümü vardır. Girişte soyunmalık, ardından ılıklık ve sıcaklık bölümleri yer alır.
Kubbe geçişleri pandantiflerle sağlanmış, duvarlar yığma taş ve tuğla karışımıyla örülmüştür. Bu sayede hem dayanıklılık hem de ısı yalıtımı sağlanmıştır. Kubbelere açılan küçük cam pencerelerden süzülen ışık, buharın arasında gizemli bir atmosfer oluşturur. Bu yönüyle hamam, sadece fiziksel değil; görsel bir huzur mekânı olarak da öne çıkar. Zemin altındaki kanallar aracılığıyla dolaşan sıcak termal su, 70–80 dereceye varan doğal kaynaklardan gelir. Bu suyun içinde kalsiyum, magnezyum, sülfat ve bikarbonat mineralleri bulunur. Bilimsel araştırmalara göre bu mineraller, kas ve eklem ağrılarının yanı sıra cilt hastalıklarına da iyi gelmektedir.
Havza’daki sıcak su kaynaklarının geçmişi, yalnızca Selçuklu’ya değil, antik dönemlere kadar uzanır. Roma döneminde “Thermae Phazemonitis” olarak bilinen bu bölgede de kaplıcalar bulunmaktaydı. Yani Havza’nın toprakları binlerce yıldır insanlara şifa dağıtıyor. Büyük Hamam, bu uzun geçmişin somut bir devamıdır. Roma’nın mermer hamam geleneği Selçuklu taş işçiliğiyle birleşmiş, ortaya Anadolu’ya özgü bir termal yapı çıkmıştır. Bu yüzden Havza, yalnızca Türkiye için değil, Anadolu medeniyetleri açısından da eşsiz bir termal miras taşımaktadır.
Osmanlı dönemine gelindiğinde Büyük Hamam, “Vakıf Hamamı” olarak kayıtlara geçmiştir. Bu ad, yapının bir vakıf tarafından işletildiğini ve gelirinin toplum yararına kullanıldığını göstermektedir. O dönemde hamamlar, özellikle yolcuların, askerlerin ve dervişlerin barındığı, dinlendiği sosyal alanlar haline gelmiştir. Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda Havza’ya yaptığı ziyarette hamamlardan övgüyle bahsettiği, “sularının ciltte ipek yumuşaklığı bıraktığını” yazdığı kaynaklarda geçmektedir. Bu da hamamın Osmanlı döneminde dahi önemini koruduğunun bir göstergesidir.
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Havza, bu kez Milli Mücadele’nin simge şehirlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, 1919 yılında Havza’ya geldiğinde termal bölgedeki Mesudiye Oteli’nde konaklamış ve burada Havza Genelgesi’ni hazırlamıştır. Atatürk’ün konakladığı otelin yakınında yer alan Büyük Hamam, o dönemde de faal durumdaydı. Yöre halkı, “Atatürk’ün Havza’daki termal kaynaklara büyük ilgi duyduğunu, suyun halk sağlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini” söylediğini aktarmaktadır. Böylece hamam, yalnızca sağlık değil, Cumhuriyet’in ilk adımlarının atıldığı bir bölgenin sessiz tanığı olmuştur.Zamanla yıpranan Büyük Hamam, 20. yüzyılın sonlarında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tescillenmiş kültürel miras olarak koruma altına alınmıştır. 2000’li yıllarda yapılan kapsamlı restorasyonla duvarları güçlendirilmiş, orijinal taş dokusu korunarak yeniden kullanıma açılmıştır. Bugün hamam hâlâ faal durumdadır. Yalnızca Havza halkı değil; Samsun, Amasya ve Tokat’tan gelen ziyaretçiler de bu şifalı suların keyfini sürmektedir.
Hafta sonları doluluk oranı oldukça yüksek olan hamam, aynı zamanda yerli turistlerin fotoğraf duraklarından biridir. Havza Belediyesi, son yıllarda Büyük Hamam’ı merkeze alan yeni bir “Termal Turizm Rotası” oluşturmuştur. Bu rota, hamamın çevresindeki yeni termal oteller, pansiyonlar, tarihi çeşmeler ve su kanallarıyla bütünleşmektedir. Bölgeye gelen ziyaretçiler, sabah saatlerinde hamamın buharla kaplı kubbeleri arasında yıkanmanın ardından yöresel Havza kahvaltısı yaparak günü tamamlar. Bu durum, bölge ekonomisine canlılık kazandırmakta, özellikle kadın girişimcilerin işlettiği küçük pansiyonlara da katkı sağlamaktadır. Uzmanlara göre Havza’daki Büyük Hamam, yalnızca bir tarihî yapı değil; Anadolu’nun en eski “aktif termal kompleksi” olarak da önem taşımaktadır. Büyük Hamam, bugün de Havza’nın kimliğinde önemli bir yer tutar. Düğün öncesi gelin hamamları, bayram arifesi temizliği, kış günlerinde buhar sefası gibi gelenekler hâlâ yaşatılmaktadır. Hamamın içinden yükselen su sesi, 800 yıldır aynı melodiyi fısıldar: arınma, yenilenme ve birlik. Bu yönüyle Büyük Hamam, bir taş yapıdan çok daha fazlasıdır. O, Havza halkının belleğinde bir “yaşam ritüeli”, Anadolu insanının suyla kurduğu kadim bağın somut örneğidir.