Türkçeye “Esaretin Bedeli” adıyla çevrilen The Shawshank Redemption filmini bilmeyen yoktur. Müebbet hapse mahkûm edilen bir bankacının hikâyesini konu alır. Andy Dufresne, düştüğü bu zor durumda bile kıvrak zekâsını konuşturur ve hafızalardan silinmeyen bir karakter olarak sinema tarihine adını yazdırır. Filmde, gaddar başgardiyana nezaketi öğrettiği unutulmaz bir sahne vardır. Hani arkadaşlarına içecek ısmarlattığı... Ben de sözlerime, hepiniz için Andy’nin keyfinden dileyerek başlamak istedim.

Gazete Arena’da yakın dönemde yeni yapılanmalar oldu. Özellikle ekibe katılan genç arkadaşlarımızla dinamizmimiz daha da güçlendi. Dijital mecramızdaki kadronun tamamı Z kuşağından oluşuyor. Onlar bize yapay zekâ teknolojisinin nasıl profesyonel bir araca dönüştürülebileceğini aktarırken, X ve Y kuşakları olarak bizler de geleneksel gazeteciliği, meslek ilkelerini ve etik değerleri anlatıyoruz. Bir taraf salıncakta sallanıyor, bir taraf salıncağı sallıyor. Rezonans hâlindeyiz...

Bizlere bu imkânı tanıyan, bu mecrayı emanet eden Gazete Arena Kurucumuz Mustafa Kurumahmutoğlu ve İmtiyaz Sahibimiz Hasan Kurumahmutoğlu başta olmak üzere Kurumahmutoğlu ailesine, tüm ekip adına huzurlarınızda teşekkür etmek isterim. Gazete Arena bugün 19 yaşında ve bir aile şirketi. Kimseye bağlı olmadığı gibi, yayıncılık anlayışını da kendi değerleri doğrultusunda sürdürüyor.

Şunu da baştan söyleyeyim; büyük ve iddialı sözler söylemeye gerek duymadan bu işi yapmayı hedefliyoruz. Elbette bu yolda hatalarımız olacak! Sürçülisan edersek, şimdiden affola. Ancak bir haber konusunu takip ederken, baştan sona tüm detaylarını ve taraflarını aynı titizlikle araştırıp dinleyeceğimizin sözünü verebiliriz.

Bu arada duayen gazeteci Nezih Demirkent’in “Salı Yazıları” vardı. Onun, miras bıraktığı Dünya gazetesinde değerli isimlerle çalışmak, meslek hayatımın en önemli ve en kazanımlı yılları arasındadır. Yazılarımın da salı günleri yayımlanacak olması, ister istemez bana rahmetli Demirkent’in “Salı Yazıları”nı anımsatıyor. Bu durum benim için hoş bir tesadüfün ötesinde, mesleki hafızamda ayrı bir anlam taşıyor.

Şimdi gelelim haftanın gündemine! Malum, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçları açıklandı. Üniversite eğitimine başlayacak tüm öğrencileri şimdiden tebrik ediyorum. Ancak öğrencileri sınava hazırlayan özel kurum ve kuruluşlara da bir parantez açmak istiyorum. Hani boy boy “başardık”, “rekor kırdık” diye ilan verenler var ya... Yahu zaten belli bir not ortalamasının üzerindeki öğrencileri kabul edip, sonrasında bir dizi testten geçirerek seçtiğiniz öğrencileri özel programlarla hazırlıyorsunuz. Üstelik kimi kurumlar, az sayıda öğrenciyi kabul ediyor, butik eğitim veriyor, yaşam koçlarıyla destekliyor.

Elbette bütün bunların öğrencilerin başarısında katkısı var. Bunu inkâr etmiyoruz. Ama başarı yalnızca sınav sonucundan mı ibaret? Kapasitesi yüksek, başarılı bir öğrenciyi seçip onun başarısını daha sonra kurumun reklamına dönüştürmek ne ölçüde gerçek bir başarı göstergesidir? Bir de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) nedeniyle öğrencilerin bilgileri açık şekilde paylaşılmadığı hâlde, hemen her eğitim kurumu “En çok biz tıp kazandırdık”, “Biz rekor kırdık” diye bağırıyor. Hâliyle insanın aklına şu soru da takılıyor: Yayımlanan listelerin şeffaflığını denetleyen yetkili bir merci var mı? Yoksa hemen denetlenmelidir!

Belki de her şeyin bir de görünmeyen tarafı vardır. Bir başarıyı, bir olayı, bir haberi yalnızca görünen yüzüyle değerlendirmek kolaydır. Zor olan, baştan sona bakabilmektir. Biz de bu köşede biraz bunu yapmaya çalışacağız; soracağız, araştıracağız, dinleyeceğiz ve mümkün olduğunca bütün taraflarıyla anlamaya çalışacağız. “Baştan Sona” biraz da bunun için... Önümüzdeki hafta buluşmak üzere. Kalın sağlıcakla.