Her sabah milyonlarca insan evinden çıkıp işe gidiyor. Kimi servis bekliyor, kimi otobüse

yetişiyor, kimi aracının direksiyonuna geçiyor. Herkesin gittiği yerin bir adı var: iş yeri.

Ama bazı meslekler vardır ki insan oraya sadece çalışmaya gitmez.

Mesela öğretmen…Öğretmen işe gitmez, okula gider.

Çünkü okul yalnızca ders anlatılan bir bina değildir. Bir öğretmen için okul; öğrencinin

gözlerindeki merak, teneffüste duyulan sesler, bazen çözülemeyen bir problem, bazen de bir

öğrencinin sessizce “Öğretmenim…

” diye başlayan cümlesidir.

Öğretmenlik, sadece ders saatlerinden ibaret değildir. Ders başlamadan önce yapılan

hazırlık, sınıfta yaşananlar, öğrenciyi anlamaya çalışma, bazen bir öğrencinin sorununu fark

etme, bazen de sadece onu dinleme vardır.Bu nedenle bazı insanlar için meslek, maaş

karşılığında yapılan bir görevden çok daha fazlasıdır.

Peki bu durum yalnızca öğretmenlik için mi geçerlidir?Elbette hayır.

Bir doktor hastaneye yalnızca mesaisini tamamlamak için gitmiyorsa, bir aşçı mutfağa

yaptığı yemeğe kendi emeğini katıyorsa, bir sporcu sahaya çıktığında yaptığı işi sadece bir

görev olarak görmüyorsa, bir zanaatkâr ortaya çıkardığı ürünün arkasında kendi emeğini

hissediyorsa…

Orada iş, yavaş yavaş başka bir anlama dönüşür.İnsan yaptığı işin içinde kendinden bir

parça bulmaya başlar.Ama burada önemli bir ayrım var.İşini sevmek, işin hiç zor olmadığı

anlamına gelmez.Sevdiğimiz işte de yoruluruz. Bazen sıkılırız. Bazen işler istediğimiz gibi

gitmez. Bazen “Bugün de çok yoruldum.

” deriz.

Hatta belki de işini seven insanın da en çok söylediği cümlelerden biri budur:

“Çok yoruldum ama değdi.

”

Çünkü insan yaptığı işin sonucunu anlamlı bulduğunda, yorgunluğun kendisine bakışı da

değişebilir.

Asıl mesele belki de tam olarak burada.

Bugün bir gence “Sevdiğin işi yap.

” demek kolay.Ama hayat her zaman bu kadar kolay değil.

İnsan bazen ekonomik şartları nedeniyle bir meslek seçiyor. Bazen ailesinin beklentileri etkili

oluyor. Bazen aldığı eğitim, yaşadığı şehir, iş imkanları veya hayatın getirdiği sorumluluklar

seçimlerini sınırlandırıyor.

Bu nedenle herkesin hayalindeki mesleği yapmasını beklemek gerçekçi değil.

Kimi insan sevdiği işi yapıyor,kimi yaptığı işe zamanla alışıyor,kimi yaptığı işi sevmeyi

öğreniyor,kimi ise yıllarca başka bir şey yapmanın hayalini kuruyor.

Ve bütün bu insanların hikâyesi birbirinden farklı.

BELKİ DE SORUYU DEĞİŞTİRMELİYİZ

“Sevdiğim işi yapıyor muyum?” diye sormak yerine bazen kendimize şunu sorabiliriz:

“Yaptığım işin içinde kendime ait bir anlam bulabiliyor muyum?”

Çünkü insan her zaman hayalindeki işi bulamayabilir.

Ama yaptığı işin içinde bir anlam bulabilir.

Bir öğretmen, yıllar sonra karşısına çıkan eski öğrencisinin “Öğretmenim, sizin söylediğiniz

bir söz hayatımı değiştirdi.

” demesiyle yaptığı işin değerini yeniden hissedebilir.

Bir esnaf, yıllardır kapısından giren insanların artık müşteriden çok tanıdıklarına

dönüştüğünü fark edebilir.

Bir işçi, kendi elleriyle ortaya çıkardığı ürünün arkasında emeğini görebilir.

Bir antrenör, yıllarca çalıştırdığı bir öğrencinin başarıya ulaştığını gördüğünde bütün o yorucu

antrenmanların neden yapıldığını hatırlayabilir.Bazen insan yaptığı işi sevdiği için değil, yaptığı işin bir başkasının hayatına dokunduğunu

gördüğü için işine bağlanır.

Belki de bu yüzden işini severek yapmak gerçekten bir ayrıcalıktır.

Çünkü günün önemli bir bölümünü geçirdiğimiz yerde kendimizi ait hissetmek, yaptığımız

işin bir anlam taşıdığını bilmek büyük bir kazanımdır.

Sabah işe giderken sadece “Mesaim ne zaman bitecek?” diye düşünmek yerine,

“Bugün ne

yapabilirim?” diye düşünmek…

Yaptığımız işin sonunda yalnızca saatimize bakmak yerine,

“Bugün bir şey ürettim.

”

diyebilmek…

Bunlar küçük gibi görünen ama çalışma hayatını değiştirebilen duygular.

Üstelik işini seven insanın hayatı her zaman kolay değildir.

O da yorulur.

O da hata yapar.

O da bazen işinden uzaklaşmak ister.

Ama bütün bunların arasında yaptığı işin kendisi için bir anlam taşıdığını bilir.

Hayat bize her zaman sevdiğimiz işi yapma fırsatı vermeyebilir.

Ama belki de bize başka bir fırsat sunar:

Yaptığımız işe kendi değerimizi katma fırsatı.

Çünkü bazen bir mesleği değerli yapan sadece mesleğin kendisi değildir.

O işi yapan insanın emeği, vicdanı, sabrı, sevgisi ve işine kattığı anlamdır.

Bu yüzden bir öğretmen için okul sadece dört duvar değildir.

Bir sağlık çalışanı için hastane sadece bir bina değildir.

Bir sporcu için saha sadece çizgilerden ibaret değildir.

Bir insan yaptığı işe yüreğinden bir parça katıyorsa, orası artık sadece bir iş yeri olmaktan

çıkar.

Ve belki de yazının başındaki cümleye yeniden dönmek gerekir:

Öğretmen işe gitmez, okula gider.

Çünkü bazı insanlar için çalışmak sadece para kazanmak değildir.

Hayatının bir bölümünü anlamlı bir şeye dönüştürmektir.

İşini severek yapmak gerçekten bir ayrıcalıktır.

Ama belki bundan daha güzeli, insanın yaptığı işin içinde kendinden bir parça bulabilmesidir.