Bir çocuğun bisiklete binmeyi öğrendiği günü düşünün.

İlk denemesinde düşer. Dizini çizer. Ayağa kalkar, yeniden dener. Bir kez daha düşer. Belki

ağlar. Ama birkaç gün sonra aynı çocuk, rüzgârı yüzünde hissederek özgürce pedal

çevirmeye başlar.

Bisiklet sürmeyi ona öğreten şey, hiç düşmemesi değildir.

Düştükten sonra yeniden ayağa kalkmasıdır.

Ne var ki son yıllarda çocuklarımızı düşmekten o kadar çok korumaya çalışıyoruz ki, hareket

etme cesaretlerini de farkında olmadan ellerinden alıyoruz.

Parkta en ufak tırmanışta "İn oradan!"

, okul bahçesinde biraz hızlı koşunca "Dikkat et,

düşersin!"

, ağaca yönelince "Çıkma, tehlikeli!"

...

Elbette hiçbir anne baba çocuğunun zarar görmesini istemez. Ancak çocuk gelişimi

uzmanları, güvenli sınırlar içinde alınan küçük fiziksel risklerin çocukların gelişimi için önemli

olduğunu vurguluyor. Çocuk; bedenini, dengesini, gücünü ve sınırlarını ancak deneyerek

öğrenebilir.

Araştırmalar, açık havada serbest oyun oynayan ve yaşına uygun fiziksel riskler alabilen

çocukların; denge, koordinasyon ve motor becerilerinin yanı sıra özgüven ve problem çözme

becerilerinin de geliştiğini gösteriyor. Çünkü çocuk her tırmanışta bedenini, her düşüşte ise

kendini tanımayı öğreniyor.

Beden eğitimi derslerinde bunun sayısız örneğine tanık oluyoruz.

Topa vurmaktan çekinen bir öğrenci,

"Ya arkadaşlarım gülerse?" diye kenarda bekliyor. İpi

atlamaya cesaret edemeyen bir başkası,

"Ya takılırsam?" diye denemekten vazgeçiyor. Oysa

birkaç denemeden sonra başarabilen öğrencinin yüzündeki mutluluk, sadece bir hareketi

öğrenmenin değil, korkusunu yenmenin sevincidir.

Aslında çocukları hareketsiz bırakan çoğu zaman düşmek değildir; düşmekten korkmaktır.

Bu korku bazen aileden, bazen çevreden, bazen de mükemmel olma baskısından

besleniyor. Çocuk hata yapmaktan çekinince hareket etmekten de kaçınıyor. Çünkü hareket,

beraberinde denemeyi; denemek ise zaman zaman başarısız olmayı getirir.

Oysa hayatın kendisi de böyledir.

Yürümeyi öğrenen hiçbir bebek düşmeden yürümemiştir.

Yüzmeyi öğrenen hiçbir çocuk suyu yutmadan ustalaşmamıştır.

Hiçbir sporcu, başarısız denemeler yaşamadan zirveye ulaşmamıştır.

Bu nedenle çocuklarımızı her düşüşten korumaya çalışmak yerine, düştüklerinde güvenle

ayağa kalkabilecekleri ortamlar hazırlamalıyız. Çünkü cesaret, tehlikeyi hiç yaşamamak

değil; güvenli sınırlar içinde onunla baş etmeyi öğrenmektir.

Belki de çocuklarımızın dizlerindeki küçük sıyrıklar, büyümelerinin sessiz madalyalarıdır.

Çünkü hayat, hiç düşmeyenleri değil; düştüğünde yeniden ayağa kalkabilenleri ödüllendirir.

Ve unutmayalım…

Çocuklar düştüğü için değil, düşmekten korktuğu için hareket etmiyor. Biz onlara kusursuz

bir yol değil, yeniden ayağa kalkabilecekleri güveni vermeliyiz.