"Canım sıkılıyor...
Belki de son yıllarda çocuklardan en sık duyduğumuz cümlelerden biri bu. Bu cümleyi duyar
duymaz çoğumuz aynı refleksi gösteriyoruz. Bir telefon uzatıyoruz, bir tablet açıyoruz,
televizyonu çalıştırıyoruz ya da çocuğun dikkatini dağıtacak yeni bir uğraş bulmaya
çalışıyoruz. Çünkü can sıkıntısını çözülmesi gereken bir sorun olarak görüyoruz.
Oysa belki de asıl hata tam burada başlıyor.
Can sıkıntısı, çoğu zaman boşluk gibi görünür. Oysa insan zihni için boşluk, üretimin
başladığı yerdir.
Nörobilim alanında yapılan çalışmalar, beynin herhangi bir göreve odaklanmadığı anlarda
tamamen durmadığını, aksine farklı bölgeler arasında yoğun bir iletişim kurduğunu
gösteriyor. Bilim insanlarının "Varsayılan Mod Ağı (Default Mode Network)" adını verdiği bu
sistem; hayal kurma, geçmiş deneyimleri değerlendirme, geleceği planlama, empati kurma
ve yaratıcı fikirler geliştirme süreçlerinde aktif rol oynuyor. Yani insanın zihni çoğu zaman en
değerli fikirlerini tam da "boş kaldığını" düşündüğü anlarda üretiyor.
Düşünün...
Bir çocuk odasında tek başına oturuyor. Önünde ne telefon var ne tablet ne de sürekli
değişen görüntüler. İlk birkaç dakika gerçekten sıkılıyor. Sonra yastıklardan kale yapıyor.
Battaniyeyi çadır hâline getiriyor. Oyuncak arabalarına şehir kuruyor. Elindeki karton kutuyu
uzay gemisine dönüştürüyor.
İşte yaratıcılık tam da bu noktada doğuyor.
Çünkü üretmek, hazır olanı tüketmekten daha fazla zihinsel emek ister.
Bugün ise çocukların canı sıkılmaya fırsat bulamıyor. Sabah okul, ardından kurslar, ödevler,
ekranlar, kısa videolar, bitmeyen bildirimler... Beyin sürekli yeni bir uyaranla meşgul ediliyor.
Her boşluk anında bir ekran devreye giriyor. Böyle olunca çocuk, kendi kendine oyun
kurmayı, hayal üretmeyi ve sessizlikle baş başa kalmayı giderek unutuyor.
Üstelik bu durum yalnızca çocukları ilgilendirmiyor. Biz yetişkinler de aynı döngünün
içindeyiz. Asansörde beklerken, otobüste yolculuk yaparken, hatta birkaç dakikalık boşlukta
bile elimiz istemsizce telefona gidiyor. Zihnimize düşünmek için fırsat tanımıyoruz.
Oysa tarih boyunca pek çok bilimsel keşif, sanat eseri ve yaratıcı fikir; yoğun çalışmanın
değil, kısa bir yürüyüşün, sessiz bir bekleyişin ya da dalıp gitmiş birkaç dakikanın ardından
ortaya çıktı.
Belki de çocuklarımızın her dakikasını doldurmak yerine onlara bazen hiçbir şey yapmama
hakkı tanımalıyız.
Çünkü boş kalan her zaman kaybolmuş bir zaman değildir.
Bazen en parlak fikirler, en sessiz anlarda doğar.
Ve bazen bir çocuğun "Canım sıkılıyor.
" cümlesi, yeni bir oyunun, yeni bir hayalin ve belki de
gelecekteki büyük bir başarının ilk cümlesidir.
Unutmayalım...
Boş kalan zihin tembelleşmez; düşünmesine izin verilirse üretmeye başlar.