Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, kamuoyunda sıkça “Gazeteciler Günü” ifadesi dolaşıma girer. Kutlama mesajları paylaşılır, birkaç temenni dile getirilir. Oysa bu tarih, dışarıdan bakıldığında görünenin çok ötesinde bir anlam taşır. 10 Ocak, gazeteciler için çoğu zaman bir “kutlama”dan çok, mesleğin gerçekleriyle yeniden yüzleşme günüdür.
Gazetecilik, mesai saatlerine sığmayan bir iştir. Gece yarısı gelen bir ihbarla, sabahın ilk ışıklarında takip edilen bir olay arasında net çizgiler yoktur. Bayramda, tatilde, hafta sonunda; hayatın durduğu anlarda bile haber akışı sürer. Çünkü gazetecilik, kamuoyunun doğru ve zamanında bilgi alma hakkına dayanır. Bu sorumluluk, takvimden bağımsızdır.
Bugün gazeteciler, yalnızca haber üretmekle değil; aynı zamanda ekonomik zorluklarla, dijitalleşmenin getirdiği hız baskısıyla ve artan dezenformasyonla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bir yandan doğrulama süreçleri titizlikle yürütülürken, diğer yandan “ilk veren olma” yarışı mesleği daha da yıpratıyor. Tüm bu koşullar altında gazetecilik yapmak, sabır ve direnç gerektiriyor.
10 Ocak’ın asıl anlamı da burada ortaya çıkıyor. Bu gün, gazetecilerin haklarını hatırlatması gereken bir gün olmalı. Güvenceli çalışma koşulları, ifade özgürlüğü ve mesleki bağımsızlık; yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının meselesidir. Çünkü özgür basın olmadan sağlıklı bir kamuoyu, sağlıklı bir demokrasi mümkün değildir.
Kısacası 10 Ocak, bir tebriğin ötesinde; emeğin, mücadelenin ve sorumluluğun günüdür. Haber peşinde koşarken çoğu zaman görünmeyen gazetecilerin, yalnızca bugün değil, her gün hatırlanması gereken bir gerçeği vardır: Gazetecilik, bir meslekten fazlasıdır; kamusal bir görevdir.