Yeni yıl geldiğinde hepimiz aynı filmi izliyoruz. Jenerik tanıdık: umutlu bir giriş, yüksek motivasyon, büyük planlar… İlk sahnede “Bu yıl her şey farklı olacak” cümlesi yankılanıyor. Spor yapılacak, sağlıklı yaşanacak, kişisel gelişim zirve yapacak. Hatta mümkünse sabahları erken kalkınıp hayata kuş gibi başlanacak.
Sonra hayat başlıyor.
Yeni yılın ilk günleri garip bir hevesle geçiyor. Ajandalar açılıyor, hedefler yazılıyor. “Haftada 4 gün spor”, “Şeker yok”, “Her ay 2 kitap”, “Negatif insanları hayatımdan çıkarıyorum.” Listeye bakınca insan kendine hayran oluyor. “Ben kimim, bu disiplin kim?” diye içinden geçiriyor. Ama bu özgüven genelde ayın ortasını göremiyor.
Spor meselesiyle başlayalım. Yeni yılın milli sporu budur. Spor ayakkabıları alınır, eşofmanlar denenir, spor salonu üyeliği yapılır. İlk gün her şey şahane. Aynada kendine bakıp “Evet, bu sefer olacak” dersin. İkinci gün kas ağrılarıyla tanışırsın ama hâlâ umutluyundur. Üçüncü gün “bir gün ara vermek zararlı değil” diye düşünürsün. Dördüncü gün ise spor çantasıyla aranda soğuk bir savaş başlar.
Aslında sorun sporda değil. Sorun, sporu hayatın içine değil de hayatın üstüne eklemeye çalışmamızda. Sanki başka hiçbir şey yokmuş gibi. Oysa bazen 20 dakikalık bir yürüyüş, bazen evde açılan müzikle yapılan saçma bir dans, bazen de “bugünlük bu kadar” demek bile yeterli. Spor ceza değil, kaçış noktası olmalı. Yoksa kimse isteyerek kendini mutsuz etmez.
Gelelim kişisel gelişim konusuna… Bu kavram da son yıllarda biraz fazla ağır yüklendi. Herkes daha bilinçli, daha farkında, daha üretken olmak zorundaymış gibi. Sabah 5’te kalkmıyorsan, meditasyon yapmıyorsan, sürekli bir şeyler başarmıyorsan sanki geri kalmışsın gibi bir his yaratılıyor. Oysa kişisel gelişim bazen sadece “bugün kimseyi idare etmek istemiyorum” diyebilmektir.
Bazen gelişmek, her şeye yetişmeye çalışmayı bırakmaktır. Bazen herkese açıklama yapmamaktır. Bazen de “benim buna gücüm yok” demek, en büyük farkındalıktır. Kitap okumak güzeldir ama kendini dinlemek de en az onun kadar değerlidir. Her boşluğu verimlilikle doldurmak zorunda değiliz. İnsan makine değil.
Yeni yıl planlarının bir başka düşmanı da kıyas. Sosyal medyada herkes spor yapıyor, herkes gelişiyor, herkes hayatını düzene sokmuş gibi görünüyor. Bir bakıyorsun, sen pijamayla koltukta otururken başkası maraton koşmuş, smoothie yapmış, bir de üzerine gününü “şükürle” kapatmış. Gerçek hayatta ise kimse o kadar düzenli değil. Sadece paylaşılmayan anlar var.
Belki de bu yılın en gerçekçi hedefi şu olmalı: Kendimize biraz daha dürüst olmak. Yapamayacağımız sözler vermemek. Kaçırılan günler için kendimizi cezalandırmamak. Bir plan bozuldu diye her şeyi çöpe atmamak. Çünkü hayat zaten planların bozulduğu yerde başlıyor.
Yeni yıl, yeni bir sen vaat etmiyor aslında. Aynı senin, biraz daha deneyimlisi, biraz daha yorgunu, belki de biraz daha cesuru. Bu yıl her şey mükemmel olmayabilir. Spor aksayabilir, kitaplar yarım kalabilir, hedefler değişebilir. Ama önemli olan şu: Vazgeçmeyi alışkanlık hâline getirmemek.
Belki bu yıl çok büyük değişimler olmaz. Ama sen kendine biraz daha anlayışlı olursun. Biraz daha az suçlar, biraz daha çok denersin. Ve bazen en büyük kişisel gelişim, tam da budur.