"Kaç kere söyledim sana!"
Bu cümleyi duymayan ya da hayatının bir döneminde kurmayan anne baba var mıdır bilmiyorum. Odasını toplaması söylenir, toplamaz. Kitap okuması istenir, okumaz. Telefonu bırakması istenir, bırakmaz. Sonra da şu cümle gelir:
"Ben söylüyorum ama beni hiç dinlemiyor."
Belki de sorun, çocuğun dinlememesi değildir.
Belki de biz, çocukların nasıl öğrendiğini yıllardır yanlış anlıyoruz.
Bir beden eğitimi öğretmeni olarak yıllardır yüzlerce çocukla aynı sahayı, aynı koridoru, aynı oyun alanını paylaşıyorum. Her yıl farklı yüzler geliyor ama aslında hepsi bana aynı gerçeği yeniden öğretiyor: Çocuklar söylenenleri değil, gördüklerini hayatlarına taşıyor.
Psikolojide bunun güçlü bir karşılığı vardır. Kanadalı psikolog Albert Bandura'nın ortaya koyduğu Sosyal Öğrenme Kuramı, insanların özellikle de çocukların davranışları gözlemleyerek öğrendiklerini söyler. Bandura'nın dünyaca ünlü "Bobo Bebek Deneyi"nde çocuklar, yetişkinlerin sergilediği saldırgan davranışları izledikten sonra aynı davranışları hiç öğretilmeden tekrar etmişlerdir.
Yani çocuk, anlatılanı değil; yaşananı örnek alır.
Bugün nörobilim de bunu destekliyor. Beyindeki ayna nöronlar, karşımızdaki kişinin davranışlarını, duygularını ve hatta mimiklerini fark edip taklit etmeye eğilimli olduğumuzu gösteriyor. Özellikle çocukluk döneminde bu sistem son derece aktiftir. Çocuk yalnızca sizin ne söylediğinizi değil, nasıl söylediğinizi, olaylar karşısında nasıl tepki verdiğinizi ve insanlara nasıl davrandığınızı da sessizce kaydeder.
Bu yüzden...
Kitap okumasını istediğiniz çocuğun sizi hiç kitap okurken görmemesi büyük bir çelişkidir.
"Ekrana çok bakma." dediğiniz hâlde akşam boyunca elinizden telefon düşmüyorsa, çocuk sizin sözünüzü değil, davranışınızı doğru kabul eder.
"Bağırma." derken bağırıyorsanız...
"Dürüst ol." derken küçük yalanları normalleştiriyorsanız...
"Saygılı ol." derken eşinizle ya da çevrenizdekilerle kırıcı bir üslupla konuşuyorsanız...
Çocuk için asıl eğitim başlamıştır.
Çünkü onun gözünde siz, hayatı anlatan kişi değil; hayatın ta kendisisiniz.
Çoğu anne baba çocuklarının karakterinin okulda şekillendiğini düşünür. Oysa eğitim araştırmaları, kişiliğin temel yapı taşlarının büyük bölümünün aile içinde oluştuğunu gösteriyor. Öğretmenler bu yapının üzerine bilgi ve beceri ekler; temeli ise evde atılır.
Okulda bunun sayısız örneğini görüyoruz.
Bazı çocuklar kaybettiğinde rakibini alkışlıyor. Bazıları ise en küçük başarısızlıkta öfkeye kapılıyor. Bazı çocuklar arkadaşının düştüğünü görünce ilk koşan oluyor. Bazıları ise sadece izliyor.
İnanın bana, bunların çoğu tesadüf değil.
Çocuk, evinde gördüğü hayatı okuluna taşır.
Biz öğretmenler bazen sadece ders anlatmıyoruz; evlerin sessiz yansımalarını da görüyoruz.
Elbette hiçbir anne baba kusursuz değildir. Hepimiz zaman zaman öfkeleniyoruz, hata yapıyoruz, sabrımız tükeniyor. Çocukların da mükemmel ebeveynlere ihtiyacı yok.
Ama onların çok önemli bir şeye ihtiyacı var.
Hata yaptığında "Haklısın, özür dilerim." diyebilen anne babalara...
Trafikte sabrı yaşayarak gösteren yetişkinlere...
Yere çöp atmayan insanlara...
Yaşlıya saygıyı sadece anlatmayan, gerçekten gösteren büyüklere...
Çünkü çocuklar sadece doğru davranışı değil, doğru davranışın yaşanışını öğrenir.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
"Çocuğuma bugün ne söyledim?" yerine...
"Çocuğum bugün bende ne gördü?"
İnanıyorum ki bu sorunun cevabı, geleceğimizi de şekillendirecek.
Çocuk yetiştirmek, sürekli konuşmak değil; her gün sessizce örnek olmaktır.
Unutmayalım...
Çocuklar kulaklarıyla değil, gözleriyle büyür.
Ve yıllar sonra söylediklerimizi tek tek hatırlamayacaklar.
Ama nasıl yaşadığımızı hiç unutmayacaklar.
Çünkü çocuklar bizi dinlemez...
Bizi izler.
Çocuklar Bizi Dinlemez, Bizi İzler!
Elif Kurt
Yorumlar