Hayatın bir oyun olduğunu hiç düşündün mü? Sabah alarm çaldığında aslında yeni bir “görev” başlıyor olabilir. Okula gitmek günlük görev, ödevler yan görevler, sınavlar ise tam bir “boss fight”. Üstelik bazı boss’lar gerçekten zor: matematik sınavı gibi… Belki de şu an hepimiz oyunun “gelişme aşamasındayız”. Yani tutorial kısmını geçtik ama hâlâ karakterimizi geliştiriyoruz. Kimi sabır puanını artırmaya çalışıyor, kimi özgüvenini, kimi de “motivasyon barını” doldurmaya… Peki ya başarısızlıklar? Bir oyunda kaybettiğinde ne yaparsın? Oyunu bırakmazsın. Tekrar denersin. Hatta bazen daha güçlü dönersin. Ama gerçek hayatta küçük bir hatada bile “ben yapamıyorum” demeye çok hazırız. Oysa belki de sadece “yeniden başla” tuşuna basmamız gerekiyor. Bir de yan karakterler var. Hayatımıza giren insanlar… Bazıları bize yardım eder, bazıları zorlaştırır. Ama oyunun sonunda asıl önemli olan şu: Sen kendi hikâyenin ana karakteri misin? Çünkü çoğu zaman başkalarının oyununda figüran gibi yaşıyoruz. Başkalarının beklentilerine göre seçimler yapıyor, kendi hikâyemizi ikinci plana atıyoruz. Ama unutma: Bu oyun tek kişilik. Ve en güzel yanı şu… Level atlamak senin elinde.