Bugün sporun hangi dalına bakarsanız bakın, görünmeyen bir durumla karşılaşıyorsunuz: Artık herkes biraz antrenör, biraz hakem, biraz kondisyoner, biraz spor psikoloğu olmuş durumda. Bir futbol maçı izleniyor, “Şunu oyundan alsaydı kazanırlardı” deniliyor. Basketbolda oyuncunun neden şut kaçırdığı birkaç saniyede açıklanıyor. Voleybolda yanlış değişiklik yapıldığı söyleniyor. Bir atlet yarışını bitiremediğinde yeterince çalışmadığı düşünülüyor. Bir sporcu kaybettiğinde ise hemen hazır bir cümle bulunuyor: “İyi hazırlanamadı.” Oysa spor, dışarıdan görünen birkaç dakikalık mücadeleden ibaret değildir. Sahaya çıkmadan önce geçen aylar, yıllar hatta bazen bir ömür vardır. İnsanlar çoğu zaman sonucu görür; fakat o sonucun arkasındaki görünmeyen kısmı görmez. Bir sporcunun sabahın erken saatlerinde yaptığı antrenmanlar görünmez. Yorulduğu günlerde bile devam etmek zorunda olduğu çalışmalar görünmez. Sakatlığıyla mücadele ettiği zamanlar görünmez. Kaybettiği hâlde yeniden ayağa kalkmaya çalıştığı anlar görünmez. Belki de sporun en zor tarafı budur. Müsabaka birkaç saat sürer ama hazırlığı yıllar alır. Fakat biz bazen yılların emeğini birkaç dakikalık yorumlarla değerlendirebiliyoruz. Elbette spor konuşulmalıdır. Sporun güzelliği biraz da burada; heyecanında, tartışmasında ve insanları bir araya getirmesinde. Ancak bazen yorum yapmakla gerçekten bilmek arasındaki çizgi unutuluyor. Çünkü bir maçı izlemek, o sporun bütün yükünü taşımak anlamına gelmez. Tribünde oturmak kolaydır. Ekranın karşısında yorum yapmak da kolaydır. Zor olan; o sahaya çıkmak, baskıyı taşımak, kaybetmek ve ertesi gün yeniden çalışmaya devam etmektir. Belki de spor bize sadece kazanmayı değil, görünmeyen emeğe saygı duymayı da öğretmelidir. Çünkü bazen birkaç dakikada kurulan bir cümlenin arkasında, bir insanın yılları vardır.