Bir zamanlar bizi rahatsız eden şeyler vardı. Haksızlık gördüğümüzde içimiz sıkılır,

yanlış bir davranışa tanık olduğumuzda “bu böyle olmamalı” derdik. Küçük de olsa bir tepki

verme ihtiyacı hissederdik. Çünkü doğru ile yanlış arasındaki fark bizim için hâlâ önemliydi.

Peki şimdi?

Artık birçok şey eskisi kadar dikkat çekmiyor. Birine yapılan saygısızlık, bir kural ihlali,

bir adaletsizlik… Hepsi sanki hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş gibi. Görüyoruz, fark

ediyoruz ama çoğu zaman sadece izliyoruz. Tepki vermek yerine “her yerde böyle” deyip

geçiyoruz.

Bu noktada kendimize sormamız gereken bir soru var:

Biz gerçekten alıştık mı, yoksa vaz mı geçtik?

Alışmak, zamanla kabullenmektir. Ama vazgeçmek, daha derin bir şeydir. Vazgeçmek;

değişimin mümkün olduğuna inanmamaktır.

“Zaten bir şey değişmez” düşüncesine teslim

olmaktır. İşte tehlikeli olan da tam olarak budur.

Çünkü insanlar alıştıkça değil, vazgeçtikçe değişim durur.

Bir okulda haksızlık varsa ve kimse ses çıkarmıyorsa…

Bir ortamda saygı yoksa ve herkes bunu normal görüyorsa…

Bir sahada fair play unutulmuşsa ve kimse umursamıyorsa…

Sorun sadece yapılan yanlış değildir. Asıl sorun, o yanlışa karşı kimsenin bir şey

yapmamasıdır.

Belki de en büyük kayıp, yanlışların artması değil; doğruyu savunma cesaretinin

azalmasıdır.

Oysa değişim, büyük kalabalıklarla değil; küçük ama kararlı adımlarla başlar. Bazen

bir kişinin “hayır” demesi, birçok kişinin suskunluğunu bozar. Çünkü cesaret de en az

vazgeçmişlik kadar bulaşıcıdır.

Şimdi tekrar düşünelim:

Gördüklerimize gerçekten alıştık mı?

Yoksa içten içe, değiştiremeyeceğimizi düşünüp vaz mı geçtik?

Çünkü eğer vazgeçtiysek…

Sorun dışarıda değil, tam olarak içimizdedir.