Son yıllarda dikkat çeken bir değişim var: Küfür, gündelik konuşmanın sıradan bir parçası hâline geldi. Özellikle gençler arasında bu durum neredeyse “normal” kabul ediliyor. Oysa gerçekten normal mi? Bir zamanlar insanlar kelimelerini seçerken daha dikkatliydi. Çünkü sözün bir ağırlığı, bir değeri vardı. Şimdi ise birçok kişi, ne söylediğini düşünmeden konuşuyor. Küfür, kimi zaman bir şaka, kimi zaman bir tepki, kimi zaman da alışkanlık olarak dilimize yerleşmiş durumda. Peki neden? Belki sosyal medyanın etkisi, belki arkadaş ortamında kabul görme isteği… Belki de duyguları doğru ifade edememenin bir sonucu. Çünkü çoğu zaman küfür, aslında anlatılamayan duyguların yerine geçiyor. Öfke, hayal kırıklığı ya da dikkat çekme ihtiyacı… Ama şu soruyu sormak gerekiyor: Küfür gerçekten bir güç mü, yoksa bir eksiklik mi? İletişim, insanın kendini ifade edebilme becerisidir. Ne kadar zengin bir dil kullanırsak, o kadar güçlü anlatırız kendimizi. Küfür ise bu zenginliği azaltır. Kısa yoldan bir ifade gibi görünse de aslında düşünmeyi tembelleştirir. Dahası, sürekli küfür edilen bir ortamda saygı da zamanla yok olur. İnsanlar birbirine karşı daha tahammülsüz, daha kırıcı hâle gelir. Çünkü kullanılan dil, kurulan ilişkiyi doğrudan etkiler. Bu yüzden mesele sadece “ayıp” ya da “hoş değil” demek değil. Mesele, nasıl bir toplum olmak istediğimizdir. Belki de yeniden düşünmemiz gereken şey şu: Kelimelerimiz bizi yansıtıyorsa, biz kendimizi nasıl göstermek istiyoruz?