Bir okulda bir ders düşünün…

Sınavı yoksa önemsiz sayılıyor.

Sessizlik gerektirmiyorsa “boş” kabul ediliyor.

Çocukları güldürüyorsa ciddiyeti sorgulanıyor.

Evet, beden eğitimi dersinden bahsediyorum.

Yıllardır aynı bakış açısı:

“Zaten oynuyorlar…

“Bir şey öğrenmiyorlar…

“Enerjilerini atsınlar yeter…

Peki gerçekten öyle mi?

Bugün çocukların en büyük problemi ne?

Dikkat dağınıklığı,Sabırsızlık, Öfke kontrolü, Özgüven eksikliği.

Ve biz bu sorunları çözmeye çalışırken en güçlü aracı görmezden geliyoruz: hareketi.

Çünkü bir çocuk; koşarken sadece koşmaz, oynarken sadece oynamaz.

Bir çocuk sahada: beklemeyi öğrenir, kurallara uyar, kaybetmeyi kabullenir yeniden

denemeyi dener.

Ve en önemlisi… kendini tanır.

Ama biz ne yapıyoruz?

“Test çöz, sessiz ol, yerinde otur” diyoruz.

Sonra da yerinde duramayan çocuğa “problemli” diyoruz.

Belki de sorun çocukta değil…

Belki de biz, çocukların doğasına aykırı bir sistem kurduk.

Şunu artık kabul etmemiz gerekiyor:

Beden eğitimi bir “rahatlama dersi” değildir.

Bir “boşluk doldurma saati” hiç değildir.

Beden eğitimi; zihinsel gelişimin, duygusal dengenin ve sosyal uyumun temelidir.

Koşmayan bir çocuk, bir süre sonra düşünemez.

Hareket etmeyen bir beden, zihni de yavaşlatır.

Bugün sınıflarda “sessiz” çocuklar yetiştiriyoruz ama iç dünyası gürültülü bireyler bırakıyoruz.

Oysa bir çocuk terlemeli.

Düşmeli.

Kalkmalı.

Denemeli.

Çünkü hayat tam olarak budur.

Ve belki de en acı gerçek şu:

Biz çocukların enerjisini bastırdıkça onların potansiyelini de bastırıyoruz.

Şimdi kendimize şu soruyu sorma zamanı:

Çocuklar gerçekten eğitiliyor mu…yoksa sadece kontrol altında mı tutuluyor?