Bir spor düşünün…

Ne koşu var içinde, ne ter, ne de tezahürat.

Ama yine de çocuk yoruluyor.

Hem de en çok yorulan yerinden: zihninden.

Satrançtan bahsediyorum.

Toplumda hâlâ aynı cümleyi duyuyoruz:

“Bu spor mu şimdi?”

Çünkü biz sporu hâlâ sadece hareketle tanımlıyoruz.

Koşuyorsa spor, terliyorsa değerli.

Oysa gözden kaçırdığımız bir şey var:

En büyük mücadele bazen sessizlikte olur.

Satranç oynayan bir çocuğu izlediniz mi hiç?

Taşlara bakıyor gibi görünür… ama aslında: düşünüyor, plan kuruyor, ihtimalleri hesaplıyor,

hata yapmamaya çalışıyorVe en önemlisi… Beklemeyi öğreniyor.

Bugün birçok çocuğun en büyük problemi ne?Sabırsızlık.

Her şey hemen olsun istiyorlar.

Hemen kazansın, hemen öğrensin, hemen sonuç alsın.

Ama satranç buna izin vermez.

Bir hamle yapmadan önce düşünmek zorundasın.

Yanlış yaparsan geri dönüşü zor.

Yani çocuk ilk kez şunu öğrenir: Her hareketin bir sonucu vardır.

Sadece bu mu? Hayır.

Satranç oynayan çocuk: dikkatini daha uzun süre korur, odaklanmayı öğrenir, problem

çözme becerisi gelişir, kaybetmeyi kabullenir ve belki de en kıymetlisi…duygularını kontrol

etmeyi öğrenir.

Çünkü o masada kimse sana yardım etmez.

Kazansan da senindir, kaybetsen de.

İşte bu yüzden satranç bir oyundan fazlasıdır.

Bir spor mudur? Evet.

Çünkü spor sadece bedenle değil,disiplinle, mücadeleyle ve gelişimle ilgilidir.

Ve satranç bunların hepsini içinde barındırır.

Bugün çocuklarımız çok şey biliyor ama az düşünüyor.

Hızlılar… ama derin değiller.

Cevapları var… ama sabırları yok.

Belki de bu yüzden en sessiz sporlardan birine daha çok ihtiyacımız var.

Çünkü satranç çocuğa şunu öğretir:

Dur.

Düşün.

Sonra hareket et.

Ve belki de en gürültülü etki tam olarak budur:

Sessizce oturan bir çocuk, hayatını daha doğru hamlelerle kurmayı öğrenir.