Çocukken en çok duyduğumuz cümlelerden biri buydu: “Bir şeyle oynama!” Kalemle oynama. Saçınla oynama. Masayla oynama. Yüzüğünle oynama. Ayağını sallama. Yani kısaca: Gerilimini belli etme. Oysa insan bir şeyle oynarken düşünür. Parmak uçları beyinle gizli bir anlaşma yapar. Ritim tutarken fikir üretiriz. Kalemi çevirirken karar veririz. Yüzüğü çevirirken sakinleşiriz. Ama biz ne yaptık? “Düzgün dur.” dedik. Düzgün durmak ne demek tam olarak? Kımıldamamak mı? Heyecanı saklamak mı? İçindeki enerjiyi bastırmak mı? Belki de bazı çocuklara dikkat eksikliği demeden önce şunu sormalıyız: Gerçekten yerinde durmak zorunda mı? Her hareket huzursuzluk değildir. Bazen hareket, düşüncenin ta kendisidir. Toplantıda kalem çeviren yetişkinle, sırada ayağını sallayan çocuk arasında düşündüğümüzden daha az fark var. Ama yetişkine “odaklanmış”, çocuğa “disiplinsiz” diyoruz. Belki mesele hareket değil. Mesele bizim sabrımız. Çocuk kıpırdıyor çünkü canlı. Yetişkin kıpırdamıyor çünkü öğrenmiş. Ama bastırılmış her kıpırtı bir yerde başka şekilde çıkar. Ya öfke olur, ya kaygı, ya da sessizlik. Belki de bazen şunu demek lazım: “Oyna. Ama kırma.” Çünkü insan bir şeyle oynarken aslında dünyayı anlamaya çalışır. Ve dünya biraz fazla ciddi zaten.