Samsun’da sabahlar çoğu zaman denizle başlar. Aynı sahile bakan binlerce pencerenin arkasında bambaşka hayatlar vardır ama Karadeniz her sabah hepsine aynı dalgayı gönderir. Bu şehir biraz böyledir işte; aynı manzaraya bakar, farklı duygular yaşar.

Bir yanda sahil yolunda yürüyüş yapanlar… Kulaklıklarında müzik, kafalarında planlar. Diğer yanda balık tutan emekliler; aceleleri yok, denizle pazarlık yapmıyorlar, beklemeyi biliyorlar. Samsun sabrı öğretir insana. Dalga hemen gelmez, bazen saatlerce beklersin. Ama geldi mi de kendine has bir sertliği vardır.

Samsun’u sadece bir “geçiş şehri” olarak görenler yanılır. Evet, Karadeniz’in ortasında bir duraktır ama aynı zamanda kalma nedenidir. Burada doğup büyüyenler bilir: Gitmek fikri hep vardır ama dönmek de hep aklın bir köşesinde durur. Çünkü Samsun, insanın ayakkabısına yapışan kum gibidir; nereye gitsen biraz seninle gelir.

Şehrin merkezinde koşuşturan kalabalıkla, ilçelerdeki sakinlik arasında ince bir çizgi vardır. Atakum’da kafeler dolup taşarken, Vezirköprü’de zaman başka akar. Aynı ilin içinde iki ayrı ruh yaşar ama birbirini inkâr etmez. Bu da Samsun’un belki en güçlü tarafıdır: Zıtlıklarla kavga etmeden yaşamayı bilir.

Bir de bu şehrin görünmeyen tarafı vardır. Akşam saatlerinde işten çıkan insanların yüzündeki yorgunluk, dolmuş duraklarında bekleyen öğrencilerin telaşı, esnafın kepenk indirirken yaptığı gün muhasebesi… Samsun, sadece manzaradan ibaret değildir; emektir, geçim derdidir, “yarın ne olacak” sorusudur.

Tarihiyle övünmeyi severiz, haklıyız da. Ama bazen geçmişin ağırlığını bugünün üzerine fazla bırakıyoruz. Oysa Samsun’un bugünü de anlatmaya değer. Üniversiteli gençlerin hayalleri, küçük işletmelerin ayakta kalma mücadelesi, göçle gelen insanların şehre tutunma çabası… Bunlar da bu kentin gerçek hikâyeleri.

Karadeniz’in havası gibi Samsun’un ruhu da değişkendir. Bir gün güneş açar, ertesi gün yağmur bastırır. İnsanları da öyledir: sert görünür ama içi yumuşaktır. İlk bakışta mesafeli durur, sonra çay koyar önüne. Bu şehir, kendini hemen sevdirmez; zaman ister. Ama sevdi mi de kolay kolay bırakmaz.

Belki de Samsun’un en büyük meselesi, kendini ne kadar anlattığı değil, ne kadar dinlediğidir. Bu şehir konuşmayı sever ama bazen durup kendine kulak vermesi gerekir. Sahiline, sokaklarına, insanlarına… Çünkü cevaplar çoğu zaman zaten burada, dalga seslerinin arasında saklıdır.

Samsun, kusursuz bir şehir değildir. Ama gerçek bir şehirdir. Yaşayan, yorulan, umutlanan bir yer. Ve belki de en önemlisi şu: Samsun’da yaşayan herkes, bu hikâyenin bir parçasıdır. Aynı denize bakan, farklı hayatlar yaşayan insanlar… Hepsi bu kentin cümlesini tamamlar.