Bazı olaylar vardır;
haber başlıklarına sığar ama hayatın kendisine sığmaz
Bir anlık şiddet görüntüsüyle anlatılır o hikâyeler; oysa o trajik ana gelene kadar yaşananlar, çoğu zaman görünmez bir buzdağının su altında kalan devasa kütlesi gibi gizli kalır.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan sarsıcı vakalar, bize bir kez daha şu acı gerçeği hatırlatıyor;
Asıl mesele yaşanan son değil,
o sona gelene kadar kimlerin neyi tek başına taşımak zorunda kaldığıdır.
Kadın aklıyla bakıldığında, bir krizin anatomisi sadece sonuç üzerinden okunmaz.
Bizim sormamız gereken ilk soru "Ne oldu?" değildir; “Bu noktaya gelene kadar neler konuşulamadı?” sorusudur.
Birçok kadın; ilişkilerinde, aile içinde ya da sosyal çevresinde yaşadığı sorunları; yanlış anlaşılma, yargılanma ya da en kötüsü "yalnız bırakılma" korkusuyla dile getirmiyor.
Bu suskunluk çoğu zaman sabır sanılıyor,
oysa çoğu zaman derin bir yalnızlığa işaret ediyor.
Sosyal hizmet disiplini bize şunu öğretir:
Hiçbir kriz aniden patlak vermez.
Her kriz, öncesinde fark edilebilecek küçük ama hayati işaretler taşır.
Ancak bu işaretler; ancak dinlenilen, ciddiye alınan ve kendisini gerçekten "güvende" hisseden bireyler tarafından görünür hâle getirilebilir.
Aile kavramı da tam bu noktada dikkatle ele alınmalıdır.
Aile, sağlıklı iletişimle bireyi güçlendiren bir yapıdır.
Ancak sorunların konuşulmadığı, duyguların bastırıldığı durumlarda
aynı yapı, birey için taşıması zor bir sorumluluğa dönüşebilir.
Burada amacımız kimseyi yargılamak ya da yaşananları küçük görmek değildir.
Kadın aklı, yargı dağıtmaz.
Önlemeyi, anlamayı ve desteklemeyi merkeze alır.
Çünkü önlenmeyen her ihmal,
bir gün toplumun vicdanına yük olur.
Samsun gibi sosyal bağları kuvvetli, geleneklerine bağlı şehirlerde bile bazı kadınların destek mekanizmalarına ulaşmakta zorlandığını görüyoruz.
Neden mi?Çünkü her hizmet afişlerde, her destek duyurularda karşılık bulmuyor.
Gerçek temas; sahada, birebir ilişkide, zamanında uzatılan bir elde gerçekleşiyor.
aynı isimlerle yapılan çalışmaların tekrarından çok,
İnsan odaklı yaklaşım,gerçek ihtiyacı fark edebilen bir bakış gerektirir.
Bazen doğru zamanda yapılan bir yönlendirme,
bazen verilen basit bir bilgi,
bazen de sadece “buradayım” demek
biriken yükü hafifletebilir.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha sert tepkiler değil,daha erken fark edebilen ve kapsayıcı yaklaşımlardır.
Çünkü sessizlik her zaman sakinlik değildir.
Bazen sadece duyulmamış olmanın ağırlığıdır.