Bazı insanlar hemen cevap vermez.
Çay koyar. Buharını izler.
Bardağın kenarını tutar. Susar. Ve düşünür. Çay soğuyana kadar.
Biz hızlı bir çağın insanlarıyız.
Cevaplar hızlı.
Tepkiler hızlı.
Yargılar hızlı.
Ama insan hızlı bir varlık değil.
Duyguların demlenme süresi var.
Sıcakken söylenen söz genelde doğru olmaz.
Sıcakken savunma başlar. Sıcakken ses yükselir. Sıcakken kalp değil, ego konuşur.
Çay sıcakken içilmez.
Beklenir.
Çünkü biliriz; acele edersek yanarız.
Ama söz konusu cümleler olunca beklemiyoruz.
Mesajı anında atıyoruz. Telefonu anında kapatıyoruz. Kararı anında veriyoruz.
Sonra da “öyle demek istememiştim” diyoruz.
Belki de gerçekten istememiştik. Sadece sıcaktık.
Çay soğuyana kadar düşünmek; öfkeyi süzmek demektir. Kırgınlığı ayıklamak demektir.
Haklı olma ihtiyacını biraz kenara koymak demektir. İlk hissettiğin şey her zaman gerçek
duygu değildir. Bazen korku öfke kılığına girer.Bazen yorgunluk ilgisizlik gibi görünür.
Bazen incinmişlik sertlik olur.
Ama biraz beklersen… gerçek ortaya çıkar.
Hayatta en çok neyi aceleye getiriyoruz biliyor musunuz? İnsanları;
Bir cümleyle silip atıyoruz. Bir davranışla etiketliyoruz. Bir hatayla hüküm veriyoruz.
Oysa belki de bir çay süresi kadar zamana ihtiyaç vardı.
Çocuklara kızarken de öyle. İlk an bağırıyoruz. Sonra pişman oluyoruz.
Ama kelime çoktan çıkmış oluyor.
Evlilikte de öyle.
“Yeter artık” cümlesi çoğu zaman çay henüz kaynarken söyleniyor.
Dostlukta da öyle.
Gurur sıcakken mesaj yazılıyor. Sonra ekran kararıyor.
Çay soğuyana kadar düşünmek; olgunluktur biraz. Sabırdır.
Kendini kontrol edebilme gücüdür.
Hızlı olmak güçlü olmak değildir.
Bekleyebilmek güçtür.
Belki de hayat bizden büyük kararlar değil,
küçük beklemeler istiyor.
Bir yudum gecikme.
Bir cümle eksiltme.
Bir ton düşürme.
Çay soğuduğunda çoğu mesele de soğur zaten.
Ve insan şunu anlar:
Bazen doğru olmak önemli değildir.
Doğru zamanda konuşmak önemlidir.
Çay soğuyana kadar.