Yavaş, dağınık, biraz kirli, bol kahkahalı… Şimdi ise hızlandırılmış bir dönem gibi yaşanıyor. Sanki çocukluk, yetişkinliğe hazırlık için katlanılması gereken kısa bir ara evre. Oyun vardı. Şimdi program var. Sokak vardı. Şimdi kurs var. Merak vardı. Şimdi hedef var. Ve fark etmeden çocukluk kısalıyor. Çocuk mu, Proje mi? Artık çocuklar büyümüyor; yönetiliyor.Hangi okula gidecek? Hangi branşta ilerleyecek? Hangi alanda fark yaratacak? Henüz kendi kararlarını verecek yaşta değilken,hayat planı hazır. Elbette rehberlik etmek gerekir. Ama yön vermek ile yön çizmek arasında fark vardır. Çocuk bir potansiyel taşır,ama potansiyel baskıyla değil, güvenle açılır. Boş Zamanın Kaybı Bugünün çocuklarının en büyük kaybı “boşluk”. Boşluk; hayal kurdurur. Boşluk; yaratıcılığı doğurur. Boşluk; iç dünyayı büyütür. Ama artık boşluk neredeyse yasak. Bir etkinlik bitiyor, diğeri başlıyor. Bir kurs tamamlanıyor, yenisi planlanıyor. Çocuk meşgul, ama derinleşemiyor. Çocuklar artık daha erken sorumluluk alıyor. Daha erken akademik baskı hissediyor. Daha erken “başarması” bekleniyor. Oysa gelişim bir yarış değil. Her çocuğun iç saati farklı. Erken büyüyen çocuk güçlü görünür, ama iç dünyası hazır olmayabilir. Peki Neden? Belki de cevabı basit: Biz korkuyoruz. Geride kalmasından, yetersiz olmasından,gelecekte zorlanmasından korkuyoruz. Ama sürekli hızlandırılan bir çocuk, hayatı sindirerek yaşamayı öğrenemez. Belki de Sormamız Gereken Şu Çocuğum bir gün çok başarılı olabilir. Ama çocukluğunu yaşayabildi mi? Çocukluk bir daha geri gelmez. Sınavlar telafi edilir. Kariyer değişir. Yollar yeniden çizilir. Ama kaçırılmış bir çocukluk, yerine konmaz. Belki de biraz yavaşlamalıyız. Programı değil, çocuğu merkeze almalıyız. Çünkü çocukluk bir hazırlık dönemi değil; başlı başına yaşanması gereken bir hayattır.