Bazı çocuklar, yaşlarından önce büyüyor.

Ama bu büyüme, sadece bedenle sınırlı bir değişim değil.

Son yıllarda yapılan pek çok psikolojik ve pediatrik araştırma, erken ergenliğin yalnızca

hormonal bir süreç olmadığını söylüyor.

Beyin gelişimi, duygusal olgunluk ve benlik algısı; bedensel değişimin çok gerisinden geliyor.

Yani beden hızlanıyor ama ruh aynı tempoya ayak uyduramıyor.

Psikoloji bize şunu söylüyor:

Çocuklukta beden algısı, benlik saygısının temel taşlarından biridir.

Erken değişen beden, çocuğun kendisiyle kurduğu ilişkiyi sarsabiliyor.

Bu da kaygı bozuklukları, içe kapanma, özgüven sorunları ve hatta depresif belirtilerle

kendini gösterebiliyor.

Araştırmalarda erken ergenliğe giren çocukların;

akran zorbalığına daha açık olduğu,

bedenlerinden utanma ve saklama davranışı geliştirdikleri,

“normal değilim” düşüncesini daha sık yaşadıkları görülüyor.

Çünkü çocuk zihni karşılaştırarak çalışır.

Akranlarıyla aynı görünmek, aynı kalmak ister.

Farklılaşmak ise çoğu zaman bir tehdit gibi algılanır.

Bir de yetişkin tepkileri var.

“Artık büyüdün”

,

“ona göre davran”

,

“çocuk değilsin” gibi cümleler,

çocuğun taşıdığı yükü ağırlaştırıyor.

Oysa psikoloji bize şunu net söylüyor:

Bedeni değişen çocuk, yetişkinleşmez.

Sadece daha fazla korunmaya ihtiyaç duyar.

Uzmanlar erken ergenlik yaşayan çocuklar için

en önemli koruyucu faktörün duygusal güven olduğunu vurguluyor.

Dinlenmek, ciddiye alınmak, sorularına sakin cevaplar bulmak…

Bunlar tedaviden önce gelen psikolojik ihtiyaçlar.

Belki de bu yüzden erken ergenlik meselesini konuşurken,

“ne yedi, ne içti” sorusunun yanına

“ne hissetti, neyi yalnız yaşadı” sorusunu da eklemek gerekiyor.

Çünkü bazı çocuklar erken büyümüyor.

Sadece, hazır olmadıkları bir süreci tek başına taşımaya çalışıyor.