Okul sporları; çocuğu spora yönlendirmek, hareketle tanıştırmak, eğlendirmek,

disiplin kazandırmak ve en önemlisi karakter inşa etmektir.

Bugün çocuklar her zamankinden daha hareketsiz. Ekran süreleri artıyor, açık alanda

geçirilen zaman azalıyor. Tam da bu noktada okul sporları bir “etkinlik” değil, bir ihtiyaçtır.

Çünkü çocuk sporla sadece terlemez; sabretmeyi, kaybetmeyi, tekrar denemeyi öğrenir.

Okul sporlarının amacı yalnızca fiziksel gelişim değildir. Elbette dayanıklılık artar, kas

gelişir, koordinasyon güçlenir. Ancak asıl dönüşüm psikolojik alanda olur.

Takım sporlarında çocuk “ben”den “biz”e geçer. Kaybettiğinde yıkılmamayı öğrenir.

Kazandığında kibirlenmemeyi deneyimler. Kurallara uymanın neden önemli olduğunu

içselleştirir. Bir maç sırasında yaşanan küçük bir hayal kırıklığı, ileride hayatın büyük

sınavlarına hazırlık olur. Spor sahası aslında hayatın provasının yapıldığı bir alandır.

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekir: Okul sporları elit sporcu yetiştirme

programı değildir. Ama yeteneği olan çocuğu keşfetme alanıdır. Her çocuk birinci olmayabilir.

Ama her çocuk sporla tanışmalıdır.

Okul sporlarının amacı:

Çocuğun hangi branşa yatkın olduğunu fark etmek,

Onu doğru alana yönlendirmek,

Sporu bir yaşam biçimi haline getirmesine zemin hazırlamaktır.

Bazen bir öğretmenin fark ettiği küçük bir yetenek, bir çocuğun hayat yönünü değiştirir.

Çocuk sporla tanışırken önce eğlenmelidir. Eğer süreç sadece performans ve sonuç

odaklı olursa çocuk spordan uzaklaşır. Oysa okul sporlarının ruhu neşedir.

Bağırarak tezahürat yapmak, takım arkadaşıyla omuz omuza mücadele etmek,

koşarken rüzgârı hissetmek…

Bunlar çocuğun hafızasında yer eden güçlü deneyimlerdir. Eğlenen çocuk devam eder.

Devam eden çocuk gelişir.

Spor yapan çocuk bedenini tanır. Yapabildiklerini fark eder.

“Başarabildim” duygusu

özgüveni besler. Bu özgüven sadece sahada kalmaz; derse, sosyal ilişkilere ve hatta

hayallere taşınır.

Özellikle içine kapanık çocuklar için okul sporları güçlü bir sosyal alan oluşturur.

Sahada konuşamayan çocuk yoktur; herkes bir rol üstlenir.

Okul sporlarına bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.

“Kaçıncı oldu?” sorusundan önce,

“Mutlu muydu?” sorusunu sormalıyız.

Sonuçtan çok süreci desteklemeliyiz.

Çocuğun emeğini takdir etmeliyiz.

Unutmamalıyız ki spor; sadece kasları değil, iradeyi de güçlendirir.

Okul sporları bir yarış organizasyonu değil; bir gelişim alanıdır. Amaç yalnızca derece

almak değil, çocukları spora yönlendirmek, onları eğlendirmek, sosyal olarak güçlendirmek

ve hayata hazırlamaktır.

Belki herkes kupa kazanamaz.

Ama sporla büyüyen her çocuk, hayata karşı bir adım önde başlar.