8 Mart'ta, kadınları anlatan cümleler yine çoğalacak.
Emeklerinden, sabırlarından, hayatın yükünü nasıl sessizce taşıdıklarından söz edilecek.
Ama bu yıl içimde başka bir cümle var:
Kadınlar en çok, zamanında duyulmayan sesleriyle yoruluyor.
Son günlerde peş peşe gelen acı haberler, hepimize bir kez daha aynı gerçeği hatırlattı. Şiddet, sadece yaşandığı anın meselesi değildir.
Öncesi vardır.
Sessizliği vardır.
Tedirginliği vardır.
Çoğu zaman fark edilen ama yeterince üzerinde durulmayan işaretleri vardır.
İşte tam da bu yüzden, kadına yönelik şiddet konusunda asıl mesele yalnızca üzülmek değildir; zamanında görmek, ciddiye almak ve sorumluluk hissetmektir.
Kadınlar hayattan büyük şeyler istemiyor.
Korkmadan yaşamak istiyorlar.
Kendilerini anlatırken şüpheyle karşılanmak istemiyorlar.
Kaygılarını dile getirdiklerinde küçümsenmek istemiyorlar.
Hayatlarının, başlarına bir şey geldikten sonra değil; yaşarken değer görmesini istiyorlar.
Bazen toplum olarak en büyük yanılgımız şu oluyor: Şiddeti yalnızca sonuca bakarak konuşuyoruz.
Oysa asıl dikkat etmemiz gereken yer, o sonuca gelene kadar biriken sessizliktir.
Bir kadının yüzündeki yorgunluk,
sesindeki tereddüt,
cümlesindeki çekinme,
bazen herkesin gördüğü ama kimsenin tam olarak üstüne gitmediği bir yardım çağrısı olabilir.
8 Mart’ı anlamlı kılacak olan da tam burada başlıyor.
Bu günü sadece kutlama diliyle karşılamak yetmez.
Biraz durup kadınların gündelik hayatta ne taşıdığına bakmak gerekir.
Evde, işte, sokakta, kurumlarda, yaşamın her alanında kadınların omzuna binen görünmez yükü görmek gerekir.
Çünkü kadın olmak, çoğu zaman sadece sorumluluk almak değil; aynı zamanda sürekli güçlü görünmek zorunda bırakılmaktır.
Oysa her kadın güçlü görünmek zorunda değildir.
Her kadın her şeyi tek başına taşımak zorunda değildir.
Her kadın anlaşılmak için defalarca aynı acıyı anlatmak zorunda değildir.
Bir toplumun olgunluğu da tam burada belli olur.
Kadına ne söylediğiyle değil, onu ne kadar hissettiğiyle…
Ne kadar duyduğu, ne kadar ciddiye aldığı ve ne kadar koruyabildiğiyle…
8 Mart’a girerken kadınlar için en doğru cümle belki de süslü olan değil, sahici olandır:
Yanındayım.
Duyuyorum.
Önemsiyorum.
Çünkü bazen bir hayatı değiştiren şey, büyük sözler değil; zamanında gösterilen insanlık olur.
Şunu artık daha açık söylemek gerekiyor:
Şiddetin en karanlık yüzü bazen geç kalınmış cümlelerdir.
Bu nedenle 8 Mart, yalnızca kadınların kıymetini hatırlama günü değil; onları hayatta, güvende ve görünür kılmanın sorumluluğunu hatırlama günüdür.
Kadınların huzurla yaşadığı bir toplum, herkes için daha adil bir toplumdur.
Ve biz, tam da böyle bir hayatı çoğaltmak zorundayız.