Bazı davalar vardır…
Sadece bir kişinin suçlarını anlatmaz.
Bir toplumun ihmallerini, suskunluklarını ve eksiklerini de gözler önüne serer.
Uzun yıllardır gündemde kalan Jeffrey Epstein davası da böyle bir dosyaydı.
Bu dava, yalnızca bireysel bir suçun yargılanması değildi.
Aynı zamanda çocukların nasıl korunamadığını,
İhmallerin nasıl sistematik hâle gelebildiğini,
Ve bazı karanlık yapıların yıllarca nasıl görmezden gelindiğini ortaya koydu.
Asıl soru şu bence:
Bu çocuklar neden daha önce korunamadı?
Neden yıllarca sesleri duyulmadı?
Neden ihmal ve istismar bu kadar uzun süre gizli kaldı?
Çünkü çoğu zaman sorun, sadece “suç işleyen” kişiler değildir.
Sorun; görmeyen, duymayan, susan ve sorumluluk almayan sistemdir.
Çocuk ihmali ve istismarı; sadece fiziksel bir zarar değildir.
Bu, bir çocuğun hayata olan güveninin kırılmasıdır.
Bu, geleceğinin karartılmasıdır.
Bu, onarılması çok zor bir yaradır.
Bir sosyal hizmet uzmanı, bir kadın ve bir anne olarak şuna inanıyorum:
Çocukları korumak, sadece ailelerin değil;
Toplumun, kurumların ve devletin ortak görevidir.
İhmal bazen bir tokat değildir.
İhmal bazen ilgisizliktir.
Bazen duyarsızlıktır.
Bazen “karışmayalım” demektir.
Ve ne yazık ki, en büyük zarar da çoğu zaman bu sessizlikten doğar.
Bugün hâlâ birçok çocuk;
Yaşadıklarını anlatmaya cesaret edemiyor,
İnanılmayacağını düşünüyor,
Yalnız bırakılıyor.
Oysa bir çocuğun söylediği her söz ciddiye alınmalıdır.
Her şüphe titizlikle araştırılmalıdır.
Her ihbar önemsenmelidir.
Çünkü bir çocuğun hayatı, hiçbir ihmale kurban edilemez.
Epstein davası bize şunu açıkça göstermiştir:
İstismar çoğu zaman gizlidir.
Fail çoğu zaman güçlüdür.
Mağdur çoğu zaman yalnızdır.
İşte bu nedenle koruyucu sistemler güçlü olmak zorundadır.
Okullarda, sağlık kurumlarında, sosyal hizmetlerde, adliyelerde ve kolluk birimlerinde çocuk odaklı bir yaklaşım esas olmalıdır.
Erken fark etme, erken müdahale ve sürekli takip mekanizmaları kararlılıkla işletilmelidir.
Aynı zamanda ailelere de büyük sorumluluk düşmektedir.
Çocuklarımızla konuşmalıyız.
Onları dinlemeliyiz.
Korkmadan anlatabilecekleri güvenli alanlar oluşturmalıyız.
Çünkü susan çocuk değil, korkutulan çocuktur.
Kadın aklıyla baktığımda gördüğüm şudur:
Bir toplum, çocuklarını ne kadar koruyabiliyorsa o kadar güçlüdür.
Bir ülkenin gerçek gelişmişliği, gökdelenleriyle değil;
Çocuklarının güvende olmasıyla ölçülür.
Bugün bir çocuğu koruyamazsak, yarın bir yetişkini kaybederiz.
Bugün ihmali görmezden gelirsek, yarın vicdanımızla yüzleşiriz.
Ve unutmayalım:
Çocukları korumak bir tercih değil, bir insanlık görevidir.
Sessiz kalmayalım.
Görmezden gelmeyelim.
Ertelemeyelim.
Çünkü her çocuk, güvenli bir dünyayı hak eder.