Bir sokak, bir akşam saati ve yarım kalan bir hayat…
İstanbul’da yaşanan Atlas Çağlayan olayı, yalnızca bir adli vaka olarak okunamayacak kadar tanıdık bir duyguyu hatırlattı bize:
Sokakların, kadınlar ve çocuklar için giderek daha temkinli adımlarla geçilen alanlara dönüşmesini.

Bu tür olayları artık yalnızca büyük şehirlerin meselesi olarak görmek zor.
Çünkü adresler değişse de hissiyat aynı kalıyor.
Okuldan dönen bir çocuk, bir kafeden çıkan genç ya da akşamüstü yürüyüşüne çıkan bir kadın…
Adımlar hızlanıyor, bakışlar çevreyi daha dikkatli tarıyor. Güvensizlik, fark edilmeden gündelik hayatın içine yerleşiyor.

Bu tablonun en hassas yerinde çocuklar duruyor.
Yetişkinlerin çözemediği sorunların arasında kalıyorlar.
Kimi zaman korunması gereken bireyler olmaktan çıkıp, haber başlıklarında tartışılan figürlere dönüşüyorlar.
Oysa bir çocuğun adı bir haberin konusuysa, orada yalnızca bir olay değil, hepimiz için düşünülmesi gereken bir sorumluluk vardır.

Buradan bakınca, İstanbul’da yaşanan bir olayın Samsun’daki günlük yaşamla doğrudan bir bağı olduğu görülüyor.
Çünkü bu duyguya yabancı değiliz.
Gündüzleri canlı olan sahil hattı, akşam saatlerinde daha sakin bir hâl alıyor.
İlkadım’daki meydan, Atakum’daki yürüyüş yolları, parklar…
Hepsi yerinde duruyor ama herkes aynı rahatlıkla kullanamıyor.

Samsun bir sahil kenti.
Ferahlığıyla, açık alanlarıyla bilinir
Ancak gün batımıyla birlikte bu ferahlık, yerini daha temkinli bir sessizliğe bırakabiliyor.

Kadınlar bunu çok iyi biliyor.
“Biraz daha erken döneyim” düşüncesi, çoğu zaman yüksek sesle söylenmeden verilen bir karara dönüşüyor.

Çocuklar içinse kamusal alan giderek daralıyor.
Oynamak, dolaşmak, eve dönmek artık spontane değil; planlı.
Saatlere, güzergâhlara ve yetişkin denetimine bağlı.
Şehir aynı şehir ama çocukluk daha az özgür.

Elbette mesele yalnızca güvenlik önlemleriyle açıklanamaz.
Sokakların güvenli olması, yalnızca kolluk gücüyle sağlanacak bir durum değildir.
Eğitim, sosyal destekler, aile yapısının güçlendirilmesi ve kamusal alanların gerçekten sahiplenilmesi bu işin temelini oluşturur.
Parklar, sahiller ve sokaklar ancak herkes için güvenliyse gerçek anlamda kamusaldır.

Samsun’da hissedilen bu sessiz çekilme, Türkiye’nin pek çok kentinde yaşanan ortak bir durumun yansımasıdır.
İstanbul’da yaşanan bir olayın yankısı Samsun’da bir akşam yürüyüşünde hissediliyorsa, mesele şehirlerin değil; ortak bir yaklaşım eksikliğidir.

Mesele suçlu aramak değil, sorumluluğu birlikte düşünmektir.
Çünkü güvenli sokaklar bir ayrıcalık değil, herkes için ortak bir kamusal haktır.
Ve çocuklar, ancak yetişkinler bu sorumluluğu üstlendiğinde gerçekten güvende olur.