Öğretmenliği sevdiğimi söylediğimde, çoğu insan bunun öğrencilerle kurulan bağdan ibaret olduğunu düşünüyor. Elbette bu bağ çok kıymetli. Ama öğretmenliği sevmek, yalnızca çocukları sevmekle açıklanamayacak kadar kapsamlı bir şey. Çünkü bir öğretmenin mesleğe olan bağlılığı, sadece sınıfın içinde değil; sınıfın etrafında kurulan düzenle de doğrudan ilgili. Ben dersimin ciddiye alındığı bir okulda çalışıyorum. Zamanın, emeğin ve hazırlığın karşılığının olduğu bir yerde. Dersin “bir saat doldurulan” değil, gerçekten işlenen bir alan olarak görüldüğü bir ortamda. Bu, kulağa çok basit gelebilir ama bir öğretmen için en temel motivasyonlardan biridir. Çünkü emek, ancak değer gördüğünde sürdürülebilir.

İdarecilerin tutumu da burada belirleyici oluyor. Öğretmenin sınıf içindeki duruşuna saygı duyulan, alınan kararların arkasında durulan bir anlayış var. Sürekli kontrol edilen değil, sorumluluk verilen bir öğretmen olmak insana şunu hissettiriyor: “Burada işime güveniliyor.” Bu güven, öğretmenin sesine, duruşuna ve sınıf içindeki hâkimiyetine doğrudan yansıyor. Disiplin anlayışı da aynı şekilde net. Kurallar var, ama keyfi değil. Ne öğrencinin ne de öğretmenin kafası karışıyor. Sınırlar belli olduğu için, tartışmalar değil ders konuşuluyor. Disiplinin baskıyla değil, tutarlılıkla sağlandığı bir ortamda herkes daha sakin, daha odaklı oluyor.

Bazen derste şunu fark ediyorum: Öğrencilerim neyin beklendiğini biliyor. Derse nasıl girileceğini, nasıl dinleneceğini, ne zaman söz alınacağını... Bu netlik, öğretmeni karşılarına almalarını değil, dersin içinde olmalarını sağlıyor. Ve bu, öğretmenlik mesleğini her gün yeniden sevdirebilen bir şey.
Ben öğretmenliği her gün olağanüstü şeyler yaşandığı için sevmiyorum. Aksine, çoğu gün oldukça sıradan geçiyor. Ama o sıradanlığın içinde bir düzen, bir istikrar, bir karşılık var. Derse giriyorum, ders işleniyor, sınıf yönetiliyor ve gün sonunda “işimi yaptım” duygusuyla çıkıyorum. Bu, her meslekte bulunmayan bir tatmin.
Öğretmenlik çoğu zaman fedakârlıkla anlatılıyor. Oysa ben öğretmenliği, tek başına verilen bir mücadele olmadığı zaman seviyorum. Doğru bir anlayışla, doğru bir sistemle desteklendiğinde; insanı tüketen değil, güçlendiren bir meslek olabiliyor.
Belki de bu yüzden hâlâ isteyerek sınıfa giriyorum. Çünkü öğretmenlik, sadece anlatmak değil; değer görmek, ciddiye alınmak ve yaptığı işin bir karşılığı olduğunu hissetmek demek. Ve evet, ben bu yüzden öğretmen olmayı seviyorum.