Zil sustu. Koridorlar boşaldı. Çantalar bir köşeye bırakıldı. Sömestr tatili dediğimiz şey, takvimde iki hafta gibi görünür ama aslında herkes için ayrı bir anlam taşır. Öğrenci için özgürlük, öğretmen için derin bir nefes, veli içinse “Bu çocuklar şimdi evde mi olacak?” gerçeği.
Önce şunu kabul edelim: Dinlenmek tembellik değildir. Öğrenciler için de öğretmenler için de. Bir dönem boyunca aynı saatte uyanmak, aynı sınıfta oturmak, aynı beklentilerle yaşamak kolay iş değil. Zihin de kas gibidir; sürekli çalıştırınca değil, doğru zamanda dinlendirince güçlenir.
Öğrencilere hep “verimli tatil” önerileri yapılır. Kitap listeleri, testler, planlar... Elbette okumak güzeldir, merak etmek değerlidir. Ama biraz sıkılmak da iyidir. Çünkü sıkıntı, hayal gücünün gizli kapısıdır. Çocuklar bazen ne yapacaklarını bilmediklerinde, asıl öğrenme başlar. Öğretmenler içinse sömestr, görünmeyen bir yorgunluğun fark edildiği zamandır. Sadece ders anlatmaktan değil; dinlemekten, sabretmekten, aynı soruyu kırkıncı kez aynı sakinlikle cevaplamaktan yoruluruz. O yüzden bu tatil, “hiçbir şey yapmama” lüksünün vicdan azabı olmadan yaşanabildiği nadir zamanlardan biridir.
Velilere gelince... Tatil demek, çocuklarla daha çok zaman demektir. Bu zamanın tamamını “verimli” yapmak zorunda değilsiniz. Bazen birlikte çay içmek, aynı koltukta sessizce oturmak, hatta biraz dağınıklığa göz yummak yeterlidir. Çocuklar mükemmel programlardan çok, yanlarında gerçekten bulunan yetişkinleri hatırlar.
Havalar soğuk. Dışarısı acele etmiyor. Belki biz de etmeyelim. Bu iki haftayı bir yarışa çevirmeden, eksikleri kapatma telaşına düşmeden geçirebiliriz. Biraz yavaşlamak, biraz uyumak, biraz düşünmek kimseye zarar vermez.
Sömestr tatili mucizeler vaat etmez. Ama doğru kullanılırsa şunu öğretir: Herkesin durmaya, nefes almaya ve yeniden başlamaya ihtiyacı vardır. Hem öğrencilerin... hem öğretmenlerin... hem de velilerin.
Zil yine çalacak. Ama bu kez biraz daha dinlenmiş, biraz daha sakin, biraz daha hazır olabiliriz.